| | mbiterge 15-04-2008, 04:35 PM Sevgili İntihar Mektubu;
Ne gariptir ki, her zaman klişe olmuş "Sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım" sözü şu an için geçerli değil. Aslında garip olan benim bu satırları yazarken aynı anda senin okuman. Çünkü ilk defa yazdığım bir mektubun alıcısı yok. Alıcısı harflerle kirlenmeyi bekleyen boş, bembeyaz bir kağıt parçası.
İnsanlar neden intihar etmeden önce bir şeyler yazar ki? Amaçları gitmeden önce bir şeyleri değiştirmek mi, yoksa bütün sırlarını açıklayıp, nedenleri belirtip, yıllardır onu anlayamadığını düşündüğü insanların iş işten geçtikten sonra onu anlayabilmelerini sağlamak mı?.
Ama yok... Benim durumum farklı. Ben bu mektubu sana yazıyorum sevgili mektup. Benle birlikte yok olup gideceksin bu dünyadan. Kimse de okuyamayacak !
Çok fazla derdim yok benim. İntihara meyyalim dertten de değil aslında. İntihar girişimim kavuşmak için olacak. O kadar özledim ki O'nu !.. Benim yarim ateistti !.. Belki de benim yüzümden öldü. Hala emin değilim.. Neyse sevgili intihar mektubu fazla derine inmeyelim... Ben onu çok özledim. Bu o kadar büyük bir özlem ki artık onu görmek istiyorum. Ve sanırım bu özlemden ziyade büyük, kocaman, yüce bir aşk.. Ölümüne aşk !..
Evet bu kadar çok seviyorum onu. Delicesine.. Evet belki delilik bu az sonra yapacağım. Ama ben inanan biriyim, müslüman biriyim lakin cennete gideceğimin garantisi olmadığı gibi cehenneme gideceğimin de garantisi yok. İşi şansa bırakamam sevgili intihar mektubu. Bir an önce dünya ile ilişiğimi kesip cehennemde kavuşmam lazım sevdiğime.
Az sonra bidondaki benzini üzerime dökeceğim.Ardından çakmağımla önce seni, sonra seninle kendimi tutuşturacağım. İkimiz de aynı anda yok olacağız. Bu belki de bir cehennem provası olur ne dersin?.. Hazır mısın sevgili intihar mektubu?.
Güle güle !.. mbiterge 15-04-2008, 04:35 PM Su renksizken deniz nasıl mavi oluyor diye merak ettiğim yaz günlerini hatırlıyorum. Yosunların kirlettiği bir lacivertte yüzerken, suyun dibini göremediğim için ayaklarımın tabanını rahatsız eden sertliklerden huylandığımı hatırlıyorum. Ve hemen ardından hızla koşmaya çalıştığımı ancak bir türlü süratlenemediğimi hatırlıyorum dalgaların manisiyle. Huysuz esen rüzgarın tenime kırbaç sertliğinde kumları taradığı bir günbatımı şekerlemesinde, bu defa da havanın renksiz olduğu geliveriyor aklıma. Hava renksizken gökyüzü nasıl mavi oluyor diye merak ettiğim yaz günlerini hatırlıyorum ben. Derken iftar çadırı kuyrukları geliyor gözümün önüne. Daha ikindi ezanı bile okunmadan kaldırıma oturmuş fukaraların, ben üzerimdeki kalın paltoyla üşürken, pörsümüş ve bin bir cefanın ter kokularını yayan oduncu gömleklerini, lisedeyken giymekten nefret ettiğim gri ve incecik kumaş pantolonlarını, benim ayakkabımın onda biri fiyatındaki en yenisi üç yıllık çamurlu ayakkabılarını hatırlıyorum kimi zamanlar.
Korktuğumdan değil vallahi;
Garipsiyorum sadece.
Gülümsüyorum birazcık da..
Gamzelerden bir krater haritası oluyor suratım. İlkokuldaki kız arkadaşımın bir akşam çıkışı vakti, servis minibüslerinin sıralandığı o yokuş kaldırımın ani bir tenhalığında, apansız beni yanaklarımdan öpüşüne ve koca adımlarla hızla uzaklaşmasına gülümsüyorum sinsi sinsi. Yılbaşı dansözlerinin çıplaklığından şikayetçi babaannemin ‘cık cık’larına, altın günü misafirlerinin talihsiz olaylar karşısındaki ‘vah vah’larına ve rakip takımdan yıldız bir futbolcunun sakatlanmasından hoşnut kıraathane müdavimlerinin ‘oh oh’larına gülümsüyorum hıçkıra hıçkıra. Sonra diğerleri ziyaretime geliyor. Ana haber bültenlerinin kenar mahalleleri konu alan görüntülerinde, lağım sularında top koşturan çıplak ayaklı çocukları gölgeleyen seçim öncesi parti bayraklarına gülümsüyorum. Gülümsüyorum, özel okul servisi eve yirmi metre uzaklıkta bıraktığı için babasına veryansın eden bir öğrenciye. Gülümsüyorum çünkü okuma arzusuyla yanıp tutuşan felçli oğlunu on kilometre uzaklıktaki döküntü okula her gün sırtında taşıyarak getirip götüren bir annenin gıkı bile çıkmıyor. ‘Yoruluyor musun?’ diye soranlara o da benim gibi gülümsüyor. Bu yüzden ben de gülümsüyorum.
Korktuğumdan değil vallahi;
Garipsiyorum sadece.
Seviniyorum birazcık da..
Dişli Avrupa takımlarını teker teker dize getirdikten sonra gelip de kötü bir sezon geçiren Fenerbahçe’ye yeniliveren Galatasaray’ı bir daha göremeyeceğim için seviniyorum. Rasgele kurulan takımların halı saha maçında, kaleci olmadığından ötürü her oyuncunun bir gol yeme süresince kalede bulunacağı bir sistemde, sıranın bana geldikten sonra ne hikmetse karşı takımın bir türlü gol atmamasının bundan böyle içimi kemirmeyeceği için seviniyorum. Sevindiğim daha bir çok şey var. En çok da seviniyorum zaten. Yaşarken çok az sevindiğim için bu kadar seviniyorum belki de. Sevinme sırası artık bende. Daha önce bir işi gerçekleştirmek için bu kadar seçenek, bu kadar alternatif hiç sunulmamıştı bana. Tercihimi keyfime göre yapacağım için seviniyorum. Çatıya çıkmayayım en iyisi, yükseklik korkum var benim. Bileklerimi kesemem, çok tatlıdır benim canım. Ağaçları severim daha ziyade. Dar ağacında son bulacağım için, ah ne çok seviniyorum! Aslında hazzetmediğim tek canlı familyası olan böceklerden, artık ürpermeyeceğim için seviniyorum. Talan edilecek etlerim, dirhem dirhem koparılırken canım acımayacak diye seviniyorum. Oysa ne çok haykırırdım yaşarken, ruhum yudum yudum emildiği için. Ve artık emen ben olacağım için seviniyorum, çisil çisil sağanakları. Seviniyorum çünkü toprak kokacak bundan sonra ülkem ve ben tavla oynayacağım benim gibi toprak olmuş diğer vatandaşlarımla.
Korktuğumdan değil vallahi;
Garipsiyorum sadece.
Ağlıyorum birazcık da..
Ailemi ve beni sevenleri üzeceğim için ağlıyorum. Beni sevmeyenleri güldüreceğim için ağlıyorum. Yaşlı başlı amcalar, başörtülü teyzeler! Siz bilmiyorsunuz belki ama, giyinişime ve saçlarıma ters ters baktığınız ben, bazen de sizler için gizli gizli ağlıyorum. Korkaklara ağlıyorum, otobüs kuyruklarında dahi, sıranın önüne geçmek maksadıyla şebek olanlara göz yumulmasına. Çekingenlere ağlıyorum, sınıfın en güzel kızına ‘bizi ne yapsın’ gözüyle bakıp, deneyim kazanmak uğruna çirkinlerle çıkanlara. Ağlıyorum ben. Ağladıkça dağlar yeşerir mi bilmiyorum. Ağlıyorum ama güneşi bir türlü tutamıyorum. Bir laf vardır ya, ‘hıncımı senden almayayım!’ diye, ‘yakınlarıma patlıyorum’un ağabeyidir bu ve ben ne zaman duysam bu biraderleri, psikolojiye bile ağlıyorum. Yalandır bu biraderler, inanmayın. Bunların hepsi dolandır, kanmayın. Seslerin hiç yükselmediği bir masalı dinlerken ben ağlıyorum kuytu köşe.
Korktuğumdan değil vallahi;
Garipsiyorum sadece.
Merak ediyorum birazcık da..
Merak kediyi öldürür derler ya, ben öleceğim için merak ediyorum. Cennete mi gidiyorum yoksa cehenneme mi? Belki de bambaşka bir yere. Gideceğim yeri tarif edecek biri çıkacak mı karşıma, çok merak ediyorum? Çünkü ben yaşarken hep şaşırırdım yolları. Ben ölünce ruhum çıplak mı kalacak, merakımdan çatlıyorum? Çünkü ben yaşarken hep utanırdım da. Merak ediyorum deli gibi. Heyecanlıyım biraz da. Hurilere en güzide esprilerimi ya da zebanilere en duyulmadık küfürlerimi saklıyorum. Pişman olacak mıyım, merak ediyorum? Ben ölünce geriye, pişman olacak bir ben kalacak mı diye merak ediyorum? Eğer bir hayalet olursam, kimlerin kabuslarına gece yarıları karabasan gibi çökeceğimi ise hiç merak etmiyorum. İsimleri tek tek zihnimde çünkü, esprilerim ve küfürlerim gibi. Ama ben merak ediyorum, ölünce unutacak mıyım her şeyi? Sevda türkülerim uçup gidecek mi zihnimden? Yazdığım şiirleri hatırlayacak mıyım? Eski aşklarım ne renk bakardı, gökkuşağından seçebilecek miyim? Yolculuklarda midem bulanır, merak ediyorum yine bulanacak mı? Yoksa bundan böyle ben artık kusmayacak mıyım? Yaşarken hep kan kusardım da. Bundan sonra acıkmayacak mıyım? Yaşarken en büyük silleleri yemek hep bana kısmet olurdu da. Artık üşümeyecek miyim ben, merak ediyorum? İçten öpmeyecek miyim bir daha? Burnumda tütmeyecek mi sevdiklerim. Ha bu arada, merak ediyorum kimi rahmetlilerin adreslerini orada bulabilecek miyim?
Garipsediğimden değil vallahi;
Korkuyorum sadece.
Sanki..
Sanki titriyorum birazcık da..
Dünya ziyaretleri kısa olurmuş.
İmtihan ya ne de olsa, soruları boş bırakıp çıkıyorum.
Dört yanlışlar hepinize! mbiterge 15-04-2008, 04:35 PM Yine bunalım dolu bir dinginlik içinde ruhum... Sanki birisi tarafından yönlerdiriliyorum bir boşluğa. Etrafım boşalıyor... Yanlız kalıyorum... Tek tabanca bir hayat sürmeye zorluyor birşeyler beni, istemiyroum ilgi, istemiyorum...
Herşey boş geliyor, konuşmalar, arkadaşlıklar, derslerde verilen anlamsız saçma sapan formüller, tarihler.. hepsi boşş.. herşeye karşı bir isteksizlik.. sıkılıyorum.
Alışkanlıklarımla beraber herşeyi bırakma duygusu, çekip bir bilinmeze yol alma isteği beliriyor an be an.. Yapamıyorum, gelecek kaygısı engel oluyor, engellere takılıp kalıyorum.
Zamansız, mekansız bu duygularla savaşmak zor geliyor. Başaramıyorum.
Herşey, siyah beyaz bir dünyada var olar kuşku gölgelerinin gri tonlarından ibaret.
Bu andan sonra yaşamamak korkunç bir duygu. Dipsiz bir kuyuya gömülmek yada onun gibi birşey. HERŞEY ÇOK KARMAŞIK.
Hiçbir kalp tarafından sevilememe duygusunu, ilişkilerin sadece cinsel bir açlığın tatmini olmasını garipsiyorum. Sürekli bir "ama" pozisyonunda yaşamaktan sıkıldım artık. Virgülleri okuyamıyorum, Bu cümleye bir nokta koymanın vakti gelmedi mi?
20 yıllık bir macera böyle sonlanmamalıydı, bu kadar çelişkili olmamalıydı hayat, yüzüme bu kadar maske takmamalıydım. Her cümleden sonra "ama" koymayı bırakıp, "Herşeye rağmen" demeyi öğrenmeliydim.
******* Burası özel*******
Off.. yine ağır geldidüşünmek. Damarlarım yavaş yavaş uyuşmaya başladı, gözlerimi kapatmayı istemiyorum... Biliyorum yine balayacak herşey uyanınca.
Ümit etmek öldürüyor bedenimi, sabırsızım, bekleyemiyorum. İstemedim şimdiye kadar bir yudum sevgiden aşkan başka birşey, olmadı, olmuyor, zaten artık olmayacak..
Kimseye güvenemiyorum, Dediğim gibi, umut öldürüyor adamı.
Hayatın mecaz anlamlarında yaşayan zehirli bir yılan gibiyim, ve her zehirli yılan gibi, kimse zarar görmeden yok edilmeliyim.
Karanlıklardan korkuyorum, ama bir damla ışık yok ki dünyamda...
Son cümlemi yazmak istemiyorum bu nota... son cümlem... aşkım... hayatım... SONUM.
Nietzsche'yi seviyorum. ama ondan üstünüm galiba, onun gibi şizofreni ile kardeşçe yaşamaktansa, kısa bir küfür sallayıp veda edeceğim.. (hala başaramadım.. az kaldı)
Artık düzgün yazmakta zorlanıyorum... Herşey iyiden iyiye dönmeye başladı.. Ucuz bir fahişeyle son bir kez sevişmek istiyorum....
Manası yok artık, beynimin bana oynadığı bu labirentleri yıkacak güce sonunda sahibim. bu gibi oyunların bana engel olmasına izin vermeyeceğim.
Benim celladım, kimse değil. ben de değilim, zaten bir hiçtim, hiçlikte yaşamaya devam edeceğimç Arkamdan ağlayacak kimse olmaması ne acı! Sevip dayanacağım, ağlayacağım bir omuz olsaydı... Offf...
elveda .
sonucu tahmin etmişsinizdir, yapacaklarınızı asla biriktirmeyin. en basitinden birisininden hoşlanıyorsanız cesaret toplamak adı altında vakit kaybetmeyin. herşey o anda güzeldir.
bir veda mektubu, bir jilet, hertaraf kan. mbiterge 15-04-2008, 04:35 PM SON MEKTUP
(Şairin cesedinin yanında bulunmuştur)
Hepinize!..
İşte ölüyorum. Kimseyi suçlamayın bundan ötürü. Hele dedi-
kodudan, unutmayın ki, merhum nefret ederdi.
Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! Bağışlayın beni. İş değil
bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem),ama benim için başka bir çı-
kar yol kalmamıştı.
Lili, beni sev.
Hükümet Yoldaş! Ailem : Lili Brik, anam, kız kardeşlerim ve
Veronika Vitoldovna Polonkaya' dan ibarettir. Yaşamlarını sağlar-
san, ne mutlu bana..
Bitmemiş şiirleri Brik'lere verin, ne lâzımsa onlar yapar.
"Bir varmış bir yokmuş"
derler hani :
Aşkın küçük sandalı
hayat ırmağının akıntısına
kafa tutabilir mi!
Dayanamayıp parçalandı işte sonunda...
Acıları
mutsuzlukları
karşılıklı haksızlıkları
h a t ı r l a m a y a b i l e d e ğ m e z :
Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.
Ve sizler mutlu olun
yeter.
Vladimir MAYAKOVSKI | |