mbiterge
21-03-2008, 11:16 AM
http://img434.imageshack.us/img434/6921/po70290mo.jpg
[font=Franklin Gothic Medium]ATOM BOMBASININ KISA TARİHİ
1939
1939 yılı, atom fiziği için bir atılımı gördü. Sürgün Yahudi fizikçi Lise Meitner, Hahn ve Strassman’ın Berlin’de yapmış oldukları, ama atomu bölmüş olduklarını fark etmedikleri deneyin imalarını kavradı.
Haberler, Nazi rejiminden kaçan diğer Yahudi bilimcilerin sığınma istediği Amerika Birleşik Devletleri’nde hareketlilik kıvılcımı saçtı. Mart’ta Macar Leo Szilard, içinde parçalanan bir atomun bir diğerinin parçalanmasına neden olduğu zincirleme bir reaksiyonun mümkün olduğunu deneysel olarak gösterdi. Ağustosta bilimciler liderleri olarak Einstein ile birlikte, Franklin D. Roosevelt’e yazarak onu, Hitler’in atom bombası yapabileceğine dair uyardılar.
1941
Mart 1940’ta Albert Einstein, atom bombasının mümkün olabilirliği hakkında Başkan Roosevelt’e bir daha yazdı. Amerikan Savunma Dairesi o zaman, hiçbir askeri adamın inanmadığı süper silahın geliştirilmesi için 6 bin Dolar yatırdı.
Mart 1941’de Kaliforniya’da bir grup fizikçi, uranyumu platunyuma dönüştürmeyi başardı. Yarım mikrogram ürettiklerinde, onu yavaş nötronlarla bombardımana tabi tutmaya başladılar ve parçalanabildiğini gördüler. Bir İngiliz-Amerikan ekibi oluşturuldu ve 6 Aralık 1941’de, Pearl Harbor’un bombalanmasından önceki gün Birleşik Devletler, atom bombasına dönmeye karar verdi.
“Fermi ile tokalaştım ve bu günün insanoğlunun tarihine en karanlık gün olarak geçeceğini düşündüğümü söyledim.”
1942
Ağustos 1942’de Almanya yayılmasının en üst noktasındaydı, Birleşik Devletler’de Manhattan Projesi’nin ilk adım atıldı. Westinghouse, 3 ton saf uranyum teslim etti. Enrico Fermi ve Leo Szilard, bir reaktör inşa etmeye başladılar. 2 Aralık 1942, saat sabah 3.30’da reaktör ilk zincirleme reaksiyonu becerdi. Szilard: “Fermi ile tokalaştım ve bu günün insanoğlunun tarihine en karanlık gün olarak geçeceğini düşündüğümü söyledim.”
Yine de Szilard ve meslektaşları, Hitler’in bilim adamlarının hedefe kendilerinden önce varabilecekleri korkusuyla, çalışmaya devam ettiler. Ama Almanya’nın kırılması yaklaştı ve Hitler’in süper silaha sahip olmadığı çok açık olarak anlaşıldı. Durum değişmişti. Szilard, eğer bombasını kullanırsa gelecekteki karşılıklı dehşet konusunda Roosevelt’e yazarak onu uyardı. Roosevelt, mektup kendisine ulaşamadan bir gün önce öldü.
1945
Roosevelt’in varisi Harry Truman, bilim adamlarının uyarılarını dikkate almadı. Almanya yenildi. Dışişleri Bakanı Byrnes’in, Szilard’a söylediği gibi; atom bombası Japonya ile olan savaşa son verecek ve “Rusya üzerinde derin etki bırakacaktı”.
Ama Şikago bilim adamları direndiler. 11 Haziran 1945’te atom bombasının kullanılmasına güçlü bir şekilde karşı çıkan Franck Grup Raporu çıktı: “Birleşik Devletler, insanoğlu üzerinde ayrımsız yıkımın bu yeni silahını ilk piyasaya çıkaracak olursa, dünya çapındaki kamuoyu desteğini kurban edecek, silahlanma yarışını hızlandıracak, böyle silahların gelecekte kontrolü üzerine bir uluslararası anlaşmaya ulaşma imkanına karşı ön yargılı yaklaşımı doğuracaktı.”
Truman, bombanın nasıl kullanılacağı sorununu Savunma Bakanı Stimson başkanlığındaki bir komiteye devretti. Komite, Japonların uyarılmaması ve saldırının sivil bölgelere karşı değil, ama “büyük miktarda işçi çalıştıran ve yakın etrafındaki işçi evleriyle, hayati önemdeki savaş sahalarının” hedef alması gerektiğini önerdi.
Öneri kendi kendisiyle çelişkiliydi, çünkü meskun bir bölge, sivil bölgesi olarak tanımlanır ve gerçekçi değildi, çünkü bombanın etkileri şehrin saptanacak parçasıyla sınırlandırılamazdı. Gerçekte ise hedefin merkezi, şehrin sivil göbeğiydi.
17 Temmuz’da ilk atom bombası denemesi New Meksiko’da yapıldı. Atom bombasını mümkün hale getirmiş olan Leo Szilard ve diğer 69 bilim adamı, sonraki gün Truman’a gönderdikleri dilekçede, karşıt uyarılmadan atom bombasının kullanılmamasını istediler. Askerler, mektupla ilgilendi ve Truman’a asla ulaşmadı.
26 Temmuz’da, Birleşik Devletler ve Büyük Britanya’nın eğer koşulsuz teslim olmazsa Japonya’yı “derhal ve tam yıkım”la tehdit ettikleri Potsdam Deklarasyonu çıktı. İmparatorun rolü ve atom silahı üzerine hiçbir şey söylenmiyordu.
28 Temmuz’da beklendiği gibi Japonlar, Müttefiklerin muhtırasını reddetti, ama aynı zamanda son birkaç aydır, müzakere masasına oturmak için Müttefiklere ulaşma meyvesiz girişimleri devam ediyordu.
http://img32.imageshack.us/img32/6517/enolagay5502ic.jpg
HİROŞİMA, saniye, saniye
6 Ağustos 1945 sabahı, saat 8’i 16 dakika iki saniye geçe, süper silah rüyası gerçek oldu. İlk atom bombası, Hiroşima’nın üzerinde uyarı yapılmadan 12500 ton trotyl (TNT) gücüyle patladı. Yeni çeşit savaş başlamıştı. Olaylar, bu yeni savaşın ilk saniyesinde böyle gelişti:
0.00
Bomba Hiroşima merkezindeki Shima Hastanesinin yaklaşık 600 metre yukarısında, sabahın en işlek saatinde patlatıldı. Patlama noktasında sıcaklık, bir saniyenin milyonda biri süresinde birkaç milyon dereceye yükseldi.
http://www.astrosurf.org/lombry/Physique/bombe-hiroshima-b29.jpg
0.01
300 bin derece sıcaklığındaki ve 15 metre çapında bir ateş topu oluştu. Aynı zamanda nötronlar ve gamma ışınları yere ulaştı ve yaşayan organizmalar üzerinde doğrudan tahribata neden oldu.
http://www.astrosurf.org/lombry/Physique/bombe-hiroshima.jpg
0.15
Ateş topu yayıldı ve patlama dalgası daha hızlı bile yayıldı, hava parıldayana kadar ısındı.
0.2-0.3
Muazzam miktardaki kızılötesi enerji oluştu ve insanlarda doğrudan yanma yaralarının çoğuna neden oldu.
http://www.astrosurf.org/lombry/Physique/bombe-hiroshima-aloft.jpg
1.0
Ateş topu maksimum boyutlarına, yaklaşık 200-300 metre çapına ulaştı. Ateşi yayan patlama dalgası ses hızıyla ilerledi.
Günün geç saatlerinde kurtarma ekipleri bölgeye vardıklarında, kurtaracak çok şey kalmamıştı. Görevleri esas olarak on binlerce cesedi toplamak ve kaldırmaktan oluşuyordu. Hemen ölmüş olanlar yıkıntıların içine bırakıldılar. Birkaç dakika ya da birkaç saat yaşamış olanlar, köprülerin üstündeki ve nehrin kenarındaki yığınların içine bırakıldılar ya da kendilerini ateş fırtınasından kurtarmaya çalıştıkları suda sürüklenmeye bırakıldılar.
Takriben 95 bini sivil olan 100 bin insan derhal öldü. Yine çoğunluğu sivil olan bir diğer 100 bin, radyasyonun etkisiyle yavaş yavaş ve uzayan bir ölümle öldüler.
İki gün sonra, 8 Ağustos’ta, Sovyetler Birliği, ABD’nin isteği üzerine Japonya’ya karşı savaşa girdi.
Bir gün sonra ABD, Nagasaki’ye bir atom bombası attı.
http://www.astrosurf.org/lombry/Physique/bombe-nagasaki2-charles-sweeney-pilot-bockscar.jpg
14 Ağustos’ta Japonya teslim oldu.
Ertesi gün, savaş boyunca uygulamada olan askeri sansür kaldırıldı, ancak bir istisna ile: Atom bombasının etkileri üzerine hiçbir şey yazılamazdı.
TRUMAN: “HİROŞİMA ASKERİ ÜS”
Amerikalılara, atom silahının 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’da patlamasını ilk duyuran, Pearl Harbor’un bombalanma gününden 44 ay sonraki Başkan Truman’ın duyurusuydu: “16 saat önce bir Amerikan uçağı, önemli bir Japon askeri üssü olan Hiroşima üzerine bir bomba attı.”
Truman, Hiroşima’nın sadece bir askeri üs değil, ama aynı zamanda 400 bin sivilin şehri olduğundan ve bombanın sadece üssü değil, aynı zamanda şehrin kalbini hedeflediğinden bahsetmeyi unuttu.
Ertesi gün Truman açıklamayı genişletti. Saldırı için bir askeri üs seçilmişti, “çünkü ilk saldırıda sivillerin öldürülmesini mümkün olduğu kadar önlemeyi arzuladık” dedi. Fakat eğer, onları isimlendirdiği gibi, “Jap’lar” teslim olmasalardı, bu dikkat kısa süre sonra kenara atılması gerekecekti ve “maalesef binlerce sivilin yaşamı kaybolacaktı.”
Bu, Hiroşima’da binlerce sivil yaşamın kaybolmamış olduğu intibasını bıraktı. Truman’ın çok iyi bildiği gibi, bu bir yalandı.
Birkaç yıl sonra Truman’ın 1945 yazındaki Potsdam Konferansı’ndan kalan günlüğü, karısına yazdığı mektuplarla birlikte bulundu. İşte Truman’ın bombanın politik değeri konusunda tümden net olduğunun ispatı: Truman, Japonya’nın teslim olmak istediğinin bilincindeydi ve Sovyetler Birliği’nin savaşa girişinin Japonya’nın sonu anlamına geldiğini fark etmişti. Bombayı attığında, başka sözlerle vurgulanırsa, savaşı sona erdirmek için bombanın gerekli olmadığını biliyordu.
HİROŞİMA’DAN MANZARALAR
“Birleşik Devletlerde eğitim gördüm. Batı uygarlığına inanıyorum. Hıristiyan değilim. Fakat Hıristiyanlar burada yapılmış olanı nasıl yapabilirler? En azından, bu korkunç hastalığı durdurabilmemiz için, bunun ne olduğu bilen bazı bilimcilerinizi gönderin.”
http://www.hiroshima-is.ac.jp/Hiroshima/Images/Photo%20Gallary/A-bomb%20scene2.jpg
Sadece bir gazeteci, Avusturalyalı Wilfred Burchett, kuralları delmeyi ve Hiroşima’dan sansürsüz haber geçmeyi başardı. 6 Eylül tarihli London Daily Press’in ön sayfasını dolduran haberi, sonradan kağıda basılarak dünya çapında yayılır. “Hiroşima’da, şehri yıkan ve dünyada şok etkisi yaratan ilk atom bombasından 30 gün sonra bile hala insanlar ölüyor, hem de esrarengiz ve dehşet verici şekilde – felakette yara almayanlar, ancak atom vebası olarak tanımlayabileceğim meçhul bir şey oluşturuyorlar.”
http://www.hiroshima-is.ac.jp/Hiroshima/Images/Photo%20Gallary/a-bomb%20dome.jpg
Şehirde ayakta kalan tek bir hastane var, Burchett, fiziki fenalaşmanın çeşitli aşamalarındaki yüzlerce hastayı döşemeye uzanmış gördü. Bir deri bir kemik kalmış vücutları iğrenç bir koku yayıyordu. Pek çoğu korkunç yanıklar almıştı. Burchett, o zaman hastanede çalışan Dr. Katsuba’dan aktarır:
http://www.hiroshima-is.ac.jp/Hiroshima/Images/Photo%20Gallary/A-bomb%20scene.jpg
Başta herhangi diğerleri gibi yanıkları tedavi ettik. Fakat hastalar hemen eriye eriye gidiyor ve ölüyorlardı. Ardından, ... bombanın patladığı yerde olmayan insanlar bile, hastalandılar ve öldüler. Görünmeyen nedenlerden sağlıkları bozulmaya başladı. İştah kaybettiler, kafalarının saçı dökülmeye başladı, vücutlarında mavimsi lekeler görülmeye başladı ve burunlarından, ağızlarından ve gözlerinden kan akmaya başladı.
http://www.hiroshima-is.ac.jp/Hiroshima/Images/Photo%20Gallary/burns.jpg
Vitamin iğneleri yapmaya başladık, fakat iğnenin açtığı delikten et çürüyüp dökülmeye başladı. Ve her vakada hasta ölür. Bir şeyin kandaki beyaz hücreleri öldürdüğünü artık biliyoruz. Ancak bunun için yapabileceğimiz bir şey yok. Beyaz hücreleri başka bir şeyle değiştirmenin yolu yok. Buraya hasta olarak getirilen herkes ölü olarak götürüldü.
Hastane bodrumunda otopsileri yapan Japon bilimciler, hastalığın nedenlerini ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği konusunda bilinen hiçbir şeyin olmadığını teyit ettiler.
“Anlayamıyorum” dedi Dr. Katsuba: “Birleşik Devletlerde eğitim gördüm. Batı uygarlığına inanıyorum. Hıristiyan değilim. Fakat Hıristiyanlar burada yapılmış olanı nasıl yapabilirler? En azından, bu korkunç hastalığı durdurabilmemiz için, bunun ne olduğu bilen bazı bilimcilerinizi gönderin.”
Bombadan bir yıl sonra, John Hersey’in parçası New Yorker’da gözüktü. İşte, ilk defa dünya Hiroşima’nın yaşamda kalan altı kişisiyle karşılaşabiliyor ve onlardan tecrübelerini duyabiliyordu.
Hiroşima’daki Kızıl Haç Hastanesinde yara almayan tek doktor olan Dr. Sasaki, çoğu korkunç yanıklar içinde olan kötü şekilde yaralı on binlerce hasta tarafından kuşatılır. Onları tedavi etmek için elinde tuzlu eriyik dışında hiç bir şey yoktur. Sasaki, saatlerce uyuşuk bir halde kötü kokan koridorları arşınlar ve halen öfkeli şehir yangınının hafif pırıltısı altında yaraları sarar. Tavan ve iç duvarlar çökmüş, döşemeler kusuntu ve kanla yapışkan hale gelmiş. Sabahın üçüne kadar Dr. Sasaki ve çalışma arkadaşları, tam 19 saattir bu ürpertici işteydiler ve hastane binasının arkasında küçük bir uyku kestirmek için gizlenirler. Bir saat sonra yerleri inleyen hasta yığını tarafından keşfedilir: “Doktorlar! Yardım edin bize! Nasıl yatarsınız!”
Fakat halkın çok büyük çoğunluğu hastaneye hiç ulaşmaz. Pastor Tanimoto kayıkçı gibi çalışır, yaralıları nehrin yanan tarafından henüz yanmamış tarafına taşır. Kayığa çıkmasına yardım etmek için bir kadının ellerini tutar – kadının derisi “eldiven parçaları gibi kocaman halde dökülür”. Boyca küçük olmasına rağmen pek çok insanı kayığa bindirmeyi başarır. Göğüs ve sırtlarındaki derileri zar gibi incelmiş ve tüm gün boyunca görmüş olduğu yanık yaralarını hafif bir titreme ile düşünür – “... başta sarı, ardından kırmızı ve şişmiş, soyulmuş deri ve nihayet akşamleyin irinli ve kokulu.” Nehrin öteki yakasında yükseltilmiş bir kum seti vardır, yaşayan, fidan gibi incelmiş gövdeleri oraya, met suyundan öteye kaldırır. Tekrar tekrar kendi kendine hatırlatır: “Bunlar insan.”
Atom bombasının patlamasıyla meydana gelen mantar şeklindeki bulutu Özgürlük Heykeli’nin ikinci uyarlaması olarak gören pek çok Amerikalı, Hersey’in haberini okuyunca ikinci düşünceler edindiler. Albert Einstein derginin bin tanesini satın aldı. Fakat bombayı atma kararını tartışmak, halen çok hassas bir konuydu.
1965’te Kenzaburo Oe’nin Hiroşima’dan Notlar’ı (Notes From Hiroshima, 1965) ve Masuji ıbuse’nin Kara Yağmur’u (Black Rain, 1965) ile bomba, Japon literatüründe önemli bir tema haline geldi. Kendisi Hiroşima’da olmayan ıbuse, dokümanter gazetecilik malzemelerini kullanır. Kahramanlarından biri olan Shigematsu, bombadan iki gün sonra aynanın önünde durmaktadır:
Sargıyı yerinde tutan yapışkan sıvıyı parça parça araladım ve dikkatlice kumaşı kaldırdım. Yanmış kirpikler, yanan bir yün parçasından kalan lekeler gibi küçük siyah topaklara ayrılmıştı. Tüm sol yanak siyahımsı-mor bir renk almıştı, yanan deri ondan ayrılmadan et üzerinde kuruyor, böylece tüm yanakta sırtlar oluşturuyordu. Sol burun deliği tarafı sirayet etmişti, üstteki kurumuş sert kabuğun altından taze irin geliyordu. Yüzümün sol tarafını aynaya çevirdim. Bu, benim kendi yüzüm olabilir miydi? Hayret ettim. Kalbim bu düşünceyi vuruyordu ve aynadaki yüz gittikçe garip hale geliyordu.
Bükülmüş deri parçasının sonundan bir küçük parçayı tırnaklarımın arasına aldım. Hafifçe çektim, biraz incitti, o zaman en azından anladım ki bu benim yüzümdü. Deriyi bir zamandır yaptığım gibi küçük küçük kaldırırken bu gerçek üzerine derince düşünceye daldım. Eylem bana, çıkmayı isteyen gevşek bir dişi hafif bir dürtü ile halletme benzeri, aynı anda acıdan nefret etme ve ondan hoşlanma gibi ilginç bir çeşit zevk verdi. Kıvrılmış bükülmüş tüm deriyi soydum. Sonunda, burun deliğimin yan tarafında yapışmış sertleşmiş irin topağını tuttum ve çektim. Önce tepeden başlayarak söküldü, ardından birden temiz oldu ve sarı akıcı irin bileğimin üstüne damladı.
Milyonlarca Japon kendilerini Ibuse’nin aynasında gördü. ıbuse’nin şahaseri İngiltere’de 1971’de çıktı, fakat 14 yıl sonraya kadar Birleşik Devletlerde çıkmadı. Nobel Ödülü sahibi Oe’nin Notes From Hiroshima’sının Japon ve Amerikan basımları arasında üç onyıl vardı.
AMERİKAN’ıN YALAN PROPAGANDASI
Amerikan otoriteleri, Burchett’in raporunun çıktığını biliyorlardı ve aynı gün tam da böyle bir vesile için yedekte tuttukları bir hikayeyi yayınladılar. Raporları, Japonların savaş esirlerine karşı işlediği, kanibalizm ve canlı gömmeyi de içeren 200 gaddarlığı tarif ediyordu. Bu rapor, Japonların hak ettiklerinden fazlasını almadıklarına dair düşünceyi teşvik etmeyi amaçlıyordu.
Ayrıca aynı gün yine aynı amaçla muhafaza edilen bir rapor daha yayınlandı. Devlet gazetecisi William Laurance tarafından yazıya alınan bu rapor, Nagasaki’nin bombalanmasının nasıl şahane bir şey olduğu hakkındaydı. Atom bombasını yazıyordu: “Onu yaratan heykeltıraşın ürününden dolayı gurur duyacağı tarzda onu böyle enfes şekilde yaşayan bir nesne haline getirilirken görmek ve ona yakın olmakla; insan, gerçekle gerçek-ötesi arasındaki çizgiyi biraz aşıyor ve kendini mucizeliğin varlığında hissediyor.”
Ek bir ihtiyati tedbir olarak General Farrell, 11 uysal bilimciyi Hiroşima’ya uçurttu ve bombanın hiçbir şekilde herhangi bir radyoaktif bulaştırma izi bırakmamış olduğunu onlara tasdik ettirdi.
General Groves, radyasyonunun hiçbir şekilde kurbanlarına “usule uymayan ağrıya” neden olmadığına dair kongreye güvence verdi, “gerçekte ölümün çok hoş bir yolu, diyorlar.”
Fakat bu hoş ölümün resimleri Amerikalılardan esirgendi. Kurbanların fotoğraflarının gösterilmesine izin verilmedi. Japonların üç saatlik dökümanter Hiroşima filmi müsadere edildi ve yirmi yıl sonrasına kadar gösterilmesine izin verilmedi.
DAHA FAZLA ATOM İÇİN TÜM HIZLA İLERİ
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 24 Ocak 1946’da fikir birliğiyle ilk kararını aldı. Bu kararla, “ulusal silahlanmada atomik silahların ve kitlesel kıyım silahlarına dönüşebilecek diğer bütün temel silahların tasfiyesi” için öne sürülecek teklifleri değerlendirmekle görevli Atom Enerji Komisyonu’nu oluşturuldu.
Komisyonun çalışması, 14 Haziran’da Baruch Planı’nın sunulmasıyla sonuçlandı. Plan, atomik silahlar üzerindeki mevcut Birleşik Devletler tekelini gerekçelendirdi. Atom bombasını silahlarından arındırabilecek olan tek ülke, plana göre öyle yapmayacaktı. Bunun yerine, düşünce, nükleer teknoloji peşinde olan ülkeleri bundan alıkoymaktı. Birleşik Devletlerin denetimindeki bir uluslararası örgüt, sadece teftiş hakkını değil, aynı zamanda zincirleme tepkiyi yaratabilecek olan tüm ham materyal üzerindeki “yönetimsel kontrolü” de elinde tutuyordu. Hiçbir ulusun, bu örgütün onayı olmadan barışçıl amaçlarla bile olsa nükleer enerjiyi geliştirme hakkı olmayacaktı. Bunu tecavüz hareketleri – net ifade edilmemiş olmasına rağmen – “otomatik cezalandırmalara” eşlik edecekti ve Güvenlik Konseyi üyeleri, veto hakkını kullanamazlardı. Plan tümden gerçek olmadan önce, Birleşik Devletler, atomik silahlarını muhafaza edecek ve yenilerini üretme biricik hakkına sahip olacaktı.
Eğer Birleşik Devletlerden başka bir ulus atomik silahlar tekelini elinde bulundursaydı, Birleşik Devletler Baruch Planını kabul edecek miydi? Elbette hayır. Tüm dünya halklarının, ölüm ve kalım üzerine karar hakkını, tam bir yıl önce Hiroşima ve Nagasaki’de olanlardan sorumlu bir ulusun eline güvenerek vereceklerini düşünmek tamamen haddini bilmemek olurdu.
[font=Franklin Gothic Medium]ATOM BOMBASININ KISA TARİHİ
1939
1939 yılı, atom fiziği için bir atılımı gördü. Sürgün Yahudi fizikçi Lise Meitner, Hahn ve Strassman’ın Berlin’de yapmış oldukları, ama atomu bölmüş olduklarını fark etmedikleri deneyin imalarını kavradı.
Haberler, Nazi rejiminden kaçan diğer Yahudi bilimcilerin sığınma istediği Amerika Birleşik Devletleri’nde hareketlilik kıvılcımı saçtı. Mart’ta Macar Leo Szilard, içinde parçalanan bir atomun bir diğerinin parçalanmasına neden olduğu zincirleme bir reaksiyonun mümkün olduğunu deneysel olarak gösterdi. Ağustosta bilimciler liderleri olarak Einstein ile birlikte, Franklin D. Roosevelt’e yazarak onu, Hitler’in atom bombası yapabileceğine dair uyardılar.
1941
Mart 1940’ta Albert Einstein, atom bombasının mümkün olabilirliği hakkında Başkan Roosevelt’e bir daha yazdı. Amerikan Savunma Dairesi o zaman, hiçbir askeri adamın inanmadığı süper silahın geliştirilmesi için 6 bin Dolar yatırdı.
Mart 1941’de Kaliforniya’da bir grup fizikçi, uranyumu platunyuma dönüştürmeyi başardı. Yarım mikrogram ürettiklerinde, onu yavaş nötronlarla bombardımana tabi tutmaya başladılar ve parçalanabildiğini gördüler. Bir İngiliz-Amerikan ekibi oluşturuldu ve 6 Aralık 1941’de, Pearl Harbor’un bombalanmasından önceki gün Birleşik Devletler, atom bombasına dönmeye karar verdi.
“Fermi ile tokalaştım ve bu günün insanoğlunun tarihine en karanlık gün olarak geçeceğini düşündüğümü söyledim.”
1942
Ağustos 1942’de Almanya yayılmasının en üst noktasındaydı, Birleşik Devletler’de Manhattan Projesi’nin ilk adım atıldı. Westinghouse, 3 ton saf uranyum teslim etti. Enrico Fermi ve Leo Szilard, bir reaktör inşa etmeye başladılar. 2 Aralık 1942, saat sabah 3.30’da reaktör ilk zincirleme reaksiyonu becerdi. Szilard: “Fermi ile tokalaştım ve bu günün insanoğlunun tarihine en karanlık gün olarak geçeceğini düşündüğümü söyledim.”
Yine de Szilard ve meslektaşları, Hitler’in bilim adamlarının hedefe kendilerinden önce varabilecekleri korkusuyla, çalışmaya devam ettiler. Ama Almanya’nın kırılması yaklaştı ve Hitler’in süper silaha sahip olmadığı çok açık olarak anlaşıldı. Durum değişmişti. Szilard, eğer bombasını kullanırsa gelecekteki karşılıklı dehşet konusunda Roosevelt’e yazarak onu uyardı. Roosevelt, mektup kendisine ulaşamadan bir gün önce öldü.
1945
Roosevelt’in varisi Harry Truman, bilim adamlarının uyarılarını dikkate almadı. Almanya yenildi. Dışişleri Bakanı Byrnes’in, Szilard’a söylediği gibi; atom bombası Japonya ile olan savaşa son verecek ve “Rusya üzerinde derin etki bırakacaktı”.
Ama Şikago bilim adamları direndiler. 11 Haziran 1945’te atom bombasının kullanılmasına güçlü bir şekilde karşı çıkan Franck Grup Raporu çıktı: “Birleşik Devletler, insanoğlu üzerinde ayrımsız yıkımın bu yeni silahını ilk piyasaya çıkaracak olursa, dünya çapındaki kamuoyu desteğini kurban edecek, silahlanma yarışını hızlandıracak, böyle silahların gelecekte kontrolü üzerine bir uluslararası anlaşmaya ulaşma imkanına karşı ön yargılı yaklaşımı doğuracaktı.”
Truman, bombanın nasıl kullanılacağı sorununu Savunma Bakanı Stimson başkanlığındaki bir komiteye devretti. Komite, Japonların uyarılmaması ve saldırının sivil bölgelere karşı değil, ama “büyük miktarda işçi çalıştıran ve yakın etrafındaki işçi evleriyle, hayati önemdeki savaş sahalarının” hedef alması gerektiğini önerdi.
Öneri kendi kendisiyle çelişkiliydi, çünkü meskun bir bölge, sivil bölgesi olarak tanımlanır ve gerçekçi değildi, çünkü bombanın etkileri şehrin saptanacak parçasıyla sınırlandırılamazdı. Gerçekte ise hedefin merkezi, şehrin sivil göbeğiydi.
17 Temmuz’da ilk atom bombası denemesi New Meksiko’da yapıldı. Atom bombasını mümkün hale getirmiş olan Leo Szilard ve diğer 69 bilim adamı, sonraki gün Truman’a gönderdikleri dilekçede, karşıt uyarılmadan atom bombasının kullanılmamasını istediler. Askerler, mektupla ilgilendi ve Truman’a asla ulaşmadı.
26 Temmuz’da, Birleşik Devletler ve Büyük Britanya’nın eğer koşulsuz teslim olmazsa Japonya’yı “derhal ve tam yıkım”la tehdit ettikleri Potsdam Deklarasyonu çıktı. İmparatorun rolü ve atom silahı üzerine hiçbir şey söylenmiyordu.
28 Temmuz’da beklendiği gibi Japonlar, Müttefiklerin muhtırasını reddetti, ama aynı zamanda son birkaç aydır, müzakere masasına oturmak için Müttefiklere ulaşma meyvesiz girişimleri devam ediyordu.
http://img32.imageshack.us/img32/6517/enolagay5502ic.jpg
HİROŞİMA, saniye, saniye
6 Ağustos 1945 sabahı, saat 8’i 16 dakika iki saniye geçe, süper silah rüyası gerçek oldu. İlk atom bombası, Hiroşima’nın üzerinde uyarı yapılmadan 12500 ton trotyl (TNT) gücüyle patladı. Yeni çeşit savaş başlamıştı. Olaylar, bu yeni savaşın ilk saniyesinde böyle gelişti:
0.00
Bomba Hiroşima merkezindeki Shima Hastanesinin yaklaşık 600 metre yukarısında, sabahın en işlek saatinde patlatıldı. Patlama noktasında sıcaklık, bir saniyenin milyonda biri süresinde birkaç milyon dereceye yükseldi.
http://www.astrosurf.org/lombry/Physique/bombe-hiroshima-b29.jpg
0.01
300 bin derece sıcaklığındaki ve 15 metre çapında bir ateş topu oluştu. Aynı zamanda nötronlar ve gamma ışınları yere ulaştı ve yaşayan organizmalar üzerinde doğrudan tahribata neden oldu.
http://www.astrosurf.org/lombry/Physique/bombe-hiroshima.jpg
0.15
Ateş topu yayıldı ve patlama dalgası daha hızlı bile yayıldı, hava parıldayana kadar ısındı.
0.2-0.3
Muazzam miktardaki kızılötesi enerji oluştu ve insanlarda doğrudan yanma yaralarının çoğuna neden oldu.
http://www.astrosurf.org/lombry/Physique/bombe-hiroshima-aloft.jpg
1.0
Ateş topu maksimum boyutlarına, yaklaşık 200-300 metre çapına ulaştı. Ateşi yayan patlama dalgası ses hızıyla ilerledi.
Günün geç saatlerinde kurtarma ekipleri bölgeye vardıklarında, kurtaracak çok şey kalmamıştı. Görevleri esas olarak on binlerce cesedi toplamak ve kaldırmaktan oluşuyordu. Hemen ölmüş olanlar yıkıntıların içine bırakıldılar. Birkaç dakika ya da birkaç saat yaşamış olanlar, köprülerin üstündeki ve nehrin kenarındaki yığınların içine bırakıldılar ya da kendilerini ateş fırtınasından kurtarmaya çalıştıkları suda sürüklenmeye bırakıldılar.
Takriben 95 bini sivil olan 100 bin insan derhal öldü. Yine çoğunluğu sivil olan bir diğer 100 bin, radyasyonun etkisiyle yavaş yavaş ve uzayan bir ölümle öldüler.
İki gün sonra, 8 Ağustos’ta, Sovyetler Birliği, ABD’nin isteği üzerine Japonya’ya karşı savaşa girdi.
Bir gün sonra ABD, Nagasaki’ye bir atom bombası attı.
http://www.astrosurf.org/lombry/Physique/bombe-nagasaki2-charles-sweeney-pilot-bockscar.jpg
14 Ağustos’ta Japonya teslim oldu.
Ertesi gün, savaş boyunca uygulamada olan askeri sansür kaldırıldı, ancak bir istisna ile: Atom bombasının etkileri üzerine hiçbir şey yazılamazdı.
TRUMAN: “HİROŞİMA ASKERİ ÜS”
Amerikalılara, atom silahının 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’da patlamasını ilk duyuran, Pearl Harbor’un bombalanma gününden 44 ay sonraki Başkan Truman’ın duyurusuydu: “16 saat önce bir Amerikan uçağı, önemli bir Japon askeri üssü olan Hiroşima üzerine bir bomba attı.”
Truman, Hiroşima’nın sadece bir askeri üs değil, ama aynı zamanda 400 bin sivilin şehri olduğundan ve bombanın sadece üssü değil, aynı zamanda şehrin kalbini hedeflediğinden bahsetmeyi unuttu.
Ertesi gün Truman açıklamayı genişletti. Saldırı için bir askeri üs seçilmişti, “çünkü ilk saldırıda sivillerin öldürülmesini mümkün olduğu kadar önlemeyi arzuladık” dedi. Fakat eğer, onları isimlendirdiği gibi, “Jap’lar” teslim olmasalardı, bu dikkat kısa süre sonra kenara atılması gerekecekti ve “maalesef binlerce sivilin yaşamı kaybolacaktı.”
Bu, Hiroşima’da binlerce sivil yaşamın kaybolmamış olduğu intibasını bıraktı. Truman’ın çok iyi bildiği gibi, bu bir yalandı.
Birkaç yıl sonra Truman’ın 1945 yazındaki Potsdam Konferansı’ndan kalan günlüğü, karısına yazdığı mektuplarla birlikte bulundu. İşte Truman’ın bombanın politik değeri konusunda tümden net olduğunun ispatı: Truman, Japonya’nın teslim olmak istediğinin bilincindeydi ve Sovyetler Birliği’nin savaşa girişinin Japonya’nın sonu anlamına geldiğini fark etmişti. Bombayı attığında, başka sözlerle vurgulanırsa, savaşı sona erdirmek için bombanın gerekli olmadığını biliyordu.
HİROŞİMA’DAN MANZARALAR
“Birleşik Devletlerde eğitim gördüm. Batı uygarlığına inanıyorum. Hıristiyan değilim. Fakat Hıristiyanlar burada yapılmış olanı nasıl yapabilirler? En azından, bu korkunç hastalığı durdurabilmemiz için, bunun ne olduğu bilen bazı bilimcilerinizi gönderin.”
http://www.hiroshima-is.ac.jp/Hiroshima/Images/Photo%20Gallary/A-bomb%20scene2.jpg
Sadece bir gazeteci, Avusturalyalı Wilfred Burchett, kuralları delmeyi ve Hiroşima’dan sansürsüz haber geçmeyi başardı. 6 Eylül tarihli London Daily Press’in ön sayfasını dolduran haberi, sonradan kağıda basılarak dünya çapında yayılır. “Hiroşima’da, şehri yıkan ve dünyada şok etkisi yaratan ilk atom bombasından 30 gün sonra bile hala insanlar ölüyor, hem de esrarengiz ve dehşet verici şekilde – felakette yara almayanlar, ancak atom vebası olarak tanımlayabileceğim meçhul bir şey oluşturuyorlar.”
http://www.hiroshima-is.ac.jp/Hiroshima/Images/Photo%20Gallary/a-bomb%20dome.jpg
Şehirde ayakta kalan tek bir hastane var, Burchett, fiziki fenalaşmanın çeşitli aşamalarındaki yüzlerce hastayı döşemeye uzanmış gördü. Bir deri bir kemik kalmış vücutları iğrenç bir koku yayıyordu. Pek çoğu korkunç yanıklar almıştı. Burchett, o zaman hastanede çalışan Dr. Katsuba’dan aktarır:
http://www.hiroshima-is.ac.jp/Hiroshima/Images/Photo%20Gallary/A-bomb%20scene.jpg
Başta herhangi diğerleri gibi yanıkları tedavi ettik. Fakat hastalar hemen eriye eriye gidiyor ve ölüyorlardı. Ardından, ... bombanın patladığı yerde olmayan insanlar bile, hastalandılar ve öldüler. Görünmeyen nedenlerden sağlıkları bozulmaya başladı. İştah kaybettiler, kafalarının saçı dökülmeye başladı, vücutlarında mavimsi lekeler görülmeye başladı ve burunlarından, ağızlarından ve gözlerinden kan akmaya başladı.
http://www.hiroshima-is.ac.jp/Hiroshima/Images/Photo%20Gallary/burns.jpg
Vitamin iğneleri yapmaya başladık, fakat iğnenin açtığı delikten et çürüyüp dökülmeye başladı. Ve her vakada hasta ölür. Bir şeyin kandaki beyaz hücreleri öldürdüğünü artık biliyoruz. Ancak bunun için yapabileceğimiz bir şey yok. Beyaz hücreleri başka bir şeyle değiştirmenin yolu yok. Buraya hasta olarak getirilen herkes ölü olarak götürüldü.
Hastane bodrumunda otopsileri yapan Japon bilimciler, hastalığın nedenlerini ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği konusunda bilinen hiçbir şeyin olmadığını teyit ettiler.
“Anlayamıyorum” dedi Dr. Katsuba: “Birleşik Devletlerde eğitim gördüm. Batı uygarlığına inanıyorum. Hıristiyan değilim. Fakat Hıristiyanlar burada yapılmış olanı nasıl yapabilirler? En azından, bu korkunç hastalığı durdurabilmemiz için, bunun ne olduğu bilen bazı bilimcilerinizi gönderin.”
Bombadan bir yıl sonra, John Hersey’in parçası New Yorker’da gözüktü. İşte, ilk defa dünya Hiroşima’nın yaşamda kalan altı kişisiyle karşılaşabiliyor ve onlardan tecrübelerini duyabiliyordu.
Hiroşima’daki Kızıl Haç Hastanesinde yara almayan tek doktor olan Dr. Sasaki, çoğu korkunç yanıklar içinde olan kötü şekilde yaralı on binlerce hasta tarafından kuşatılır. Onları tedavi etmek için elinde tuzlu eriyik dışında hiç bir şey yoktur. Sasaki, saatlerce uyuşuk bir halde kötü kokan koridorları arşınlar ve halen öfkeli şehir yangınının hafif pırıltısı altında yaraları sarar. Tavan ve iç duvarlar çökmüş, döşemeler kusuntu ve kanla yapışkan hale gelmiş. Sabahın üçüne kadar Dr. Sasaki ve çalışma arkadaşları, tam 19 saattir bu ürpertici işteydiler ve hastane binasının arkasında küçük bir uyku kestirmek için gizlenirler. Bir saat sonra yerleri inleyen hasta yığını tarafından keşfedilir: “Doktorlar! Yardım edin bize! Nasıl yatarsınız!”
Fakat halkın çok büyük çoğunluğu hastaneye hiç ulaşmaz. Pastor Tanimoto kayıkçı gibi çalışır, yaralıları nehrin yanan tarafından henüz yanmamış tarafına taşır. Kayığa çıkmasına yardım etmek için bir kadının ellerini tutar – kadının derisi “eldiven parçaları gibi kocaman halde dökülür”. Boyca küçük olmasına rağmen pek çok insanı kayığa bindirmeyi başarır. Göğüs ve sırtlarındaki derileri zar gibi incelmiş ve tüm gün boyunca görmüş olduğu yanık yaralarını hafif bir titreme ile düşünür – “... başta sarı, ardından kırmızı ve şişmiş, soyulmuş deri ve nihayet akşamleyin irinli ve kokulu.” Nehrin öteki yakasında yükseltilmiş bir kum seti vardır, yaşayan, fidan gibi incelmiş gövdeleri oraya, met suyundan öteye kaldırır. Tekrar tekrar kendi kendine hatırlatır: “Bunlar insan.”
Atom bombasının patlamasıyla meydana gelen mantar şeklindeki bulutu Özgürlük Heykeli’nin ikinci uyarlaması olarak gören pek çok Amerikalı, Hersey’in haberini okuyunca ikinci düşünceler edindiler. Albert Einstein derginin bin tanesini satın aldı. Fakat bombayı atma kararını tartışmak, halen çok hassas bir konuydu.
1965’te Kenzaburo Oe’nin Hiroşima’dan Notlar’ı (Notes From Hiroshima, 1965) ve Masuji ıbuse’nin Kara Yağmur’u (Black Rain, 1965) ile bomba, Japon literatüründe önemli bir tema haline geldi. Kendisi Hiroşima’da olmayan ıbuse, dokümanter gazetecilik malzemelerini kullanır. Kahramanlarından biri olan Shigematsu, bombadan iki gün sonra aynanın önünde durmaktadır:
Sargıyı yerinde tutan yapışkan sıvıyı parça parça araladım ve dikkatlice kumaşı kaldırdım. Yanmış kirpikler, yanan bir yün parçasından kalan lekeler gibi küçük siyah topaklara ayrılmıştı. Tüm sol yanak siyahımsı-mor bir renk almıştı, yanan deri ondan ayrılmadan et üzerinde kuruyor, böylece tüm yanakta sırtlar oluşturuyordu. Sol burun deliği tarafı sirayet etmişti, üstteki kurumuş sert kabuğun altından taze irin geliyordu. Yüzümün sol tarafını aynaya çevirdim. Bu, benim kendi yüzüm olabilir miydi? Hayret ettim. Kalbim bu düşünceyi vuruyordu ve aynadaki yüz gittikçe garip hale geliyordu.
Bükülmüş deri parçasının sonundan bir küçük parçayı tırnaklarımın arasına aldım. Hafifçe çektim, biraz incitti, o zaman en azından anladım ki bu benim yüzümdü. Deriyi bir zamandır yaptığım gibi küçük küçük kaldırırken bu gerçek üzerine derince düşünceye daldım. Eylem bana, çıkmayı isteyen gevşek bir dişi hafif bir dürtü ile halletme benzeri, aynı anda acıdan nefret etme ve ondan hoşlanma gibi ilginç bir çeşit zevk verdi. Kıvrılmış bükülmüş tüm deriyi soydum. Sonunda, burun deliğimin yan tarafında yapışmış sertleşmiş irin topağını tuttum ve çektim. Önce tepeden başlayarak söküldü, ardından birden temiz oldu ve sarı akıcı irin bileğimin üstüne damladı.
Milyonlarca Japon kendilerini Ibuse’nin aynasında gördü. ıbuse’nin şahaseri İngiltere’de 1971’de çıktı, fakat 14 yıl sonraya kadar Birleşik Devletlerde çıkmadı. Nobel Ödülü sahibi Oe’nin Notes From Hiroshima’sının Japon ve Amerikan basımları arasında üç onyıl vardı.
AMERİKAN’ıN YALAN PROPAGANDASI
Amerikan otoriteleri, Burchett’in raporunun çıktığını biliyorlardı ve aynı gün tam da böyle bir vesile için yedekte tuttukları bir hikayeyi yayınladılar. Raporları, Japonların savaş esirlerine karşı işlediği, kanibalizm ve canlı gömmeyi de içeren 200 gaddarlığı tarif ediyordu. Bu rapor, Japonların hak ettiklerinden fazlasını almadıklarına dair düşünceyi teşvik etmeyi amaçlıyordu.
Ayrıca aynı gün yine aynı amaçla muhafaza edilen bir rapor daha yayınlandı. Devlet gazetecisi William Laurance tarafından yazıya alınan bu rapor, Nagasaki’nin bombalanmasının nasıl şahane bir şey olduğu hakkındaydı. Atom bombasını yazıyordu: “Onu yaratan heykeltıraşın ürününden dolayı gurur duyacağı tarzda onu böyle enfes şekilde yaşayan bir nesne haline getirilirken görmek ve ona yakın olmakla; insan, gerçekle gerçek-ötesi arasındaki çizgiyi biraz aşıyor ve kendini mucizeliğin varlığında hissediyor.”
Ek bir ihtiyati tedbir olarak General Farrell, 11 uysal bilimciyi Hiroşima’ya uçurttu ve bombanın hiçbir şekilde herhangi bir radyoaktif bulaştırma izi bırakmamış olduğunu onlara tasdik ettirdi.
General Groves, radyasyonunun hiçbir şekilde kurbanlarına “usule uymayan ağrıya” neden olmadığına dair kongreye güvence verdi, “gerçekte ölümün çok hoş bir yolu, diyorlar.”
Fakat bu hoş ölümün resimleri Amerikalılardan esirgendi. Kurbanların fotoğraflarının gösterilmesine izin verilmedi. Japonların üç saatlik dökümanter Hiroşima filmi müsadere edildi ve yirmi yıl sonrasına kadar gösterilmesine izin verilmedi.
DAHA FAZLA ATOM İÇİN TÜM HIZLA İLERİ
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 24 Ocak 1946’da fikir birliğiyle ilk kararını aldı. Bu kararla, “ulusal silahlanmada atomik silahların ve kitlesel kıyım silahlarına dönüşebilecek diğer bütün temel silahların tasfiyesi” için öne sürülecek teklifleri değerlendirmekle görevli Atom Enerji Komisyonu’nu oluşturuldu.
Komisyonun çalışması, 14 Haziran’da Baruch Planı’nın sunulmasıyla sonuçlandı. Plan, atomik silahlar üzerindeki mevcut Birleşik Devletler tekelini gerekçelendirdi. Atom bombasını silahlarından arındırabilecek olan tek ülke, plana göre öyle yapmayacaktı. Bunun yerine, düşünce, nükleer teknoloji peşinde olan ülkeleri bundan alıkoymaktı. Birleşik Devletlerin denetimindeki bir uluslararası örgüt, sadece teftiş hakkını değil, aynı zamanda zincirleme tepkiyi yaratabilecek olan tüm ham materyal üzerindeki “yönetimsel kontrolü” de elinde tutuyordu. Hiçbir ulusun, bu örgütün onayı olmadan barışçıl amaçlarla bile olsa nükleer enerjiyi geliştirme hakkı olmayacaktı. Bunu tecavüz hareketleri – net ifade edilmemiş olmasına rağmen – “otomatik cezalandırmalara” eşlik edecekti ve Güvenlik Konseyi üyeleri, veto hakkını kullanamazlardı. Plan tümden gerçek olmadan önce, Birleşik Devletler, atomik silahlarını muhafaza edecek ve yenilerini üretme biricik hakkına sahip olacaktı.
Eğer Birleşik Devletlerden başka bir ulus atomik silahlar tekelini elinde bulundursaydı, Birleşik Devletler Baruch Planını kabul edecek miydi? Elbette hayır. Tüm dünya halklarının, ölüm ve kalım üzerine karar hakkını, tam bir yıl önce Hiroşima ve Nagasaki’de olanlardan sorumlu bir ulusun eline güvenerek vereceklerini düşünmek tamamen haddini bilmemek olurdu.

