Mu®
09-03-2008, 10:49 PM
Çok sevdiğim bir arkadaşımın makalesini sizlerle paylaşmak isterim.
Başörtüsü takanlar ister simge olarak taksınlar, ister inançları gereği taksınlar ki kızlarımızın büyük bir çoğunluğu bunu inancının gereği olarak taktığını belirtiyor; başörtüsü hiçbir şekilde laiklik için tehdit değildir. Neden? Bir kere bu insanların hem siyasi görüşlerini dile getirmeye hem de inançlarını yaşamaya hakları var. İster parmağına taktığı bir yüzükle hangi fikriyatı savunduğunu belli eder insanlar, ister Che tişörtü giyerek. Buna kimsenin karışmaya hakkı yok.
Türkiye Cumhuriyeti gerçekten batılılaşmış (!) bir devlettir ancak ne kadar batılılaştıysa halkına da o kadar yabancılaşmıştır. Halkına yabancı olan, halkına uzak kalan, halkının değerlerini bilmeyen ve bu değerlere saygı göstermeyen sistemlerin ömürleri çok kısadır. İslâm da Türk Milleti’nin en büyük değerlerinden birisidir. Namaz kılan veya başörtüsü takan insanlara irticacı yaftası yapıştırmak yapılabilecek en büyük yanlışlardan birisidir ve sözde laikçi çevreler bunu ziyadesiyle yapmıştırlar.
“Laiklik din düşmanlığı mıdır?” sorusuna verilen cevap hayırken, bu cevabı verenlerin eylemleri aksini göstermekte ve bir takım fırsatçı güruh da laikliğe bu yolla saldırmaktadır. Her şeyden önce laikliğin din düşmanlığına aracı olarak kullanılmaması gerekmektedir. Anlaşılamayan bir nokta ise, kızlarımızın başlarını açarak okula girmelerinin istenmesidir. Bu büyük bir zorbalık ve büyük bir aptallıktır. Bu kızlar başlarını açınca düşünceleri değişecek mi? Peki ya aynı düşüncelere sahip olan modern (!) ve çağdaş (!) giyinen erkekler ne olacak?
Türkiye Cumhuriyeti’nde bir yerlerde herhangi bir şekilde yetkili olanlar, nedense siyaset yapma hakkını görüyor kendilerine. Kimsenin kendi işini yaptığı yok. Rektörler başörtüsünün peşine düşmüş, rejimi kurtarma derdindeler ama ne dünyanın ilk yüz üniversitesinde kendine yer bulabilen tek bir Türk üniversitesi yok. Bilim üretilen kaç üniversite var? Özgür düşünebilen, kendini dünü ve bugünüyle ortaya koyabilen kaç üniversiteli var? Avukatlar, savcılar başörtüsünün peşine düşmüş ama hiçbirinin yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık, namussuzluk yapıp ülkeyi ve milleti sömürenlerin peşine düştüğü yok. İşadamları başörtüsünün peşine düşmüş ama hiçbirinin “bu milleti nasıl kalkındırırız”ın, “insanımıza nasıl iş olanakları sağlayabiliriz”in peşine düştüğü yok. Siyasiler başörtüsünün peşine düşmüş ama hiçbirinin “milletimin değerlerine saygılı olmalıyım”, “milletime nasıl hizmet edebilirim”, “milletimi nasıl eğitirim”, “insanlarımı nasıl refaha kavuşturabilirim” diye düşündüğü yok.
Türk Milleti oyuncak bir millet değil ve Türkiye Cumhuriyeti de oyuncak bir devlet değildir. Gidebileceği her yere giden ve doğal sınırlarına ulaşan, Batı’nın ilmini ve siyasetini aldığı Osmanlı’dan kalan ve kurtarabildiğimi tek yer Türkiye’dir. Milleti ve devleti bunalıma sokmanın, kaos çıkartmanın hiçbir anlamı yoktur. Bu millete, bu milletin isteklerine, bu milletin değerlerine, bu milletin inancına saygı duymaktan başka çare de yoktur eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar olması isteniyorsa! Aksi halde devletine güveni olmayan bir millet meydana gelecektir ki bu da devletin milletsiz kalması demektir. Dolayısıyla da Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olmak yerine, ömürlük bir devlet olmuş olacaktır. Ömür kadar süren devlet, devlet değildir!
Kaynak: Düşünce Günlüğü (http://www.dusuncegunlugu.com/2008/03/09/basortusu-sorunu/)
Başörtüsü takanlar ister simge olarak taksınlar, ister inançları gereği taksınlar ki kızlarımızın büyük bir çoğunluğu bunu inancının gereği olarak taktığını belirtiyor; başörtüsü hiçbir şekilde laiklik için tehdit değildir. Neden? Bir kere bu insanların hem siyasi görüşlerini dile getirmeye hem de inançlarını yaşamaya hakları var. İster parmağına taktığı bir yüzükle hangi fikriyatı savunduğunu belli eder insanlar, ister Che tişörtü giyerek. Buna kimsenin karışmaya hakkı yok.
Türkiye Cumhuriyeti gerçekten batılılaşmış (!) bir devlettir ancak ne kadar batılılaştıysa halkına da o kadar yabancılaşmıştır. Halkına yabancı olan, halkına uzak kalan, halkının değerlerini bilmeyen ve bu değerlere saygı göstermeyen sistemlerin ömürleri çok kısadır. İslâm da Türk Milleti’nin en büyük değerlerinden birisidir. Namaz kılan veya başörtüsü takan insanlara irticacı yaftası yapıştırmak yapılabilecek en büyük yanlışlardan birisidir ve sözde laikçi çevreler bunu ziyadesiyle yapmıştırlar.
“Laiklik din düşmanlığı mıdır?” sorusuna verilen cevap hayırken, bu cevabı verenlerin eylemleri aksini göstermekte ve bir takım fırsatçı güruh da laikliğe bu yolla saldırmaktadır. Her şeyden önce laikliğin din düşmanlığına aracı olarak kullanılmaması gerekmektedir. Anlaşılamayan bir nokta ise, kızlarımızın başlarını açarak okula girmelerinin istenmesidir. Bu büyük bir zorbalık ve büyük bir aptallıktır. Bu kızlar başlarını açınca düşünceleri değişecek mi? Peki ya aynı düşüncelere sahip olan modern (!) ve çağdaş (!) giyinen erkekler ne olacak?
Türkiye Cumhuriyeti’nde bir yerlerde herhangi bir şekilde yetkili olanlar, nedense siyaset yapma hakkını görüyor kendilerine. Kimsenin kendi işini yaptığı yok. Rektörler başörtüsünün peşine düşmüş, rejimi kurtarma derdindeler ama ne dünyanın ilk yüz üniversitesinde kendine yer bulabilen tek bir Türk üniversitesi yok. Bilim üretilen kaç üniversite var? Özgür düşünebilen, kendini dünü ve bugünüyle ortaya koyabilen kaç üniversiteli var? Avukatlar, savcılar başörtüsünün peşine düşmüş ama hiçbirinin yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık, namussuzluk yapıp ülkeyi ve milleti sömürenlerin peşine düştüğü yok. İşadamları başörtüsünün peşine düşmüş ama hiçbirinin “bu milleti nasıl kalkındırırız”ın, “insanımıza nasıl iş olanakları sağlayabiliriz”in peşine düştüğü yok. Siyasiler başörtüsünün peşine düşmüş ama hiçbirinin “milletimin değerlerine saygılı olmalıyım”, “milletime nasıl hizmet edebilirim”, “milletimi nasıl eğitirim”, “insanlarımı nasıl refaha kavuşturabilirim” diye düşündüğü yok.
Türk Milleti oyuncak bir millet değil ve Türkiye Cumhuriyeti de oyuncak bir devlet değildir. Gidebileceği her yere giden ve doğal sınırlarına ulaşan, Batı’nın ilmini ve siyasetini aldığı Osmanlı’dan kalan ve kurtarabildiğimi tek yer Türkiye’dir. Milleti ve devleti bunalıma sokmanın, kaos çıkartmanın hiçbir anlamı yoktur. Bu millete, bu milletin isteklerine, bu milletin değerlerine, bu milletin inancına saygı duymaktan başka çare de yoktur eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar olması isteniyorsa! Aksi halde devletine güveni olmayan bir millet meydana gelecektir ki bu da devletin milletsiz kalması demektir. Dolayısıyla da Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olmak yerine, ömürlük bir devlet olmuş olacaktır. Ömür kadar süren devlet, devlet değildir!
Kaynak: Düşünce Günlüğü (http://www.dusuncegunlugu.com/2008/03/09/basortusu-sorunu/)

