4umTurk Portal.Sizin için en iyisi Türkiye'nin incisi


4umTurkü ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.Burası sitemizin arşividir.Ana siteye giriş için lütfen yukarıdaki bannerı tıklayınız.


Ateşe Semah Dönenler

mbiterge
03-03-2008, 01:35 PM
PİR SULTAN ABDAL

"Yanmaları Gerekiyordu"

BASIN AÇIKLAMASI

Türk ulusunun dünyaya örnek Kurtuluş Savaşı’yla bağımsızlığını ve onurunu koruduğu, aydınlık Cumhuriyetin kuruluşunun temellerinin atıldığı SİVAS’ta 2 Temmuz 1993’te , Cumhuriyet aydınlığını, kendi kör karanlıklarında boğmak isteyenlerce, 37 canımız kahpe tuzaklarda katledildi.

Biz bu hain, kanlı katliamı yapanları çok iyi tanıyoruz.
Bunlar; Bunlar AB, İMF ve DB na, teslim olanlardır !
Bunlar; Dün İngiliz Muhipleriydiler,bu gün AB Muhipleridirler.
Bunlar; Şeyh Saitlerin, Kürt Saitlerin, Menemen canilerinin izinden gidenlerdir.
Bunlar; 1970’li yıllarda Maraş’ta, Malatya’da Çorum’da sahne alanlarla yoldaştırlar.
Bunlar; Sevr hayranı, Lozan düşmanlarıdırlar.
Bunlar; Kıbrıs’ı Rum’a peşkeş çekenlerdir.
Bunlar; Filistin’de, Irakta çocukları katledenlerle stratejik ortaklık yapanlardır.
Bunlar; Ülkeyi satışa arz edenler, İncirliğe ABD bayrağı diktirenlerdir.
Bunlar; Emperyalizmin içimizdeki gönüllü devşirmeleri, faşist-şeriatçı kırmalardır.

Sivas’ta yaşanan kanlı katliam, bir günde ortaya çıkmadı. Yıllardır tarikatlar dolarlarla beslenerek canlandırıldı. Çocuklarımız ve gençlerimiz din taciri yobazların kirli, kanlı ellerine teslim edildi. Eğitim; ulusal, Çağdaş , laik, bağımsızlıkçı yörüngesinden çıkarıldı, akıl ve bilim terk edildi. Atatürkçülük; bağımsızlıkçı, laik, halkçı, devrimci, devletçi, temellerinden koparılarak “Gösteri Atatürkçülüğüne” dönüştürüldü.

Son 60 yıldır, Atatürk Devrimi ve ilkeleriyle, laik demokratik cumhuriyetle düello yapanlar, dinsel gericiliğin önünü açanlar, yolunu düzleyenler , yarattıkları ekonomik-sosyal kültürel yıkım sayesinde onların besleneceği toprağı sulayanlar, artık bu gün yeşertip semirttikleri gericiliği Devletin en yüce makamlarına çıkarma sevdasındadırlar.

2 Temmuz 1993 laik, demokratik ve cumhuriyete, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkanlara gözdağı verme amaçlı bir KALKIŞMA hareketidir.
Bizim vicdanımızda Sivas davası “kapanmamış bir davadır”. Çünkü henüz ne Sivas katliamını yaratan koşullar ortadan kalkmadığı gibi daha da ağırlaşmıştır. Katliamın gerçek sorumluları, gerçek planlayıcıları ise, henüz hesap vermek bir yana, siyasal erke ortak ve egemen olmuşlardır.
Madımak’ı yaratan koşulların ortadan kaldırılması, bir daha oluşmaması için, ağıtların umuda dönüşmesi için "BİR OLMANIN, BİRLİK OLMANIN" ZAMANIDIR.

Sivas'ta katledilen 37 aydının ÜLKÜLERİ, bize güç ve ışık kaynağı olmuştur. Onların ÜLKÜLERİNİ yani , laik demokratik Türkiye Cumhuriyetini korumak ve güçlü kılmak, aydınlık yarınları kurmak sorumluluğumuz omuzlarımızdadır.
Tarih onları ışıklı sayfasına kaydetti ve hep anacak, halkımız ise kalbine kazıdı.

Işıklar içinde olsunlar.

YÖNETİM KURULU ADINA: Mahmut ÖZYÜREK


ADD.Isparta Şube Başkanı

mbiterge
03-03-2008, 01:36 PM
“Unutmadık unutturmayacağız…”
Hasan Kaya

2 Temmuz yaklaşıyor. İçimizdeki ateşi harlayacak temmuz alevi.

Ne garip değil mi, Temmuz yaklaşınca acımız olduğunu anlıyoruz. 35 insanımızı bir yangında yitirdiğimiz aklımıza geliyor. Matem elbiselerini giyinip, karalar bağlıyoruz.

Peki, kaç yıl oldu saydınız mı?

Parmak hesabı yapmaktan öte başka yollar da var kaç yıl geçtiğini saymanın. Örneğin; Kaç gece yaptık, kaç anma toplantısı? 2 Temmuz günü Madımak Oteli’nin önünde kaç ateşli konuşma yaptık?

Kaç oldu kendi kendimize “Unutmadık unutturmayacağız” demelerimizi sayın çıkacak kaç yılın geçtiği.

Biliyorsunuz değil mi? Koray çocuk kaldı, büyümedi resimlerde. Semahçı kızlar gelin olamadılar, Hızır Orucu tutup, susuz, kurumuş dudakları çatlamış, rüyalara yatmadılar. Aşkı bilemediler.

Hasret sazının teline dokunmayalı kaç yıl oldu?

Kaç şiir yetim kaldı, sustu en ince dizesinde Metin Altıok yok diye?

Kaç türkü söylendi Muhlis Akarsu olmadan, kaç saz kırıldı Nesimi Çimen’den sonra?

Kabul edin saymadık, bilmiyoruz.

Unuttuk, unutturduk…

Kendimizi kandırmayalım herkesten çok biz unuttuk. Herkesten çok biz sustuk diye 2 Temmuz, tarihte bir gün olarak kaldı. Madımak hala Otel ve alt katı Kebap Salonu…

Senede bir anımsadığımız ve bir gece bir söylevle yetindiğimiz içindir ki Madımak hala müze değil.

Bildik sözler etmeyi marifet sayarcasına her 2 Temmuz’da “Dünyanın başka yerinde olsa devlet burasını çoktan müze yapardı” diyor, Almanya Sölingen’i örnek veriyoruz.

Doğru. Almanya’da öyle yapılıyor.

Ama Almanya’da öyle yapılmasını sağlayan bir halk var.

Hadi korkmadan bir de şunu soralım kendimize: Dünyanın neresinde böylesine acılı bir olay yaşanır da halk “unutmadık, unutturmayacağız” diyerek bu kadar duyarsız olur?

Aydınımız, köşe yazarımız her fırsatta çetelerden söz eder demokrat olur, ilerici geçinir. Çete dendiğinde aklına gelen Susurluk olur, ayran ve kamyon edebiyatı yapar. 2 Temmuzdan yılda bir ya söz eder ya etmez.

2 Temmuz da Madımak Otelini ateşe veren, devletin içine kadar uzanan ÇETE değil miydi?

Üç beş çakal, kara donlu yobaz yakalandı, olay bitti mi sanıyorsunuz?

Ne o yoksa siz o işin üç beş sakallı, sarıklı yobaz işi olduğunu mu sanıyorsunuz…?

Unutmadık, unutturmayacağız; haydi semaha!

"Barışa semah dönüyoruz," Ateşe Semah dönenlerin külleri havada uçuşurken…

mbiterge
03-03-2008, 01:36 PM
Cumhuriyet Gazetesi - 16 Eylül 2004

Sivas Utanç Müzesi
ONLAR, daha iyi bir Dünya, daha demokratik bir Türkiye için canlarını verdiler! İstediler ki, Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler ve herkes, kendisini özgürce ifade edebilsin: Semahını dönsün, dilini konuşsun... Yurttaşlarından en temel insan haklarını dahi esirgeyen devlet yetkililerinin ilgisi ve bilgisi içinde gericiler tarafından yakılarak öldürüldüler! Arkalarından gözyaşı döküp, ‘ah, vah’ dedik ama, sonra hiçbir şey yapmadan öylece bıraktık. O büyük öfke selini, o olağanüstü duygu yoğunluğunu akıl ve bilimin rehberliğinde, somut iş ve güç birliğine dönüştüremedik. “Bağımsız Türkiye” isteyenleri “gök ekin gibi biçen” ve onun yerine tükenmeye yüz tutan gericiliğin tohumlarını eken 12 Eylül Cuntasını, yağmacıları, ırkçı-mafya çetelerini, Çorum-Maraş katliamlarının sorumlularını yargılayıp, ceza almalarını sağlayamadığımız gibi...
Murtaza DEMİR

ONLAR, daha iyi bir Dünya, daha demokratik bir Türkiye için canlarını verdiler! İstediler ki, Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler ve herkes, kendisini özgürce ifade edebilsin: Semahını dönsün, dilini konuşsun... Yurttaşlarından en temel insan haklarını dahi esirgeyen devlet yetkililerinin ilgisi ve bilgisi içinde gericiler tarafından yakılarak öldürüldüler! Arkalarından gözyaşı döküp, ‘ah, vah’ dedik ama, sonra hiçbir şey yapmadan öylece bıraktık. O büyük öfke selini, o olağanüstü duygu yoğunluğunu akıl ve bilimin rehberliğinde, somut iş ve güç birliğine dönüştüremedik. “Bağımsız Türkiye” isteyenleri “gök ekin gibi biçen” ve onun yerine tükenmeye yüz tutan gericiliğin tohumlarını eken 12 Eylül Cuntasını, yağmacıları, ırkçı-mafya çetelerini, Çorum-Maraş katliamlarının sorumlularını yargılayıp, ceza almalarını sağlayamadığımız gibi...

Yapılması gerekenleri yapamadığımız için şimdi Dünya daha bir hoyrat: Kötü ve dayanılmaz! Emperyalizmin, mazlum ve fukara halklar üzerinde kurduğu sömürü düzeni, güç ve silah kullanımı, açlık, hastalık ve sefalet, geçen yüzyılları mumla aratacak düzeyde. Dünya uygarlıklarının beşiği konumunda bulunan Anadolu’muz ise, 12 Eylül’ün yeşerttiği gericiliğin ve Sivas katillerine sempati besleyenlerin yönetiminde.

Toplumsal geçmişimizle ilgili onur duyacak kazanımlarımız varsa onları abideleştirip, korumalıyız. Ama eğer Sivas katliamı gibi bir toplumsal utancımız varsa, “unutturmaya” çalışanlara karşın onu da utanç abidesi yapmalı, her daim anımsanmasını sağlamalıyız. Benzer utançları bir daha yaşamamanın yollarından biri budur. Solingen’de yakılan Türk ailenin oturduğu evin müze olarak kamulaştırılması da, Yahudilerin yakıldığı Nazi Kamplarının açık hava müzesi olarak korunması da, bu düşünceye dayanır.

Katliamdan bugüne değin, “sözü edildiği” halde somut adım atılmayan “Madımak Otelinin müze yapılması” konusu, İsviçre’de yaşayan Sn. Hasan KAYA kardeşimizin fikri öncülüğünde önemli bir ivme kazandı ve umut verici bir noktaya getirildi. Sn. KAYA bu projenin kitlesel bir desteğe dönüşmesi için adeta çırpınıyor. “Önderlik vb. beklentisinin olmadığını; projeyi başlatmış olmanın onuruyla yetinebileceğini; anlamlı bir grubun, yada kurumsal bir önderliğin bu sorumluluğu devralmayı istemesi halinde ise, sevinerek kabul edeceğini” ifade ediyor. Bu da işin başka bir güzelliği...

Bu evrende yaşayan ve “insan olmak” iddiası taşıyan herkesin yüreğinde Sivas katliamından bir tortu kaldığını ve insanlığından hicap duyduğunu biliyorum. Bu yüzden, “keşke bir şey yapabilseydim” diyerek hayıflananların olduğuna da inanıyorum. KAYA ve arkadaşları “Sivas Utanç Müzesi” girişimiyle bizlere fırsatı veriyor ve çağrı yapıyorlar. Diyorlar ki: “Alevi, Sünni, Musevi, Hıristiyan; dinli, dinsiz; ey insanlık! Gelin yüreğinizin ve vicdanınızın sesini dinleyin: Bu insanlık projesine ortak olun ve Sivas katliamının yüreğinizde bıraktığı utanç tortusundan kurtulun! Madımak Otelinin, “UTANÇ MÜZESİ”ne dönüşmesi için imza atın, elektronik mektup gönderin, faks çekin...”

Halen Madımakta konaklamaya devam eden ve odalarda gezen ruhlarımızdan haya etmeyecek denli duygusuz olanların, otel restoranında oturup, yanık bedenlerimizi kast ederek “Madımak kebabı” nitelemesiyle tıkınırken, katliamı “meze” yaptıklarından haberdarım. İnsan yakanların, alevler içindeki çocuklarımızın sessiz hicranı karşısında sevinç çığlığı atanların, “insan eti yemekten de” haz duyabilecek ölçüde alçalmalarından daha tabi ne ola bilir?

Bu yüzden, aslında bir utanç abidesi olan Madımak Otelinin, kendi gerçeğiyle yüzleşmesini ve kaderine razı olmasını istiyorum. Sivas’ta yaşayan ve bu olaydan derin ıstırap duyan sessiz çoğunluğun, kendi vicdanları ve gerçekleriyle bir hesaplaşma arayışında olduğunu, bu girişimin onlar için de bulunmaz bir fırsat olarak algılanmasını diliyorum.

Öncülüğü ve emeği nedeniyle değerli H. Kaya’yı kutluyor, projeyle ilgili olarak her konuda yanlarında olmayı anlamlı bir insanlık ödevi sayıyorum.

mbiterge
03-03-2008, 01:36 PM
HASRET GÜLTEKIN - (ANNESININ MEKTUBU)

Sevgili Oğul !

Gazeteciler randevu isteyince önce korktum ;
ola ki senden ‘rahmetli’ diye söz ederler.

Meğer bugün Anneler Günü’ymüş. Hani , hep ünlü bir işadamının, ya da milletin anasını ağlatan bir politikacının annesini seçerler ya , bu kez yarışın kulvarını değiştirmişler. Bu yıl Sivas’ta yobazların yaktığı tüm çocukların analarını seçmişler “Yılın Annesi” .

Hasret’im biliyor musun? Sana sormadan bunları anlattım diye bana kızmadın ya? En sevdiğin arkadaşlarından Kadir’le Ali Rıza çok ısrar ettiler. Dayanamadım konuştum.

Bak Oğul! Sana sormadan bir iş daha yaptım. 2 Temmuz’dan bu yana açamadığım odana da girmelerine izin verdim. Ben bakamadım sırtımı döndüm , kardeşin Güler’le Kadir gezdirdiler odanı. Biliyorum sen odana el sürülmesine hatta toplanmasına bile kızardın. Ben görmedim, ama el sürmediler hiçbir şeyine. Kitaplarına ve resimlerine bakmışlar sadece, rahat ol. Fotoğrafta çektiler Hasret’im. Sen gittin gideli üzerimden çıkarmadığım siyah elbiselerimle ‘iyi çıkmam’ dediysem de dinlemediler. Bana kır çiçekleri getirmişler Anneler Günü diye. Sivas’ta senin yanında olan, hani mızıka çalıp eğlendirdiğin çocuklar var ya, onların anaları adına da kabul ettim. Serkan Doğan’ın, Huriye’nin ,Yeşim’in, Muammer’in, ınci’nin, şu ufak oğlanın adı neydi? 11 yaşındaydı hani. Hah hatırladım Koray işte. Onun da anasıyım ben bugün. Hepsinin anasıyım. Madımak Otel’inde kim varsa Asaf’ın , Nesim’inin, Muhlis’le Leyla’nın , adını hatırlayamadığım diğerlerinin. Sen kızmazsın biliyorum oğul. Paylaşmayı seversin. Ana Sevgisinide paylaşırsın.

Hasret yavrum , Anneler Günü’nü kutlamazdık değil mi biz? Yanlış hatırlamıyorum, kutlamazdık. Geçen yıl hariç, oda yine senin muzurluğundan. A oğul, a çocuk, bana çamaşır makinesı alacaksın diye, çok kızdığın Parti’nin gecesine çıkmaya değer miydi? Baban ayın başında nasılsa alacaktı. Eskisini de tamir ettirirdik ne olacak. Bir süre daha idare ederdik. Kim bilir sana nasıl zul gelmiştir o gece çalıp söylemek. Anneler Günü’nü bahane edip o parayla çamaşır makinesi almanız için Güler’e gizlice vermişsin parayı.

Canım oğlum,

Senin gibi şelpeyle güzel bağlama çalan biri hala çıkmadı. Sen ‘Rüzgarın Kanatları’na’ binip gittikten sonra türkülerin dilden dile dolaştı. Bütün sanatçılar senin türkülerini okuyor. Ama çok bozuluyorum biliyor musun? Birçoğu bu türkülerin sana ait olduğunu söylemiyor. Bazı büyük bağlama ustaları da senin müziklerini alıp kendileri bulmuş gibi çalıyorlar. Deli Derviş’i senin gibi çalan yok hala. Sivas’a gitmeden önce ‘Enel Hak’ adında yeni çalışmalar yapıyordun. Yarım kaldı diye üzülme. Arkadaşların o kaseti bıraktığın kadarıyla seni sevenlere ulaştıracaklar. Senin şair yönünü bilmeyenler de yakından tanıyacaklar. Çünkü arkadaşların senin adını sonsuza dek taşıyacak bir kültür merkezi kuruyor. Sinema , Tiyatro, Müzik, Edebiyat ve Folklor alanında araştırmalar ve çalışmalar yapacaklar. şiirlerini de bir kitapta topluyorlar.

Haberin var mı bilmem ? Ankara DGM de görülen Sivas Davası’nı basına kapattılar. ıyice unutturmak istiyorlar herhalde. Başkalarının hafızasından silebilirler Madımak Oteli’nde olanları. Peki ya benim yüreğimden, ya diğer çocukların analarının yüreğinden nasıl söküp atacaklar? Gazeteye niye konuştum biliyor musun? Mahkeme o kara yobazlara ne ceza verir bilmem, halkın vicdanında bir kez daha mahkum olsunlar istedim. şimdilik Hoşça kal yavrum.

Annen Hace Gültekin.

Miyase İlknur , 8 Mayıs 1994 , Cumhuriyet

mbiterge
03-03-2008, 01:36 PM
1 NESİMİ ÇİMEN

Saimbey, Safsakalı köyü (Sarız 1926) 1931

O halkımızın dili, O 3 telli Curanın Piri .
İstanbul, Almanya, Fransa, İsveç
O da bir gurbetçi idi.
O yemyeşil bir bahar Çimeni,
Bire yobaz, bu yolda verdiğimiz,
bu kaçıncı Nesimi.

İnsan olan insan barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun dünyada

Gel ey Nesimi sen, senden sor seni
Sakın ham hor görme asla bir canı,
İnsanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlıktır, hakkın kendisi,
........Nesim´ler... ölür, ölür dirilir...

mbiterge
03-03-2008, 01:36 PM
2 ASIM BEZİRCİ

Erzincan 1927

67 yılık hayatında 70 kitapla,
O sosyalizmin, edebiyatın şiirin,
halkın kütüphanesi idi.
O Özgürlük, insanlık, barış,
O bir başkaldırı abidesi idi,
özü sözü zülfü kâr olanlardan.

O bir eleştirmendi, çünkü eleştirmeden
daha iyiye güzele doğruya gidilemezdi.
Toprağa gül dikenleri, güle dil verenleri,
O halk ozanlarımızı ölümsüzleştirdi.

”Bir insan olarak her türlü güzelliği koruma
sorumluluğunu taşıyorum”.
Herkes te öyle davranmalı, diyordu.
Ankara'dan öteye Sivas´a gidip,

Ucunda ölüm olsa bile, gençlere moral
vermeyi tercih etmişti.

mbiterge
03-03-2008, 01:36 PM
3 METİN ALTIOK

Bergama1941.

O bir filozof, O bir şairdi,
Olacağı görür gibi, yıllar önce,

”yakılması gereken biriyim” diye
yazmıştı.

”…Gördüm yaşarken vadesiz ölümümü.
Ördüm de ilmek ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü…”
Madımakta girdiği komadan,
8 Temmuz 93 te ayrıldı aramızdan.

Sivas sana verdik senden isteriz.
Canlı verdik, canlı isteriz.

mbiterge
03-03-2008, 01:36 PM
4 MUHLİS AKARSU

Sivas Kangal 1948.

Çocuk yaşta tanıştı telli kuranla, Cemlerde zakirlik
yaparak.
70´li yıllarda
”Kula kulluk yakışır mı”
diyerek, Akarsular gibi aktı
sahnelerde, gönüllerde,
ve kavgalarda...

İnsan haktır hak insandır biliriz
Gönüllerde açar bizim gülümüz
Akars´yum bacı kardeş hepimiz
Demokrasi nerede ise ordayız..
İnsan hakkı nerede ise ordayız..

Sivas etkinliklerinden sonra çıkaracağı kasetinin adını.
Sivas ellerinde ömrüm çalınır, koymuştu.
Ve EVLiYA denildi ardında.

Akarsu'yum yansam da
Kül olup savrulsam da
Bazı bazı gülsem de
Yine gönlüm hoş değil.

Dilim dönmez nedir gâvur müslüman
Duman ateş demek ateş duman
Enel-Hak bağına girdiğim zaman
İster asıp ister yüzsünler beni
İster YAKIP ister yüzsünler beni…

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
5 MUHİBE AKARSU

Kangal 1958

Muhibe Leyla Çiftlik 1971
yılında Muhlis Akarsu ile evlendi.

Acı tatlı yaşamı, aşkı ve
ölümü beraber paylaştılar.


Akarsuyum böylesiydi ahtımız,
işte geldik gidiyoruz dediler,,,

Pınar, Çınar ve Damla adlarında
3 kız, 3 gonca gül,
hatıra bıraktılar bizlere.

Onları yaşatmak borç olsun bize.

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
6 BEHÇET AYSAN

Ankara 1949

O Atomla savaşan bir doktor ve şairdi,
Nükleer Savaşın önlenmesi için hekimler
derneğinde, Ankara Tabipler odası,
Sağlık-iş sendikasında ve Edebiyatçılar
derneğinde yöneticilik yaptı. Bir çok şiir
ve 1986 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk ödlü aldı.

70´li yılarda 141-142´ye muhalefetten, girdi
çıktı demir parmaklıklar ardına,
Ve O bir doktordu can kurtarmak için,
Madımakta elinde bir demir çubukla,
barikatın ardında ölümsüzlüğü kucakladı.

‘..Beyaz bir gemidir ölüm, siyah denizlerin hep
çağırdığı batık bir gemi, sönmüş yıldızlar gibi
yitik adreslere benzer ölüm, yanık otlar gibi
sen bu şiiri okurken ben, belki başka bir şehirde ölürüm

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
7 EDİBE SULARİ

Erzincan 1953

Davut Sulari´nin yadigârı,
İsveç'ten koşup gelmişti Sivas´a.....

O zaten babasının
yoldan, hiç ayrılmadı.

Aşkıyla Perişan Davut Sulari
Muhabbeti baldır kendisi arı
Hz. Ali´nin sır Zülfükarı
İnkarın boynuna vuralım hele

Bu alemi yobazlardan
kurtarmak, boynumuzun
borcu olsun.

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
8 UGUR KAYNAR

Zara 1956

Militan bir şair ve yazarı idi.
Yalnızlığı, sevgisi ve için için
kaynaması, belki de 12 eylül
döneminde, 2 yıl mesken tuttuğu
Mamak mahpushanesinden
kalıyordu.

İlk kitabı: ”Çiçekler halaya durdu ”
oldu. ......Ve cesedini bir torbada
getirdiler. Deri çantası peşinden
geldi, bir peçeteye son şiirini
yazmıştı.
”…Öldüğümde doğduğum yere
gidiyorum. Yıllarca süren bir hasret
ve bilinmezliği
İşte böylesine yeniyorum...”

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
9 ASAF KOÇAK

Yerköy 1957

O, ”yok devenin kuşu…
Cop Cumhuriyeti nin çizeri idi..”
”İnsanın kendini sorgulaması yeterli değil,
mesele, dönüşebilmek, değişebilmek,
mesele aynanın karşısına geçip
kendine ATEŞ-edebilmeyi becermektir..”.

Sakallarımdan başka her şey
takma protez diyor
ve son dakikalarında,
isyan borusu çalar gibi,
Madımak koridorlarında,
ölüme mızıka çalıyordu

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
10 ERDAL AYRANCI

Niğde 1958.

Bir çok projeye girişti, en son olarak
Anadolu ipek yollarını filme almayı
düşünüyordu. Pir Sultan etkinliklerini
filme almak için Sivas´a geldi.
Madımak´ta barikatta yaralandığı an, kim
bilir belki de 12 eylül döneminde 81´de
Mamak ceza evinde yazdığı şiiri geçti aklından.

”.. Eğer bir gün sevgilim, son verecekse
hayatıma bir ses, (lânet olası kara bir ses)
İsterim, durmasın patlasın anlam bulacaksa
kulaklarda.
Yalnız...
düşerse kanımın bir damlası yere
Bilsinler ki, orada kırmızı yediveren gülleri açacak
Ve bülbüller ağıt yakacak ölüme
Korksunlar korksunlar artık

Korksunlar ALEV çemberinde ki akrep
gibi.. Çünkü ölümleri, Gül dikenlerinde olacak.”

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
11 SEHERGÜL ATEŞ

Ankara 1963

Sehergül için babası; Biz onunla baba kız değildik.
O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım
ve gücümdü diyor, eski Halkçı Parti, millet vekili,
Musa Ateş.
Adı gibi çiçekleri çok seviyor onlarla konuşuyor,
ve çok azimli ve hırslı, elini attığı her şeyi koparıyor, ”.

Eğer saz çalmayı öğrenmeden ölürsem, mezarımı
tekmeleyin.” diyor ve Sivas öncesi Musa Eroğlu´ndan
saz çalmayı öğreniyor.

Sivas´a gidebilmek için babasından izin alma imkânı
olmamıştı. Kardeşi Ali´ye borçlu olduklarının listesini
verirken ”ben ölürsem siz ödersiniz”diyor.

Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınlarına umutla bakan,
yüreği sevgi dolu bir genç kızdı Sehergül ATEŞ.

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
12 HASRET GÜLTEKİN

Koçgiri 01.05.1971

Müzisyen, müzik yönetmeni, araştırmacı şair olan
Hasret´e Nerelisin diye sorulduğunda,
üstüne basa basa, Koçgiriliyim, Kürdüm derdi.

Gecelerde konserlerde bağlamasından bal akıtır,
Anadolu aydınlanmasına ışık tutandı.

Bir çok ustanın kasetlerine müzik yönetmenliği yaptı.
”Her ne ararsan kendinde ara..
felsefesinden yola çıkarak, ”
N ararsak Anadolu´da bulacağız” diyordu.
O Anadolu Mozaiğinin unutulmaz bir ismi oldu.

Yobazları hiç mi hiç sevmezdi.
HASRET`lere kıyanları siz de sevmeyin...

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
13 MUAMMER ÇİÇEK

Tokat, Zile 1967

Gönlünü İnci’ye öfkesini fırtanaya kaptıran çocuk.
Ve bir tiyatro yazdı ‘..inadına yaşamak..’
Bizde Seni inadına yaşatacağız.
Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer;
1992 de Sivas’ın vaziyet plânlını yapıyor.
1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek şiir yazıyor.

‘...Soğuk ölümün, acımasız pencereleri
geziniyor üzerimde
kıyıya vurmuş, baygın bir balık gibi
ayılıp çırpınmaya başlıyorum
Korkuyorum beni kavuracağından güneşin.
çırpınıyorum ATEŞkumlarda yaşamak için
ulaşmak istiyorum delice, suya,
nefesime ve kendime.

Ve 2 temmuz 93 te Sivas’ın vaziyet plânı,
Yobazların etki alanı oldu.

Fakat yarınlar Çiçek’lerin olacak

mbiterge
03-03-2008, 01:37 PM
14 İNCİ TÜRK

Balıkesir 1971

İnci Muammer’le sevdalı, Pir Sultan Abdal
tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda çalışyor.
Gazi Üniversitesi Eczacılık fakültesi mezunu.

Kendi yazdığı bir şiiri:

‘...Yaşamak istiyorum, ama kendimce,
Neden yaşama karşı, bu kadar acımasızlar,
Neden özgürlüğü böyle kısıtlıyorlar..’

Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk:,
rüyasında görüyor İnci’yi:

‘..Biz kendi kitabımızı kendimiz yazmaya geldik..’
Onlar eşsiz Kur’anı, İNCİ gibi düzdüler.
‘Okunacak en büyük kitap insandır...’ dediler.

Bizde arrtık sadece insan okuyacağız.

mbiterge
03-03-2008, 01:38 PM
15 GÜLENDER AKÇA

Sivas Divrigi 1970

Kardeşçe insanca yaşamak için mücadele etti.
Divrigli Kültür ve Yardımlaşma derneğinde.
İşçi ve sendikacı babası, ve dernek yöneticisi
kardeşinin izinden gitti.
Kadınları örgütlüyor, folklör oynuyor,
arkadaşları ile Anadolu semah araştırma
topluluğunu (ASAT’ı) kurudu.

Ve kardeşi Vedat Akça :
‘...Yitirdiklerimizin ardından
ağlamak,........anlık tepkilerle yollara
çıkmak çözüm değil.
Toplumun, kitle örgütlerinin,
demokratların, cenazelerin kalktığı
günkü havayı sürekli kılmaları
gerekiyor...’

Onlar ölmedi, ALEVe güldüler..

mbiterge
03-03-2008, 01:38 PM
16 MEHMET ATAY

Divrigi 1968

Şahanım, şahdamarım yangın yüreklim.

12 yaşında babasını, 10 yaşında annesini yitiriyor.
Orta okulda iken annesinin çeyiz sandığını bozup,
içinde güvecin besliyor.

Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine rağmen,
O mutluluğun resmini arayan, bir fotoğrafçı oluyor.

O özgürlüğün fotoğrafını çekiyordu, ve de
en çok sevdiği çocukların resmini.

Fig iken... biçtiler ekinimizi....
Kalbimizde taşıyacağız resminizi...

mbiterge
03-03-2008, 01:38 PM
17 SAİT METİN

Divriği 1970

‘...Uzundu usuldu dedemin boyu..’
Sait Metin, Grup Güne Umut’tan
saz çalıp türkü söylüyor.
Su gibi içiyordu eline geçen kitapları. ‘
..Umut belki de gelecek sayfadadır...
kapatma kitabı...’

Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdalı canlandırıyordu.
Aynı tiyatroda Pir Sultanın eşi Ballıha nı canlandıran
Yeşim Özkan’la hayatlarını birleştirmeye söz vermişlerdi.
Sait- Pir Sultan/ Yeşim- Balcan olmuştu. Kerem’le Aslı,
Ferhat’la şirin gibi.
Sait annesine: ‘..Anne deli misin sen,
Ben aradığımı buldum...’ diyordu.
Baba Mehmet Metin: ‘ Devlete çok güvendik.
Bizi ve çocuklarımızı bu kör güven yaktı, diyor.

Tarih sizleri hep anacak, halkımız sizleri kalbine kazıyacak.
Ve halkımız -sizden başka hiçbir şeye- bel bağlamayacak.

mbiterge
03-03-2008, 01:38 PM
18 YEŞİM ÖZKAN

Ankara 1973

Ballıhan, erenlerinin bal çiçeği.
O Pir Sultana, Sultan ona aşıktı.

Hacettepe Üniversitesi Sosyal hizmetler okuluna gidiyor,
Çocukken sakin ve durgun olan Yeşim gençliğinde
bahar gibi yeşeriyor, artık sözüne söz yetişemiyor,
enerjisini tiyatroya veriyor.
Pir Sultan oyununda görev alıyor.

Biz Sivas’ın yobazlara teslim olduğunu bilseydik
gönderir miydik çocuklarımızı diyor. Babası Hikmet Özkan:
Sivas kıyımından sonra, din konusunda fikirleri netleşiyor.

‘..Allah insanlarda vardır. İnsan sevgisinden daha büyük
bir sevgi yoktur. İnsanları sömürmek için dinler kullanılmaktadır.
Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümancıktır.
Ben camiden nefret ettiğim kadar hiç bir şeyden nefret etmiyorum.
Cuma namazından, camiden çıkıp, katlettiler çocuklarımızı.
Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda?.
Yok olasıcalar da..

mbiterge
03-03-2008, 01:38 PM
19 HURİYE ÖZKAN

Ankara 1971

‘..Havanın yüzünde semah dönerken...’

Arkadaşı İnci Türk’le beraber Gazi Üniversitesi
Eczacılık bölümünü bitiriyorlar.

Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyorlar.
Kardeşi Yeşimle beraber semah ekibine giriyor,
Alevi kültürüne bağlı üretme ve paylaşma bilincine
ermiş iki çağdaş genç kız.

Pir Sultan tiyatrosunda anlatıcı ozan rolünü alıyor
Huriye Özkan.

Ve Baba Hikmet’in, 33 canı gibi, iki yavrusunu da alıyor, Sivas-bela.

mbiterge
03-03-2008, 01:38 PM
20 CARİNA JOHANNA

Hollanda 1970

Carina, üniversite öğrencisi, Türkiye’ye kadın ve
Alevi kültürünü araştırmaya geliyor.
Ankara’da camiden/ kuran kursunda çıkan
çocukları görüyor. Çocukların üst tarafı kapalı,
altlarında bir er şort var.
Yanında ki Sultan Sivri’ye dönerek:

Bu çocukların üst kısmı müslüman, alt kısmı ne,
diye soruyor.?

Arkadaşları Sultan, Yasemin ve Asuman Sivri,,
Carina’yı Sivas’a gitmekten vazgeçirmeye çalışıyorlar.
Sivas’ta su bulamazsın, aç susuz kalırsın,
kalacak yer bulamazsın diyorlar.

Carına, siz ne yerseniz bende onu yerim,
siz ne içerseniz bende onu içerim ,
nerede kalırsanız bende orada kalırım diyor.

Ve verdiği sözde duruyor,,,, kara dumanları onlarla beraber yudumluyor.

mbiterge
03-03-2008, 01:38 PM
21 GÜLSÜN KARABABA

Divrigi 1971

‘Bir kızımız olsun adı da, Gülsün.’

Etkinliklere Divrigi Kültür Derneği kanadından katılan
4 kızdan biriydi, Gülsün.

Bakkala pazara çıkmayan kız, Sivas’a gitti.

Sivas soğuk olur kalın giyin dediler.
Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas,
bilemezdi...bilemezdi...

Günlük defterine: Kendi kilidimi açacağım,
kendimi aşacağım, sıradan biri olmayacağım diye yazıyor,
ve hayat felsefem:
‘..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’
diye devam ediyor.

Onlar her şeyi aştı, arşa ulaştı,
Tarihe yeni bir sayfa açtı

mbiterge
03-03-2008, 01:38 PM
22 MURAT GÜNDÜZ

Ankara 1971

‘ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi
kardeşçesine.
Bu Hasret bizim..’
En güzelleri en iyileri yitirdik Sivas’ta.

Murat, Pir Sultan gençlik kollarında görev alıyor, semahçı,
kız kardeşi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a.

Kara dumanlar içinden kardeşi Birsen’i çıkarıyor.
Diğerleri Madımak cehenneminden çıkarmaya gidiyor..
Murat.

Birsem, Ruhi Su’nun, şu dizeleri ile anlatıyor Murat’ı:

Ne Mutlu biz insan olmuşuz
İnsan sevgisini gerçek bilmişiz
İnsanın dalında açıp gülmüşüz
Muhabbet insana, cana muhabbet

Söz.. söz veriyorum; Beni yaşarken
görenler, seni yaşarken görecekler

mbiterge
03-03-2008, 01:40 PM
23 AHMET ÖZYURT

Şarkışla / Ankara 1972

Kendimi bir atom bombası ve bir kuzu gibi
hissediyorum diyordu Ahmet.

Ahmet’te semahçı idi. Üniversiteye girmeye hazırlanıyor,
En çok sevdiği iki eylem,, okumak ve spor yapmaktı.


Günlük defteri güzel sözler kitabı gibi. ....
Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek.
Evet düşünmek gerek Her kitap okunmalı,
onlardan bir şeyler kapılmalıdır.... diyor Ahmet.
...Gerçekten mutlu kişi gerçekten içinde
bir iyilik hisseden kişidir, önemli olan
insanlık adına bir şeyler yapmaktır. Diyor, Ahmet Özyurt.

İbadeti cuma namazından sonra cana kıymak olanlara ibret:

Onun ibadeti, her an, insanca yaşamak, insanca düşünmekti.

mbiterge
03-03-2008, 01:40 PM
24 HANDAN METİN

Divrigi 1973

‘Tüm güzellikleri toplayıp uzun ince bir yola çıktım...’
1992 ODTÜ Eğitim fakültesi Biyoloji Bölümüne giriyor
Handan.
Gülsün, Gülender ve Nurhan’la yakın akrabalar
ve 4 kız Divrig Kültür derneği kadın
komisyonunda çalışıyorlar.

Annesi Sultan Metin . Yavrularımız, 8 saat,
geldi, gelecek diye devlet bekledi, 8 saat yandılar....

O yobazlar 8 saat, ‘..şeriat isteriz..’ diye
bağırdılar. Ve Handan yazıyor.
‘...Ayrılmak bir doğa kanunudur.
Bir gün arkadaşlarından, yarın ailenden
Ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın.
Ama önemli olan zihinlerde bir isim
bırakmak, ölsen bile ölmemiş gibi
yaşatılmaktır.

Onlar, ölmeden, ölenlerden oldu.
Zihinlerimizde 33 isim kaldı,
33'de birer Kubilay, 33'de birer Pir Sultan oldu

mbiterge
03-03-2008, 01:40 PM
25 YASAMİN SİVRİ

Ankara 1974

Kamber abi’nin profesörü.
Kitap kurdu. Hacettepe Üniversitesi
felsefe bölümüne gidiyordu.
Pir Sultan’da, semahla başlıyor, giderek
yeni alanlara yöneliyor,
gençlik komisyonu üyesi ve tâbi ki
kütüphaneden sorumlu idi.

Yasemin, Sivas’ta yazar, Aziz Nesin
ve Asım Bezirci ile tanışıp,
görüşlerini açıklayacağı için sevinçli.

Benim en iyi arkadaşlarım kitaplarım diyordu.
Okuyordu okuduğunu yorumluyordu:

.....İnsanlar öldükleri zaman değil,
unutuldukları zaman ölürler... diyordu.

Unutmadık.. unutmayacağız... biz sizi yaşatacağız.

mbiterge
03-03-2008, 01:40 PM
26 ASUMAN SİVRİ

Ankara 1977

Sokullu Lisesi 1. sınıf öğrencisi. Kamber Hoca,
Çorum’luların bir gecesinde tanışıyor,
Yasemin ve SİVRİ kardeşlerle.

16 yaşında semah hocası oluyor Asuman,
3 grupta 100'e yakın öğrenciye semah öğretiyor.

2 temmuz 93 günü otelden evi arayıp karnesini
alıp almadıklarını soruyor ailesine. takdirname bekliyor.
Takdirname aldığını öğrenemeden yobazlar otele saldırıyorlar.

Kamber Hoca çok sevdiği Asuman için:
Asuman’da her türlü özelik güzellik vardı,
zeki ve çalışkandı, emek veriyor çalışıyor çalıştırıyordu.

Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...

Ateşte semaha duranların en Sirvi başıydı O

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
27 SERPİL CANİK

Ankara 1974

Kuş olup güvercin donunu giyen
Uyan dağlar uyan Serpil geliyor.

Ticaret lisesinde staj gördüğü bir kooperatifte çalışıyor,
semah çalışmalarımı engelliyor diye
işten çıkmayı bile düşünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu.

Serpil semah ekibinin en yenilerinden,
önceden içine kapalı olan Serpil aydınlanma kalesi
olarak benimsediği Pir Sultan Abdal Derneğine gelip,
gül gibi açılıyor.
Ablası Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor.
Ailece gidiyorlar Sivas’a Serpil hiç gitmediği köyleri Banaz’ı da
görecek. Yobazlar Serpil’in anne babasını Ali Baba Mahallesine
ablası Serdal Canik’i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor,
onunda Madımak’tawww.yorumla.net boğuyor karanlık.

Gözü yaşlı Sultan anne: Yavrularım uça uça gittiler... diyor.
‘..Turnalar turnalar, telli turnalar, Semah edende, hakka gidenler...’

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
28 SERKAN DOĞAN

Ankara 1974

Başıma kızıl bağla, ardımdan sakın ağlama, anam....
Serkan Doğan kardeşi Serdar Dogan’la semah ekibinde,
ve kitap ve kaset stantında görev alıyorlar Pir Sultan
etkinliklerinde. Serkan ayrıca, Pir Sultan tiyatrosunda,
Ali Baba’yı canlandırıyor.


Cuma namazından çıkan yobazlardan, korunmak için girdiği,
Madımak oteline cansız çıkıyor Serkan.
Kardeşi Serdar ise, öldü diye atıldığı morgda, tam 12 saat
kalıyor ve tesadüfen bir doktor nabzının attığının
www.yorumla.netfarkına varıyor.

Serkan, otelde yangın başladığında, bir kaç dize
yazıp iç cebine koyuyor.:
‘....Yanıyorum anam sakın ardımdan ağlamasın
Ali’yim ben. Pir Sultan yoluna ölüyorum
Başıma kızıl bağla, sakın ardımdan ağlama....’’

Doğan ailesi SERKAN’ın vasiyete sadık.
Yok gözlerinde bir damla gözyaşı, yakınma.
Yalnızca direnç.. var direnç..

Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz...

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
29 BELKIS ÇAKIR

1975

Güne Umut’tan, ‘ceylanlara karışıp semaha duran.’
Kamber Hocanın kızı, Üniversiteye gidecekti.
Dernekte semahtan sorumlu idi.
Kamber Hoca cehennemden,
Birsen’i, Çiğdem’i, Gülay’ı ve diğerlerini kurtarıyor
kendi öz kızını kurtaramıyor.

Bende astım, bronşit var..
‘O taze ceylanların yerine neden beni almadı ölüm...’ diyor.

Belkıs’ın kardeşi Tuncer’de semah gurubunda.
O olaylar başladığında Madımak Otel’ine ulaşamıyor.
Şimdi Sait Metin’in bıraktığı yerden tiyatrodan
Pir Sultan olmayı sürdürüyor.
BELKIS’ Güne Umut Müzik Grubunda vokal yapıyor,
okumayı ve Zülfü Livaneli’nin şarkılarını çok seviyordu.
Kişilikli, yürekli, yetenekli, tutuğunu koparan
tam bir Anadolu kızıydı. Belkıs..
www.yorumla.net
Kırklar ile yedik içtik.
Kaynayıp sohbete coştuk
Yetmiş yıl fırında piştik
‘Daha çiğsin, yan’ dediler

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
30 NURCAN ŞAHIN

Ankara 1975

Kim yakıştırabilir sana ölümü.
Uzun yıllar çocuk hasreti ile yanan
ve tedavi gördükten sonra ‘can ışığı’ anlamına gelen
Nurcan adını koyduğu kızı doğar. O’nun için annesi Fidan :
Ben seni Allah’tan zorunan aldım, özel olarak sevmek için
kendime doğurdum, diyor.
www.yorumla.net
....Nurcan, belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğim
diyordu....
Okumayı çok seviyor, derneklerde her işe koşuyor
semah, tiyatro, kitap dergi.
Sivas’a yola çıkarken:
‘...Anne oraya geçen yıl gidenler tuvalet bulamamış,
bizde su bulamayız belki, Bir su ver içeyim....
Annesi Hacıbektaş'tan getirdiği sudan bir bardak veri.
Yarısını içer yarısını da Özleme verir...

Tas tas içtik ahuları sağ iken.
Bir sen iç, sevdiğim bir de bana ver

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
31 ÖZLEM ŞAHİN

Ankara 1977

Özlem ile Nurcan amca çocukları, bir elmanın
yarısı gibiydiler içtikleri su ayrı gitmezdi.

İçlerinde sınırsız bir insan sevgisi vardı.
Sevdiklerine koşa koşa giderlerdi.

Pir Sultan’ın CHE Guevara’nın resimleri olan,
kızıl mendilleri, kollukları, saç bağları, küpeler
kolyeler üretip, dernek adına satarlardı.
Devrimci kişiliklere duygusal bir yakınlıkları vardı.
Bu genç yaşlarında tabuları öyle bir güzel yıkmışlardı.

Onları, ne kanlı Sivas, ne Madımak Otelinde,
ne de mezarlarında aramayın onları,
Onlar kaçıp gittiler cellâtların elinden.
cellâtların yüzlerine gülerek hem de.
Çünkü onlar artık şehirde bir kumru.
parkta bir kelebek, denizde bir balık
düşüncelerimizde güzel bir dostluk.

Ve Onlar: Şu alemde sevgi, yaşadıkça, haksızlığa karşı,
bir isyan bayrağı gibi dalgalanacaklar..

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
32 MENEKŞE KAYA

Ankara 1977

Ötme bülbül ötme, şen değil gönlüm.
Dost senin derdinden ben yana yana.
Bu dünyadan bir Menekşe geçti, 15'inde Sivas’ta yakıldı.
Semaha tiyatroya meraklıydı.
Günleri Pir Sultan Derneği’nde geçerdi.
Evde kardeşi Koray’la saz çalıp semah dönerdi.

Turhal-Tokat, Amasya, Gümüşhane,
Hacıbektaş şenliklerinde tiyatroda oynamış.
İstanbul, İzmir, Ankara’da semah dönmüştü.

Menekşe Kaya 15'inde SON semahını
2 temmuz 93´te Sivas’ta döndü.
Menekşe’lerin üzerine, su yerine kara dumanlar indi.

‘... O Sivas, O Kerbela’dan bin kere beterdi...

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
33 KORAY KAYA

Ankara 1981

Şu dünyadan bir de Koray geçti. 12 yaşında Sivas’tan.
5 yaşında yazıyı sökmüştü, Pir Sultan’ın genç şehidi.
Gururlu bir günde, işçi bayramında 1 Mayıs’ta doğmuştu.
Akşam konserde babası İsmail Kaya’nın sazı kırılınca üzülmüş,
Annesine varıp ne oturuyorsun, babamın sazı kırıldı
hadi buradan gidelim demişti....

Ertesi gün Cumhuriyet Lokantasında yemek yerken,
bir haber ulaşır. Cuma namazından çıkan büyük bir kalabalık
valiliği taşladıktan sonra, Kültür merkezine doğru yürümüş.
Zalim felek orada ayırır canları, bir daha göremezler birbirlerini.
Ozan İsmail Kaya kültür merkezine gitmek zorunda kalır,
oradan dawww.yorumla.net Ali Baba Mahallesine hapseder,
hakim güçlerin, derin devleti onları,
yobazlar rahatça, Koray ve Menekşe’leri boğsunlar
Madımak cehenneminde... diye..

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
Sivas’ta yitirdim,
33 goncaydı gülüm.
Elimden aldı bak, ateşle ölüm.
Bende dostlar ile, yere gömüldüm
Çalardı sazım, söylerdi dilim
Aldı onları aramızdan, ölüm....
PİR SULTANLAR ÖLMEZ ......

mbiterge
03-03-2008, 01:41 PM
HALKIM

2 Temmuz 1993...


Yandık avazlarda, kavrulduk halkım.....

Varıp Pir Sultan’ı, analım dedik
Aşkın dolusuna, kanalım dedik
Meydanda bir semah, dönelim dedik
Kahpe tuzaklarda, vurulduk halkım..

Salyalı ağızlar, kirli yürekler
Elde ateş, dilde Allahu-Ekber
İnsan yakmak için, olmuş seferber
İsli dumanlara, savrulduk halkım

Hasret Gültekin´im, Serkan Doğan´ım
Huriyem, Yesim´im, özbe öz Özkan´ım
İki Metin ölüm, Sait, Handan´ım
Hep birlikte yan, yana serildik halkım

Yüzbin yobaz, bir Akarsu eder mi?
Öldürülen, bu kaçıncı Nesimi,
Özlem, Nurcan, Serpil, Belkıs Gülsüm´ü
Verdik, birer birer, kırıldık halkım

Metin, Asaf, Behçet, Asım Bezirci,
Menekşe, Sehergül, Gülender, İnci,
Asuman, Yasemin, Erdal Ayrancı,
Et kemik bir yerde, derildik halkım

Yandı özyurdun da, Özyurt Ahmet´im
Kaynar ateşlerde Uğur Mehmet´ım
Güpe gündüz ışıktı, Gündüz Murat´ım
Cem olduk güneşe, verildik halkım

Koray Kaya´m, onbirinde dal fidan
Ahmet Öztürk ile adaşı alan
Din için yakıldık 33 can
Kara topraklara, karıldık halkım

Madımak´ta yanan 33 can
Artık her birisi bir Pir Sultan
Hızır´in dölleri yazsın bin ferman
Gönüller içinde yer aldık halkım

Muhlis´ine muhip olan, Muhibe´m
Sulari’den arda kalan Edibe´em
Cümlesi insana derki, Kâbem
Kanlı kefenlere sarıldık halkım

Karinna Cuanna, Hollanda´lı can
Yanında Muammer Hakan ve Kenan
Bin beterdi Sivas, Ol Kerbela’dan
Hüseyin´ce ölüp dirildik halkım

Kızılgül’üm,söz düşürse dilime
Mızrabım isyankâr, vurur telime
Bir gün olup hesap sorsam zalime
Yobazlar elinden zar olduk halkım....

mbiterge
03-03-2008, 01:42 PM
DİSK Genel Sekreteri Musa Çam’ın, Sivas Katliamı’nın 13. yılı nedeniyle yaptığı basın açıklaması

2Temmuz 1993'de gerici, faşist güçlerin planlı bir organizasyonuyla Sivas'ta "Pir Sultan Kültür Etkinlikleri"ne katılan 35 aydın, sanatçı, yazar, genç, her şeyden önce insan, Madımak Oteli'nde yakılarak katledildiler.
Kendinden olmayana, farklı olana, “öteki” sayılana karşı tam bir tahammülsüzlük ve yoketme histerileriyle dolu olan bu gerici oluşumların ilk “çıkarması” değildi Madımak. 80 öncesi yine Sivas, Çorum, Malatya ve Kahramanmaraş’ta onlarca insanımız, kadın, çocuk denilmeden vahşice katledilmişlerdi.
Devletin “derinlerinden” üretilen politikalarla birleştirilen ırkçı-gericiliğin tek hedefi kuşkusuz Aleviler değildi. Geçmişe baktığımızda, 12 Eylül’e giden yolda Türkiye, faşizmin ve gericiliğin yoğun bir saldırısıyla karşı karşıya kaldı. İçlerinde Kurucu Genel Başkanımız Kemal Türkler’in de olduğu bütün ilerici, demokrat insanlara, aydınlara, gazetecilere, işçilere, öğrencilere, öğretim üyelerine karşı cinayet ve katliamlar düzenlendi; K.Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da gerici ayaklanmalar çıkarıldı, mezhep ayrılıkları körüklendi. Yüzlerce insan öldürüldü, binlercesi yaralandı, sakat bırakıldı.
24 Ocak Kararları’yla ilan edilen, sınırsız bir sömürü anlamına gelen ekonomik politikalara karşı oluşması muhtemel muhalefet hareketleri de sınırsız bir terör uygulanarak "zapt-ü rapt" altına alınmaya çalışıldı.
12 Eylül mevcut sömürü düzeninin onarılmasını hedefledi ve ekonomik krizin yükünün emekçi halkın üzerine yıkılması için gündeme getirildi.
Türkiye’de emekçilerin, işçi sınıfının geleceğinin teminatı olan solun gelişiminin bastırılması, sindirilmesi ve yokedilmeye çalışılması politikalarından bağımsız tutmuyoruz Madımak yangınını! Ve geçmişte ülkemizin aydınlık geleceğini karartan bütün tertipçilerinin cezalandırılmaları şöyle dursun, “kahraman” ilan edildiklerine, makamlar ve payeler verilerek mevkilerinin yükseltildiğine içimiz yanarak tanıklık ediyoruz.
Sivas Katliamı hala toplumun vicdanında kanayan bir yara olarak duruyor! Geçmişi kapatmaya ve unutturmaya çalışmakla değil, onunla yüzleşerek toplumsal barışı sağlayabileceğimiz unutulmamalıdır.

mbiterge
03-03-2008, 01:42 PM
Yaralananlar


Aziz NESİN
Oktay SAMUR
Lütfiye AYDIN
Kadir ARDIÇ
Cafer Can AYDIN
Ahmet BAYRAM
Aydoğan YAVAŞLI
Faruk YALÇIN
Melahat YAVAŞLI
H.İbrahim DARBİÇER
Kamber ÇAKIR
Ahmet YAPAR
Lütfi KALELİ
Şaban YILMAZ
Serdar DOĞAN
Selahattin ÖZASLAN
Gülay ŞAHİN
Nurettin DARIKA
Makbule ÇİMEN
Sabri KANGAL
Nuray ÖZKAN
Birsen GÜNDÜZ
Bülent DAYLAŞLI
Mustafa GÖKTEKİN
Faruk DAYLAŞLI
Turan KESER
Bedia ATMACA
Erkan KILIÇ
Şadiye TANIŞ
Şükrü GÜLMEZ
İnci ŞENER
Bilal KALE
Nevzat ÇİĞDAMLI
Ali SERTAŞ
Ünal ALTUNAY
Çiğdem GÜLHAN
Ali UYGUR
Mecit ÜNAL
Hasan YILDIRIM
Hidayet ÖZDEN
A. Turan ONAK
Solmaz YILMAZ
Mustafa KAYA
Zülali BİLGİN
Erdal KOÇ
Seyit İNAT
Rukiye GÜLER
Ersin GÜREN
Adem ŞAHİN
Salim CEBENAY
Ercan DEVELİ

mbiterge
03-03-2008, 01:42 PM
Otelden yara almadan kurtulanlar

Arif SAĞ
Neval OĞAN
Yıldız SAĞ
Tuncay YILMAZ
Murtaza DEMİR
Demet IŞIK
Ali ÇAĞAN
Elif DUMANLI
Haydar ÜNAL
Murat KILIÇ
Yüksel YILDIRIM
İclal KARAKUŞ
Ali BALKIZ
Ertan KARTAL
Ali BAŞTUĞ
Ali Rıza KOÇYİĞİT
Ali DOĞAN
Mustafa TÜRKAN
Ayben KOP
Rıza AYDOĞMUŞ
Ali YÜCE
Mehmet AYDOĞMUŞ
Nimet YÜCE
Deniz HUNAR
Celal YILDIZ
Ferhun ATEŞ
Nurhan METİN
Cevat GERAY
Cem CELASUN
Gülsen GERAY
Zerrin TAŞPINAR
Olgun ŞENSOY
Mehtap YÜCEL
Nuray ÖZKAN
Hülya KADEROĞLU
Cevat ÜSTÜN
Battal PEHLİVAN
Hidayet KARAKUŞ
Türkân PEHLİVAN
İ. Cem ERSEVEN

mbiterge
03-03-2008, 01:42 PM
Yaralanan polisler

Doğukan ÖNER*İl Emniyet Müdürü
Rahim ÇALIŞKAN*Emniyet Müd. Yrd.
Mustafa UZUN*Şube Müdürü
Yaşar TEMEL*Başkomiser
İbrahim KURŞUN*Komiser
Sönmez KAYIŞ*Polis Memuru
Ramazan KARATAŞ*Polis Memuru
Bülent DAMLACI*Polis Memuru
Nevzat GÜNDOĞDU*Polis Memuru
Ersoy KARA*Polis Memuru
Şaban AKIN*Polis Memuru
Salim ŞEN*Polis Memuru
Hüseyin YÜKSEL*Polis Memuru
Sebahattin DİNÇ*Polis Memuru

mbiterge
03-03-2008, 01:42 PM
Devlet yetkilileri ne dedi?

Sivas’ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana, İçişleri Bakanı’na defalarca bildirildiği halde herhangi bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 35 insan yakılarak feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ;“Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyor, ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının “halk”tan kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı.

Başbakan Tansu Çiller ise, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da Van’da yakılan bir oteli, Sivas’takiyle karıştırmış ve “Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır” demişti. Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli duyarsız olabiliyordu.

Ülkenin iç asayişinden sorumlu bir yetkilisi, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir.

Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış, saldırgan katiller ellerini kolllarını sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi, katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır.

Olay, rejime yönelik ve arkasında ırkçı-şeriatçı örgütlerin bulunduğu siyasal bir gelişme şeklinde ele alınmadı. Hukuki süreç bu yönde işletilmedi. Böylece, 35 kişinin katledilmesine, 60 kişinin ağır yaralanmasına, onlarca arabanın yakılmasına neden olan katliamın düzenleyicileri olan ırkçı-şeriatçı örgütler ve katliamda kusuru bulunan sorumlular ortaya çıkarılmadı.

mbiterge
03-03-2008, 01:42 PM
Sivas Valiliğinin Raporu

Sivas Valisi Ahmet KARABİLGİN, katliamla ilgili olarak hazırladığı bir raporu İçişleri Bakanlığına sunar


Olay Öncesi İstihbarat


01. 07. 1993 Perşembe günü, İl Merkezinde başlayacak olan ve aralarında Aziz NESİN’in bulunduğu birçok yazar ve sanatçının katılacağı 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ni protesto etmek amacıyla, 30. 06. 1993 günü ‘gizli’ olarak, ‘Ek - 1’de sunulan bildiri dağıtılmıştır.

Konunun hassasiyetinden dolayı, etkinlik programı ve Aziz Nesin aleyhindeki bildiri Emniyet Müdürlüğü’ne faksla iletilmiştir

mbiterge
03-03-2008, 01:42 PM
Olayın Başlangıcı ve Seyri

2 Temmuz 1993 Cuma

- Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından, Paşa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazından çıkan 500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı’na doğru ilerledikleri bildirilmiştir. (13.30)

- Hükümet Meydanı gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2 bin kişi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer İslam’ın”,”Şeytan Aziz”,” İslamiyet’i ezdirmeyeceğiz” vb. sloganlar atmışlardır. (13.40)

- Sayıları yaklaşık 3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında benzer sloganları yinelemiştir. (13.55)

- 3 bin 500 dolaylarında gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis tarafından önlenmiştir. (14.10)

- Kültür Merkezi’nden ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur. (14.40)

- Grup, Buriciye Medresesi’ne gelmiştir. (14.45)

- Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydanı’na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı sloganları tekrarlamışlardır. (14.50)

- Grup, Hükümet Meydanı’ndan Atatürk Caddesi’ne yönelmiştir. (15.00)

- Atatürk Caddesi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9 bini bulmuştur. (15.10)

- Hükümet Meydanı’ndan İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenmiştir. (15.30)

- Valilik tarafından görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu sakinleştirmek için bir konuşma yapmıştır. (15.48)

- Kültür Merkezi’nden İstasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı’na ve Madımak Oteli civarına gelen yaklaşık 10 bin kişilik gösterici grubu, slogan atmaya devam etmiştir. (15.55)

- Madımak Oteli önünde toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine, Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı birer konuşma yapmışlardır. (18.00)

- Belediye İtfaiye araçları, Hükümet Meydanı’na gelmiştir. (18.30)

- Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan’dan geçirilirken, topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir. (19.14)

- Madımak Oteli önündeki araçlar ve heykel ateşe verilmiştir. (19.50)

- Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır. (20.00)

- İtfaiye, otele güçlükle yaklaşabilmiştir. (20.05)

- Yangın Otele de sıçramıştır. (20.10)

- Afyon Sokak’tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır. (20.20)

- Hükümet Meydanı’na gelen göstericiler, Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlamışlardır. (20.40)

- Güvenlik kuvvetleri havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır. (20.50)

- Kalabalık, küçük gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır. (21.00)

- Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk Büstü tahrip edilmiştir. (21.40)

- Sayın İçişleri Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır. (22.00)

- Valilikçe ilan edilen ”sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır. (23.00)

mbiterge
03-03-2008, 01:43 PM
Olayın Nedeni

Olayların asıl nedeni, dinsiz olduğunu birçok kez açıklayan yazar Aziz Nesin’i bahane eden irtica yanlısı ve devlet düşmanı odakların, fırsattan yararlanıp, halkı, işsiz, güçsüz kişileri galeyana getirmesi ve istismar etmesidir.

Olaylar, idarenin elinde olmayan, kanunsuz göstericiler karşısında eldeki güvenlik güçlerinin kesin üstünlüğünü imkansız kılan bir gelişim seyretmiştir. Gelişmeler, dakika dakika hükümet yetkililerine ve üst düzey yöneticilere iletilmiştir.

Çeşitli camilerden çıkan ve normal bir kalabalık içinde küçük gruplar halinde değişik yönlerden gelen göstericiler, bir anda Hükümet Konağı önünde kanunsuz gösterilerine başladılar. 13.30 dolaylarında başlayan bu ilk olay üzerine, derhal Emniyet ve Jandarma üsleri ile yaptığım haberleşmede, başlayan olaya karşı alınacak önlemler değerlendirilmeye ve uygulamaya sokulmuştur. Olayın, ilk dakikalarında yarattığı izlenim, toplanan kişilerin hemen dağılıp gidecekleri şeklinde olmuştur.

Topluluğun Hükümet Konağı önünden ayrılmayıp slogan atmayı sürdürdükleri ve yere oturmaya başladıkları görüldüğünde, işin ciddiyeti anlaşılmış ve saat 13.45’te, yani olayın başlamasından 15 dakika sonra, Tugay Komutanı’ndan askeri güç talebinde bulunulmuştur. 13.45’te başlayan ve aralıklarla süren takviye kuvvet isteme talebine gecikerek karşılık verilmiştir. Hazırlandığı bildirilen kırk kişilik ilk kuvvet, Hükümet Konağı önüne ancak saat 16.00 dolaylarında ulaşmıştır.

Saat 19.10’da Genelkurmay Başkanı ile yaptığım telefon görüşmesine kadar, Tugay güçlerinin olay mahalline sevki mümkün olamamıştır. Sayın Genelkurmay Başkanı bu telefon görüşmesinde, Tugay’ın tüm gücünün olaylara müdahale etmek üzere kullanılacağını bildirmiştir. Saat 19.45’te, göstericiler kundaklanmış Madımak Oteli’ne girmek üzereyken, Tugay’ın son gelen ek gücü, koşar adımla kalabalığa müdahale etmeye çalışmış, ama kalabalığı yaramamıştır. Tugay takviyesinin en son anda, saldırganlar otele girmek üzereyken ulaşmakta olduğu, deşifre edilecek Emniyet telsiz konuşmalarından, Emniyet Müdürü ile yaptığım haberleşmelerden de anlaşılmaktadır.

Bu kritik anda yanımda bulunan İl Jandarma Komutanı’nın emri ile Jandarma timinin havaya ateş açması, olayların daha vahim noktalara gitmesini önlemede etkin olmuştur.

mbiterge
03-03-2008, 01:43 PM
Son Değerlendirme

1. Kanunsuz bir toplum olayına dönüşeceği yönünde kesin bir belirti bulunmamasına rağmen her türlü güvenlik önleminin alındığı etkinliklerde fanatik bir grubun çıkarttığı olayın, daha önceki yıllarda yaşanan ve tüm şehri kaplayan mezhepler arası çatışmaya dönüşmemesi, güvenlik güçlerinin halk üzerine ateş edip olayları daha da alevlendirmesi yanlışlığına düşülmemesi yönünde her türlü duyarlılık gösterilmiştir.

Keza aynı yaklaşım, Sayın Başbakan’ımız ve İçişleri Bakanı’mızla yaptığım telefon görüşmelerinde, ‘Gösteriler içindeki halkın, güvenlik güçlerinin ve saldırıya hedef olan misafirlerin hepsinin korunması zorunluluğu olmadıkça kuvvete başvurulmaması’ şeklinde tekrar edilmiş ve bu yönde talimatlar alınmıştır.

2. İlk anda kuvvete başvurup, grubun tüm şehre yayılması; olayların tüm şehri kaplaması ve sayıca yetersiz güvenlik güçlerinin şehre yayılan olaylar karşısında iyice güçsüz bir duruma düşmesi ve olayların daha büyük facialara dönüşmesi sonuçlarını yaratabilirdi.

3. Çevre illerden gelenwww.yorumla.net takviye güçler, 25-30 sayıları mertebesinde kalmış, Tugay’ın tüm gücünün bir anda seferber edilmemesi de, mevcut güvenlik kadrosuna yeterli desteğin zamanında katılamaması sonucunu doğurmuştur.

mbiterge
03-03-2008, 01:43 PM
Sonuç

Sonuç olarak, yaşanan üzücü olayın öncesinde, olay sırasında ve sonrasında, eldeki tüm olanaklar ve güvenlik gücü kullanılmaya çalışılarak, ilimizde bulunan askeri birlik, 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’ndan, İçişleri Bakanlığı Sayın Müsteşarı’nın bilgisi altında Kayseri ve Tokat illerinden; ilimiz Hafik, Yıldızeli, Kangal, Şarkışla ve Zara Kaymakamlarından takviye kuvvet zamanında istenilmiş, Sayın Başbakan’a, Sayın İçişleri Bakanı’na, Sayın İçişleri Bakanlığı Müsteşarı’na, uçak ve helikopterle takviye gönderilmesi talebi arz edilmiştir.

Yaşanan bu üzücü olayda, Valiliğimiz yasal ve idari her türlü çareye başvurmuş, gerekli makamlarla haberleşme ve koordinasyon içinde bulunmuştur. Dünyanın her yerinde, ülkemizin birçok yerleşim merkezinde de yapılması gereken en temel iş, olayları sınırlamak ve büyümesini engellemektir. Bu çerçevede Valiliğimiz görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmiştir.

mbiterge
03-03-2008, 01:43 PM
Tahrik mi, Tertip mi?

Devletin Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan düzeyindeki yetkililerinin olaya yaklaşımları, yakılanların bunu sanki hak ettiği yolundadır. Saldırganlara yönelik herhangi bir tutum alınmasına karşı çıkmakta, olayın tahrike bağlı bir duyarlık olduğunu iddia etmektedirler.

Böyle bir tutum, etkilerini göstermekte gecikmedi. Nitekim Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır. Katliam soruşturması, Aziz NESİN’in tahrikleri ekseninde yürütülür.

Emniye tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında, katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durulmamış; saldırı Aziz NESİN’ın tahriklerine bağlanmış ve iddianame, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet temelinde hazırlanmıştır. (Sivas Savcısının hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi)

Ankara DGM Savcılarının 1 Nolu DGM’ye sunduğu iddianamede de, “Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü, aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi” gibi ifadelere yer verilmiştir. 8 DGM Savcıları da, katliamı planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana olmamış ve olayları Aziz NESİN’in tahrikine bağlamışlardır.

Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K: 1994/190), saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN’in tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında indirim uygulamıştır.

Oysa saldırının ve katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı bir bildirinin dağıtıldığını belirtmiştik. Şenliklerin birinci gününün akşamı, “Halkımıza Çağrı” başlığı taşıyan ikinci bir bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı. Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi militanının Malatya’dan Sivas’a geldiğini, basına söylemiştir. Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır.

Bu yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurduğu Araştırma Komisyonuna ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımları da ilginç bilgilerle yüklüdür.

O günlerde Sivas Emniyet Müdürü olan Doğukan ÖNER: “... Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESİN’e yönelik olan bir hadise değildir.

“... Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı... Ben o grupları Madımak önünde görmedim...” 9

Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet Asayiş Müdürü): “Heykel getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük... Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı. Amerikan Bayrağını yaktılar...”

Millet Partisi İl Başkanı: “Paşa Camisinde namaz bitmişti, bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda bir gürültü patırdı oldu... Amerikan Bayrağının yakılışını bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.”

Dr. Hüseyin POLAT (Tabiblar Odası Başkanı): “Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı. Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı yapıldı. Belediye Başkanı ‘Gazanız mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.”

Mehmet TALAY (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü): “Aziz NESİN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz NESİN’in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu...”

Şakir ŞEKER (ANAP İl Başkanı): ”Caminin içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25 kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup, bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir...” 10

Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri İzzet KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli olduğunu belirtmişlerdir. 11

Belgelerden ve tanıkların anlatımlarından anlaşıldığı gibi, Sivas katliamı tahrik sonucu değil, örgütlü ve planlı hazırlıkların sonunda gerçekleşmiştir.

mbiterge
03-03-2008, 01:43 PM
Yargı Süreci

Katliamdan birkaç gün sonra soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma ve yargılamanın gelişimi şöyledir:

1) Sivas C. Başsavcılığı, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefetten dolayı bazı kişiler hakkında soruşturma başlatır ve Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açar. Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi de 23. 08. 1993 gün, 1993/302 Esas, 1993/315 kararıyla, kamu güvenliği yönünden davayı Ankara Asliye Ceza Mahkemesine gönderir. Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 1993/1185 E. Kararıyla dava Ankara DGM’ye gönderilir.

2) Sivas C. Başsavcılığı, ayrıca 22. 07. 1993 gün ve 1993/2212 Hz. Sayılı iddianamesiyle Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açar. Mahkeme de kamu güvenliği nedeniyle dava dosyasını Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderir. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi de, oluşumunun DGM’yi ilgilendirdiği gerekçesiyle 11. 10. 1993 gün, 1993/169 E., 1993/150 sayılı kararıyla davayı Ankara DGM’ye gönderir.

3) Sivas İli, Kayseri DGM kapsamındadır. Bu yüzden, Kayseri DGM Savcılığı da soruşturma başlatır. Sonra 25. 08. 1993 gün, 1993/175 Esas, 1993/197 sayılı kararıyla davayı kamu düzeni bakımından Ankara DGM’ye gönderir.

4) Ankara DGM, kendisine gönderilen dava dosyaları hakkında 27. 10. 1993 tarih ve 1993/129 Esas, 1993/109 sayılı kararıyla görevsizlik kararı verir. Böylece Mahkemeler arasında uyuşmazlık sonucu dava dosyası Yargıtay’a gider. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de 08. 11. 1993 gün ve 1993/11824 Esas, 1993/11804 sayılı kararıyla Ankara DGM’nin yetkili olduğuna karar verir.

5) Ankara DGM, gerek Asliye Cezada açılan davaların dosyasını, gerekse Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dosyayı 1993/106 Esas kararıyla birleştirir. Sonuçta dava, Ankara 1 nolu DGM’de açılmıştır.

Görüldüğü gibi, saldırı ve katliam sırasında Emniyet, suçluları yakalamada oldukça pasif kalmış; Sivas’ın dışından gelen saldırganlar kolaylıkla Sivas’ı terketmişlerdir. Sonradan gözaltına alınanların tümüne yakını Sivas’ta oturanlardır.

Yargı sürecinde dava dosyası, Kayseri DGM, Sivas, Ankara Asliye ve Ağır Ceza Mahkemeleriyle, Ankara DGM ve Yargıtay arasında uzun süre dolaştırılmıştır. Böylece sıcağı sıcağına soruşturma başlatılmadığı gibi, suçluların çoğunluğu çoktan kayıplara karışmışlardır.

35 kişinin ölümüne, 60 kişinin yaralanmasına neden olan bu katliamın soruşturulmasına, yargılanmasına etki eden veya engellemeye çalışan gizli güçler mi vardır? Burası tartışma konusu olmuştur. Ama katliamın öncesi, sonrası ve yargılama süresinde saldırganların korunduğuna, basın ve kamuoyu tanık olmuştur.



Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır:

“İDDİANAME: 02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Banaz Köyü’nde yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açılışı nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı’nı Türkiye’de de yayınlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir. Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare olamayacağı açıktır...

“İslam dünyasında tepki yaratan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının Türkiye’de yayınlanmasını yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi izlenim bırakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin her yıl Banaz Köyü’nde yapıldığını düşünürsek, bu şenliğin Sivas İl Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasındaki bu olayı hazırlamıştır.

“İşte 02. 07. 1993 gününün Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması ve geciktirilmesi,

“Ayrıca, fanatik toplulukça şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması;

“Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları;

“Kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması;

“Eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir.

Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, ‘Bu şenlik neden İl Merkezi’nde yapılmıştır, neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur?’ soruları cevapsız kalmaktadır.

“Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin;

“... Çalışmaları Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan yürüyüş ve Aziz NESİN’in konuşmaları sergilediği tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur...” 12

DGM savcılarının iddianamelerinde, Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri ve bu şenliğe katılanlar “Dev-Sol, Dev-Genç, PKK” örgütleriyle bağlantılı olmakla suçlanmaktadır. Bu örgütlerin Sivas’ta yürüyüş yaptıklarından sözedilmektedir. Oysa Sivas Valiliğinin ve Emniyet Müdürlüğünün raporlarında böyle bir yürüyüş olmadığı belirtilmiştir. Yine, katliamı gerçekleştiren ırkçı-şeriatçı örgütlerden hiç söz edilmemiştir. Katliamın nedenini Aziz NESİN’in tahrikine ve sol örgütlere bağlayarak savcıların, katliamı yapanlardan yana taraflı olduğu görülmektedir.

Davanın ilk duruşması, Ankara 1 nolu DGM’de 21. 10. 1993 günü yapıldı. Duruşmayı izlemek üzere binlerce kişi Ankara DGM önüne geldi. Binin üstünde polis Adliyenin geliş yollarını çevirmişti. Saldırganların yakınlarının ve avukatlarının dışında kimseyi Adliyeye yaklaştırılmıyorlardı. Sivas’ta katledilenlerin aileleri ve avukatları içeri alınmadılar. Emniyet güçleri, duruşmayı izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakınlarına acımısızca saldırdılar. Kadınları saçlarından tutarak yerlerde sürüklediler ve copladılar. Ağza alınmayacak küfür ve hakaretler yapıldı. Birçok kişi gözaltına alındı.

İlk duruşma böyle başladı. Yakınlarını kaybeden aileler ve müdahil avukatları sonraki duruşmalara katılma imkanı buldular. Sanıklar, her duruşmada müdahil avukatlara ve yakınlarını kaybeden ailelere sözle ve el hareketleriyle hakarette bulunuyorlardı. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere müdahale etmiyordu.

Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Daha sonra davanın gelişimini, tanıkların ifadelerini basından ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik kararı alındı. Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanlı görerek reddi hakim isteminde bulundular. Avukatların bu istemi de reddedildi.

Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldılar:

“...Şeriat heveslilerinin, teokratik devlet özlemcilerinin yargılandığı ve Cumhuriyet tarihimizin en önemli davalarından olan Sivas Olayları Davasının her yönüyle topluma, halkımıza açık olması gerekir. Müdahil vekileri olarak, gerekçesi ve nedenleri bile tutanağa yazılmamış olan ‘Gizlilik kararı’nın sürmesini asla benimsemeyiz, yargılamanın kamuoyundaki inandırıcılığına gölge düşmesine göz yummayı, halkın haber alma hakkının tıkanmasını içimize sindiremeyiz ve hukuka uygun bulmayız.

“Bu nedenle meslektaşlarımız, müdahil müvekkillerin de isteklerini göz önünde bulundurarak; mahkemelerce verilmiş bulunan ‘Gizlilik kararı’ kaldırılıncaya kadar, duruşmalar halka açık olarak yapılıncaya kadar, duruşmalara girmeme ve mahkemeyi tarihi sorumluluğu ve hukuki yanlışlığı ile baş başa bırakma kararı vermişlerdir...” 13

Müdahil avukatların bu kararını desteklemek üzere, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi de tüm şubeleriyle açlık grevi kararını aldı. 14 Haziran 1994 günü başlayan ve18 Haziran akşamı sona eren dört günlük açlık grevine, Derneğin 35 Şubesinin tüm yönetim kadrosu katıldı. Açlık grevi süresince 100 binin üstünde kişi ve kurum temsilcisi Derneği ziyaret ederek destek verdiler. Buna ek olarak Ankara’da 200 bin bildiri dağıtıldı.

Bunca tepki ve uyarıya karşın, mahkeme heyeti kararında direnerek yargılamayı yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen yargılama 26. 12. 1994’te karara bağlandı. Mahkemenin gerekçeli kararı şöyledir:

“Gerekçeli Karar: ...Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz NESİN’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedefde sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların, laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı, sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz.

“... Olayların müştekisi Aziz NESİN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitabın Türkiye’ye sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı, Türkiye’de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık Gazetesinde yayınladığı ve bu kitabın içeriği itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından, sanıklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ¼ nisbetinde indirilecek... hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına...“ (Ankara 1 nolu DGM’nin Gerekçeli Kararı, Sayfa: 461/465) 14

Böylece Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3 sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi.

DGM’nin kararında katliamı gerçekleştiren faşist (ırkçı-şeriatçı) örgütlerden söz edilmediği gibi, katliam Cumhuriyete ve laikliğe karşı bir eylem olarak da değerlendirilmemiştir. Ama bir suçlu gerekliydi ve o da bulunmuştu: Aziz NESİN. Üstelik bu hiç de yeni bir şey değildi; devletin yetkilileri, siyasi iktidarın sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcılar da, Sivas katliamının örgütlü bir hareket olmadığını, Aziz NESİN’in tahrikiyle ortaya çıkmış bir tepkinin sonucu olduğunu, olayın ilk gününde açıklamışlardı.

Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyiz ettiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 kararıyla, “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.

Ankara 1 nolu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. Karar, 28. 11. 1997’de açıklandı. Mahkemenin Esas No: 1996/84, Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararında şu ifadelere yer veriliyordu:

“... 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlilerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak Hükümet Konağının önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümetin il’de temsilcisi olan valiye ‘Şerefsiz vali’, ‘Vali istifa’ şeklinde, yürüyüşler ve toplanmalar sırasında Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde ‘Şeriat gelecek zulüm bitecek’, ‘Cumhuriyeti burada kurduk, burada yıkacağız’, ‘Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik’, ‘Şeriat isteriz’, ‘Dinsiz laikler’ sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması ‘Yak yak’ sloganları altında güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle açılıp otelin yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet Türk İnkılabının temel taşlarından birisi olan Sivas Kongresinin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki Atatürk Heykelinin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebir, bir kısım icra hareketlerinin TCK’nin 146. Maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliğinin ve Aziz NESİN’in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır...” (Gerekçeli Karar, s. 65-67)

DGM’nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilmiştir.

Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası bazı usul noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur. Dava bir kez daha DGM önündedir.


EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum


Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0