özgeylani
09-02-2008, 04:43 AM
Meslek Yüksek Okulu mezunlarının hak ve kazanımlarına iyileştirecek, bu okulları ilgi odağı haline getirebilecek önemli bir kanun teklifi meclis gündeminde. Tekniker, yüksek tekniker unvanını alanlar, meslek yüksek okullarının iktisadi bölümlerinden meslek elemanı olarak mezun olanlar ve denk eğitimi görmüş olanlar; diğer meslek gruplarının yetki ve sorumluluklarına sahip bulunacaklar.
Prof. Dr. Osman Çakmak’ın yazısı
Türkiye'de üniversite eğitimi almış çoğu meslek gruplarının kadroları, unvanları, yetkileri ve statülerinin aşağı yukarı bellidir. Halbuki diplomalarında üniversite mezunu yazmasına rağmen, meslek yüksek okulu mezunları gerek iş hayatında gerekse askerlik görevleri sırasında lise, meslek lisesi ve ticaret lisesi mezunları ile aynı statüye sahip görünüyorlar.
Ülkemizde hâlihazıra 515 kadar Meslek Yüksek Okulu bulunuyor ve şimdiye kadar bu okullarda eğitim alarak mezun olmuş 2 milyona yakın insanımız bulunuyor. Askerlik görevi sırasında lise mezunu ile beraber aynı süre olan 15 ay görevi yanında lise mezunu çavuş olurken Meslek Yüksekokulu mezunu er olarak görevini ifa ediyor. MYO mezunları statü bakımından gerek iş hayatında, gerekse askerlik görevi sırasında lise mezunu statüsünde sayılıyor ve yanında bu meslek gruplarının emrinde çalışmaktadırlar.
Meslek Yüksek Okulları’nın iş hayatında ve askerlik görevi sırasında hiçbir avantaj sağlamaması düşündürücüdür. Bu hali ile meslek yüksek okullarının cazibe merkezi haline gelmesi nasıl mümkün olabilir?
Meslek Yüksek Okulu mezunlarının hak ve kazanımlarına iyileştirecek, bu okulları ilgi odağı haline getirebilecek önemli bir kanun teklifi meclis gündemine gelmiş bulunuyor.
Taslağına göre: “Tekniker, yüksek tekniker unvanını alanlar, meslek yüksek okullarının iktisadi bölümlerinden meslek elemanı olarak mezun olanlar ve denk eğitimi görmüş olanlar; diğer meslek gruplarının yetki ve sorumluluklarına sahip bulunacaklar. Kamu ve özel işyerinde ustabaşı, amir, formen, sorumlu şef statüsünde çalışabilmek için, üniversite ve meslek yüksek okulu diplomasını ibra etmek zorunlu olacak. İşverenlere, çalıştırdıkları meslek yüksek okulu mezunlarının yüzde 50'sini geçmemek üzere, sigorta prim muafiyeti tanınacak.”
Taslakta ara kalifiye insan gücü yetiştiren bu okullarda okuyan öğrencilerin sigortalı hale gelmesi, Meslek Yüksek Okullarına ÖSS’den farklı olarak ayrı bir sınav (Mesleki Eğitim Sınavı) ile öğrenci kabulü öngörülüyor.
Askerlik sürelerinin kısaltılması ile ilgili şu hükümler yer alıyor:
“İki yıllık Meslek Yüksekokulu mezunu olanlar için er veya erbaş olarak 9 aydır. Bu sürenin barışta önce 1/6 ay bilahare 2/6 aya indirilmesine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de ihtiyacı dikkate alınarak Bakanlar Kurulunca karar verilir"
Meslek Yüksek Okulu mezunlarının askerlik sürelerinin kısaltılacak olması bile tek başına bu okullara önemli bir itibar ve cazibe getirecektir.
Amaçsız Lise Eğitimi
Eğitim sistemindeki misyonsuzluğa en bariz örneğini lise eğitiminde görüyoruz. Gerçi resmi belgelerde lise eğitiminin amacı kulağa hoş gelen yaldızlı ifadelerle anlatılmaktadır. Ama uygulamaya baktığımızda ülkemizde lise eğitiminin tek bir gayesini görmekteyiz. O da öğrencileri ÖSS’ye hazırlamak. Belirlenen konularda en kısa zamanda en fazla soruyu en kestirme yollardan çözme becerisini kazandırmak. Öğrencilerimiz testlere girip geçme konusunda hayli beceri kazanıyorlar.
Evet sorun burada düğümleniyor esasen. İlk ve lise öğretiminde öğrencilere gerçek hayatta kendilerini “yararlı” kılacak hangi beceriler veriliyor? Evet lise mezunlarının çoğunluğu üniversiteye girebiliyor olsaydı, bunu yine anlayışla karşılamak mümkün olabilirdi. Ama her yıl üniversite sınavlarında 5 öğrenciden 4 ü, yani ezici çoğunluk en değerli yıllarını ve kendini güvenini kaybetmiş olarak üniversite önüne geliyor ve orada ise üniversite kazanamayan büyük çoğunluk hüsrana uğratılmaktadır. Pazarlanabilir bir becerisi olmadan hayat mücadelesini terk ediliyor.
Meslek Yüksek Okulu mezunlarının şartlarının iyileştiren kanun teklifi bir başlangıç olmalı. Bu yönde atılması gereken adımlar;
Reformun Esasları
Mesleki eğitimin ayağa kaldırılması için gereken itibara kavuşması için aslında yapılması gerekenler çok da karmaşık şeyler değil. İlk yapılması gerekenler ,”meslek sözlüğünün” hazırlanması ve mesleklerin sertifikalanması, mezunların statü ve haklarının kanunlarda açık ve belirli hale getirilmesi, mesleklerin gerçek ihtiyaçlara göre çeşitlenmesidir. Meslek ne kadar basit görünürse görünsün diploması ve eğitimi olmayanlara ilgili mesleklerde iş yapma yetkisi verilmemelidir. Bu çerçevede ikinci olarak mesleklerin yasal ve piyasa ile ilgili uyumunun sağlanması, son olarak ta okul, atölye ve öğretmenlerin hazırlanmasıdır.
Dünya Bankası Türkiye Raporu
Dünya Bankası ve OECD’nin ülkemizin eğitim durumu ile sundukları raporlar gerçekten dikkat çekici. İşte Dünya Bankası 2005 Türkiye raporunda yer alan çarpıcı çözüm önerileri:
• Tüm orta öğretim öğrencilerine yüksek öğrenime ve vasıflı istihdama hazırlanmaları için fırsat sağlayın.
• Meslek okullarındaki öğrencilere, hem genel orta öğretim diploması getirecek, hem de kendilerini vasıflı istihdama hazırlayacak temel becerileri öğrenme imkanı tanıyın.
• Meslek liseleri için iş piyasası ile ilgili hedefler koyun.
• Gençlere, üniversite de dâhil olmak üzere, eğitim süreçlerinin herhangi bir noktasında çalıştıkları konuları seçme esnekliği tanıyın.
• Orta öğretimi, tüm öğrenciler için yeni beceriler geliştirecek şekilde yapılandırın. Uzmanlaşmaya daha yüksek sınıflarda geçmeye başlayın ve son aşamada da üniversitede uzmanlaşmaya geçin.
• Devlet, yaşam boyu öğrenmeyi öncelik haline getirsin.
• Eğitim sisteminin yapısı ile ilgili uluslararası normlar yok.
• Türkiye’nin ''Ulusal Eğitim Sektörü Stratejisi''ne ihtiyacı var.
• Türkiye kendi geleceğini, politika ve tartışmaların üstünde tutmalı, kapsamlı bir eğitim reformu stratejisi oluşturmalıdır.
• Türkiye'nin geleceği, çalışanlarının eğitimsel niteliklerine bağlıdır. Kalite anahtardır.
• Okul sistemi, çok az öğrenciyi iyi eğitiyor. Öğrencilerin çoğunu başarısız kılıyor.
• Okulların kaynak, yetki ve özerkliği yok. Ayrıca okullar, sonuçlardan sorumlu tutulmuyor.
• Okul kalitesi için gösterge ve standartlar belirlenmelidir.
• Her okul için kalite hedefleri belirlenmeli ve okullar bu hedefe ulaşmaları için teşvik edilmelidir. Okul performans sonuçları kamuoyuna bildirilmelidir
Öldüren Katsayı
Hali hazırda mesleki eğitime en büyük darbe “katsayı uygulaması” ile vurulmaktadır. Meslek liselerinde kültür ve fen dersleri müfredatta liselerdeki kadar değil. ÖSS’nin lise eğitiminin yerini aldığını şu şartlarda buna bile gerek kalmadı.
Piyasaya Duyarlı Eğitim
Mesleki eğitimde en iyi öğretim yolu usta çırak ilişkisine dayanır ve yaparak yaşayarak öğrenmedir. Hâlbuki hâlihazırda meslek okulu ve yüksek okullarında çoğu dersler uygulamadan yoksun; laboratuar ve atölye imkânlarından, staj ve çağın gerektirdiği eğitim şartlardan uzak ortamlarda sürdürülmektedir. Bu yüzden öğrenci okulundan diploma alsa da mesleğini öğrenememektedir.
Öğrenci haftanın yarısını ilgili meslek atölye ve uygulama alanlarında sürdürürse, kendiliğinden yaşayarak öğrenme ortamı oluşacak, piyasalara duyarlı, gelişmelere açık bir eğitim ortamı doğacaktır. Çalışma karşılığı olarak öğrenciye maaş verilmelidir. Dahası öğrenciyi sanayi ve meslek odaları gibi kuruluşlara ortak edelim. Sanayi ve uygulama sahalarındaki ustalar, işverenler gelsin meslek okullarında ders versinler. Müfredatı onlar belirlesinler.
Her şeyden önce öğrenci kontenjanları için planlama yapalım. Ülkenin bölgenin sanayinin gerçek ihtiyaçlarına göre belirleyelim kontenjanları. İhtiyaç duyulan yeni bölümleri açalım. İhtiyaç olmayanları kapatalım. Öğrencilere değişik burs destek imkânları getirelim. O zaman göreceğiz bu okullara olağanüstü cazibe ve akım başlayacaktır.
memurlarnet.
Prof. Dr. Osman Çakmak’ın yazısı
Türkiye'de üniversite eğitimi almış çoğu meslek gruplarının kadroları, unvanları, yetkileri ve statülerinin aşağı yukarı bellidir. Halbuki diplomalarında üniversite mezunu yazmasına rağmen, meslek yüksek okulu mezunları gerek iş hayatında gerekse askerlik görevleri sırasında lise, meslek lisesi ve ticaret lisesi mezunları ile aynı statüye sahip görünüyorlar.
Ülkemizde hâlihazıra 515 kadar Meslek Yüksek Okulu bulunuyor ve şimdiye kadar bu okullarda eğitim alarak mezun olmuş 2 milyona yakın insanımız bulunuyor. Askerlik görevi sırasında lise mezunu ile beraber aynı süre olan 15 ay görevi yanında lise mezunu çavuş olurken Meslek Yüksekokulu mezunu er olarak görevini ifa ediyor. MYO mezunları statü bakımından gerek iş hayatında, gerekse askerlik görevi sırasında lise mezunu statüsünde sayılıyor ve yanında bu meslek gruplarının emrinde çalışmaktadırlar.
Meslek Yüksek Okulları’nın iş hayatında ve askerlik görevi sırasında hiçbir avantaj sağlamaması düşündürücüdür. Bu hali ile meslek yüksek okullarının cazibe merkezi haline gelmesi nasıl mümkün olabilir?
Meslek Yüksek Okulu mezunlarının hak ve kazanımlarına iyileştirecek, bu okulları ilgi odağı haline getirebilecek önemli bir kanun teklifi meclis gündemine gelmiş bulunuyor.
Taslağına göre: “Tekniker, yüksek tekniker unvanını alanlar, meslek yüksek okullarının iktisadi bölümlerinden meslek elemanı olarak mezun olanlar ve denk eğitimi görmüş olanlar; diğer meslek gruplarının yetki ve sorumluluklarına sahip bulunacaklar. Kamu ve özel işyerinde ustabaşı, amir, formen, sorumlu şef statüsünde çalışabilmek için, üniversite ve meslek yüksek okulu diplomasını ibra etmek zorunlu olacak. İşverenlere, çalıştırdıkları meslek yüksek okulu mezunlarının yüzde 50'sini geçmemek üzere, sigorta prim muafiyeti tanınacak.”
Taslakta ara kalifiye insan gücü yetiştiren bu okullarda okuyan öğrencilerin sigortalı hale gelmesi, Meslek Yüksek Okullarına ÖSS’den farklı olarak ayrı bir sınav (Mesleki Eğitim Sınavı) ile öğrenci kabulü öngörülüyor.
Askerlik sürelerinin kısaltılması ile ilgili şu hükümler yer alıyor:
“İki yıllık Meslek Yüksekokulu mezunu olanlar için er veya erbaş olarak 9 aydır. Bu sürenin barışta önce 1/6 ay bilahare 2/6 aya indirilmesine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de ihtiyacı dikkate alınarak Bakanlar Kurulunca karar verilir"
Meslek Yüksek Okulu mezunlarının askerlik sürelerinin kısaltılacak olması bile tek başına bu okullara önemli bir itibar ve cazibe getirecektir.
Amaçsız Lise Eğitimi
Eğitim sistemindeki misyonsuzluğa en bariz örneğini lise eğitiminde görüyoruz. Gerçi resmi belgelerde lise eğitiminin amacı kulağa hoş gelen yaldızlı ifadelerle anlatılmaktadır. Ama uygulamaya baktığımızda ülkemizde lise eğitiminin tek bir gayesini görmekteyiz. O da öğrencileri ÖSS’ye hazırlamak. Belirlenen konularda en kısa zamanda en fazla soruyu en kestirme yollardan çözme becerisini kazandırmak. Öğrencilerimiz testlere girip geçme konusunda hayli beceri kazanıyorlar.
Evet sorun burada düğümleniyor esasen. İlk ve lise öğretiminde öğrencilere gerçek hayatta kendilerini “yararlı” kılacak hangi beceriler veriliyor? Evet lise mezunlarının çoğunluğu üniversiteye girebiliyor olsaydı, bunu yine anlayışla karşılamak mümkün olabilirdi. Ama her yıl üniversite sınavlarında 5 öğrenciden 4 ü, yani ezici çoğunluk en değerli yıllarını ve kendini güvenini kaybetmiş olarak üniversite önüne geliyor ve orada ise üniversite kazanamayan büyük çoğunluk hüsrana uğratılmaktadır. Pazarlanabilir bir becerisi olmadan hayat mücadelesini terk ediliyor.
Meslek Yüksek Okulu mezunlarının şartlarının iyileştiren kanun teklifi bir başlangıç olmalı. Bu yönde atılması gereken adımlar;
Reformun Esasları
Mesleki eğitimin ayağa kaldırılması için gereken itibara kavuşması için aslında yapılması gerekenler çok da karmaşık şeyler değil. İlk yapılması gerekenler ,”meslek sözlüğünün” hazırlanması ve mesleklerin sertifikalanması, mezunların statü ve haklarının kanunlarda açık ve belirli hale getirilmesi, mesleklerin gerçek ihtiyaçlara göre çeşitlenmesidir. Meslek ne kadar basit görünürse görünsün diploması ve eğitimi olmayanlara ilgili mesleklerde iş yapma yetkisi verilmemelidir. Bu çerçevede ikinci olarak mesleklerin yasal ve piyasa ile ilgili uyumunun sağlanması, son olarak ta okul, atölye ve öğretmenlerin hazırlanmasıdır.
Dünya Bankası Türkiye Raporu
Dünya Bankası ve OECD’nin ülkemizin eğitim durumu ile sundukları raporlar gerçekten dikkat çekici. İşte Dünya Bankası 2005 Türkiye raporunda yer alan çarpıcı çözüm önerileri:
• Tüm orta öğretim öğrencilerine yüksek öğrenime ve vasıflı istihdama hazırlanmaları için fırsat sağlayın.
• Meslek okullarındaki öğrencilere, hem genel orta öğretim diploması getirecek, hem de kendilerini vasıflı istihdama hazırlayacak temel becerileri öğrenme imkanı tanıyın.
• Meslek liseleri için iş piyasası ile ilgili hedefler koyun.
• Gençlere, üniversite de dâhil olmak üzere, eğitim süreçlerinin herhangi bir noktasında çalıştıkları konuları seçme esnekliği tanıyın.
• Orta öğretimi, tüm öğrenciler için yeni beceriler geliştirecek şekilde yapılandırın. Uzmanlaşmaya daha yüksek sınıflarda geçmeye başlayın ve son aşamada da üniversitede uzmanlaşmaya geçin.
• Devlet, yaşam boyu öğrenmeyi öncelik haline getirsin.
• Eğitim sisteminin yapısı ile ilgili uluslararası normlar yok.
• Türkiye’nin ''Ulusal Eğitim Sektörü Stratejisi''ne ihtiyacı var.
• Türkiye kendi geleceğini, politika ve tartışmaların üstünde tutmalı, kapsamlı bir eğitim reformu stratejisi oluşturmalıdır.
• Türkiye'nin geleceği, çalışanlarının eğitimsel niteliklerine bağlıdır. Kalite anahtardır.
• Okul sistemi, çok az öğrenciyi iyi eğitiyor. Öğrencilerin çoğunu başarısız kılıyor.
• Okulların kaynak, yetki ve özerkliği yok. Ayrıca okullar, sonuçlardan sorumlu tutulmuyor.
• Okul kalitesi için gösterge ve standartlar belirlenmelidir.
• Her okul için kalite hedefleri belirlenmeli ve okullar bu hedefe ulaşmaları için teşvik edilmelidir. Okul performans sonuçları kamuoyuna bildirilmelidir
Öldüren Katsayı
Hali hazırda mesleki eğitime en büyük darbe “katsayı uygulaması” ile vurulmaktadır. Meslek liselerinde kültür ve fen dersleri müfredatta liselerdeki kadar değil. ÖSS’nin lise eğitiminin yerini aldığını şu şartlarda buna bile gerek kalmadı.
Piyasaya Duyarlı Eğitim
Mesleki eğitimde en iyi öğretim yolu usta çırak ilişkisine dayanır ve yaparak yaşayarak öğrenmedir. Hâlbuki hâlihazırda meslek okulu ve yüksek okullarında çoğu dersler uygulamadan yoksun; laboratuar ve atölye imkânlarından, staj ve çağın gerektirdiği eğitim şartlardan uzak ortamlarda sürdürülmektedir. Bu yüzden öğrenci okulundan diploma alsa da mesleğini öğrenememektedir.
Öğrenci haftanın yarısını ilgili meslek atölye ve uygulama alanlarında sürdürürse, kendiliğinden yaşayarak öğrenme ortamı oluşacak, piyasalara duyarlı, gelişmelere açık bir eğitim ortamı doğacaktır. Çalışma karşılığı olarak öğrenciye maaş verilmelidir. Dahası öğrenciyi sanayi ve meslek odaları gibi kuruluşlara ortak edelim. Sanayi ve uygulama sahalarındaki ustalar, işverenler gelsin meslek okullarında ders versinler. Müfredatı onlar belirlesinler.
Her şeyden önce öğrenci kontenjanları için planlama yapalım. Ülkenin bölgenin sanayinin gerçek ihtiyaçlarına göre belirleyelim kontenjanları. İhtiyaç duyulan yeni bölümleri açalım. İhtiyaç olmayanları kapatalım. Öğrencilere değişik burs destek imkânları getirelim. O zaman göreceğiz bu okullara olağanüstü cazibe ve akım başlayacaktır.
memurlarnet.

