özgeylani
25-12-2007, 01:49 AM
Gazeteci-yazar Mustafa Özcan: Tanzimat’ta Batıcıların Yaptığını
Şimdi AKP İslâmcılar arasında yapıyor.
Röportaj: Fazıl Duygun. Baran dergisi, 50. sayı... www.barandergisi.com
** ** *** ** *****
Mustafa Bey, bir Müslüman olarak AKP’yi nasıl değerlendirebilirsiniz?
Şimdi AKP’yi bir Müslüman olarak nasıl değerlendirebiliriz? Bu hem cevabı olan hem olmayan bir soru aslında. Yani neye göre değerlendireceğiz? Öncelikle olarak AKP’nin mahiyeti konusunda tereddütler var. Net bir değerlendirme net bir tanımla alakalı. Mesela şöyle bir şey var: Arapça’da bir kaide var. Derler ki, bir şey hakkında hüküm vermek o şeyin tasavvurunun veya o şeyin maliyetinin bir sonucudur. Veya maliyet algılanmasının bir sonucudur. AKP’yi nasıl algılıyoruz? Veya nasıl bir şey gerçekte? Ona göre tabii bir cevap vermek lazım. Bu noktada değişik algılamalar var. Bazısı “AKP takiyye yapıyor” diyor mesela. Veya “İslâm ilkelerinden hiçbir şekilde taviz vermedi” diyorlar. Bazıları da diyorlar ki “Hayır biz icraatına bakarız, dolayısıyla icraatını değerlendiririz. İcraatına baktığımız zaman İslâm’a uymayan bir sürü hareketler, eylemler var.” diyor. Dolayısıyla burada iyi niyet değerlendirmesiyle bir de somut olgular üzerinden bir değerlendirme var. Dolayısıyla olgular üzerinden yapılan değerlendirmeler açık ve net. Yani hakikaten AKP’nin çok fazla İslâm’la alakası yok. Zaten bunu kendileri de söylüyorlar. Kim söylüyor? Egemen Bağış söylüyor. “Biz muhafazakâr bile değiliz. Muhafazakâr ifadesi bizim için bir yakıştırmadır” diyor. Şimdi, bilindiği gibi muhafazakârlığıyla alakalı olarak bir sunum yapıldı. Eski gazetecilerden Yalçın Akdoğan zannediyorum. O dönemde bazı değerlendirmeler çıktı. Yani denildi ki neyi muhafaza edecekler? AKP muhafazakâr ama muhafaza edecek ne kaldı? Anlatabiliyor muyum? Muhafaza edilecek ne kaldı? Ben burada şöyle bir şey diyorum, benim yaklaşımım şu: AKP’nin niyetini bilemeyiz. Öyle bir yükümlülüğümüzün olduğunu da zannetmiyorum. Allah’a kalmış, kendileriyle Allah arasında bir durum yani. Netice itibariyle oradan yola çıkarak değerlendirme yapacaksak çok sürer, yapamayız yani. Anlaşamayız da, bir mutabakata varmamız mümkün değil. Dolayısıyla olgunun üzerinden hareket etmemiz lazım. Olguların üzerinden hareket ettiğimiz zaman AKP’nin durumu belli. Ben şöyle bakıyorum olaya: Yani AKP’nin bir yöntem sorunu var. Yöntem olarak yanlış. Neden yanlış? Bu nedenden dolayı yanlış. Yani birileri İslâmî diyor, birileri gayri İslâmî diyor. Bu da kafa karışıklığına neden oluyor. Bu kafa karışıklığı çok uç noktalara da varabiliyor. Mesela ne gibi? AKP merkeze oynayan bir parti netice itibarıyla. Kendileri de bunu ifade ediyorlar. Bunun gereklerini de yapıyorlar. Dolayısıyla merkeze oynamanın, yani sistemin merkezine oynamanın İslâm’la her hangi bir alakası yok. Ama niyet üzerinden hareket edenler onu hala İslâmî görüyorlar. İslâmî gördükleri için onun yaptığı her şeyi de içselleştiriyorlar, İslâmi olarak görüyorlar. Benim en tehlikeli gördüğüm nokta burası.
Gayri İslâmî uygulamaları İslâmî olarak algılatıyor.
Evet, algılatıyor. Bu fetva hayatında da böyle. Geçenlerde Mısır’da fetva meseleleri tartışılıyor, sürekli tartışılıyor. Bazıları gayri İslâmî hayatı meşrulaştırmak için fetvayı kullanıyor. Bu doğru değil. Fetva niçin vardır? Hayatı İslâmîleştirmek için vardır. Gayri İslâmî hayatı İslâmîleştirmek için değil. Burada çok önemli bir ayrıntı var.
İtikadî noktaya kadar gidebiliyor.
Gider tabii. Bundan dolayı AKP’nin gerçekten de kendini tanımlaması lazım. Milletinde bu noktada iltibasa düşmemesi lazım. Düşerse sosyolojik olarak çok zarar veriyor. Kitleler ne yapıyorlar bu şekilde? Savruluyorlar. Yani İslâmî zannettikleri şeyin peşinde savruluyorlar. İmam-ı Rabbânî’nin Mektûbat’ında da var. Diyor ki, “Ona benzer bir şey var. Altındaki merkep mi, at mı, eşek mi? Sonra belli olacak.” diyor anlasana. O noktadan önceden belli olmasında fayda var. Yani ben o açıdan, yöntem açısından AKP’yi çok eleştiriyorum. Yöntem şu, yani burada gayri muayyenlik politikası var. Belirsizlik politikası var AKP’nin kimliği noktasında. Bu ise kitlelere zarar veriyor. Yani AKP’nin kendisini çok net bir şekilde tanımlaması lazım. Kitlelerin de onu öyle algılaması lazım. O zaman rahat bir durumda oluruz. Yani AKP’yi değerlendirmede. İnsanlar o zaman istedikleri şekilde tercihlerini yapsınlar. AKP’ye oy veren verir, desteklemeyen desteklemez. Ama dediğim gibi bu noktanın aydınlanması lazım. Gayri İslâmî bir yapının İslâm adına desteklenmesi kitleleri başkalaştırıyor, dönüştürüyor, bir yerlere sürüklüyor. Bu noktanın aydınlanması lazım.
Dergimizin seçimden sonraki ve Ağustos ayındaki sayılarında “Yeni CHP=AKP” denilebilecek mahiyette bizim bir yazı başlığımız var. O şekle geldiğini ve laikliği yenileşmiş bir şekilde AKP’nin yürütmeye başladığını söylediniz.
Şimdi, sistemi bir bütün olarak ele alacak olursak, bu sistemin içinde İslâm’ı reforme etme de var. Yani Ilımlı İslâm tabiri de aslında buradan doğuyor. CHP 1950’ye kadar bunu yaptı. Fakat kitlelerden büyük bir kötek yedi. Ondan sonra zaman zaman CHP bunu yine seslendirdi. CHP namına bunu seslendirenler oldu. Her darbe sonrasında “Ezanı Türkçeleştirelim” furyası başladı. Bu noktalara baktığımız zaman AKP’nin CHP’den bazı noktaları tevarüs ettiğini görüyoruz. İşte reform meselesi... Ne gibi? Ezanda, hutbede merkezi sistem projesi devam ediyor. Hatta Türkiye’de sınırlı kalmıyor. Suriye, Mısır gibi ülkelerde de bu tartışılıyor. Ezanın merkezileştirilmesi... Bu merkezileştirilmesi her şeyden önce bid’at. Bid’at’ın ötesinde de bir takım mahsurları var. Dediğimiz gibi siz müezzinlik kurumunu devre dışı bırakıyorsunuz. Atıl hale getiriyorsunuz. Keza hitabet kurumunu atıl hale getiriyorsunuz. O zaman Yaşar Nuri’nin dediğini yapalım. Radyodan okunuyor ezan, yeter. Radyodan verelim. Gerçi laikler de itiraz edebilir bir kısmı. Ama mantık açısından baktığınız zaman merkezi ezanı, radyodan ezanın okunmasının bir mahsuru yok. Var mı? Yok. O zaman bütün minareleri iptal edelim, merkezden…
Daha kolay…
Daha kolay… Yani 81 ilden okunacağına bir yerden okunsun. Yani gerçekten öyle. O açıdan ben yazılarımda da ifade ettim CHP’nin reformcu tarafını sanki AKP yürütüyor gibi. En azından bir kısmı itibarıyla bu doğru. Yani buna itiraz yok. Her açıdan böyledir demek doğru değil fakat bir yönüyle bazı yönleriyle bunu yapıyor. Yani dediğimiz gibi AKP, CHP’nin reformcu çizgisini tevarüs etmiş durumda.
Sahip çıkmıştır.
Evet. O tatbikatını da yürütüyor.
Peki şöyle söyleyebilir miyiz? Aslında AKP batılıların söylediği gibi onlara değil biz Müslümanlara takiyye yapıyor. Bir başörtüsü meselesi… Vaat ettikleriyle yaptıklarını göz önüne alırsak.
Mehmet Ali Şahin’in bir sözü var; “Başörtüsü yüzde bir buçuğun meselesi” diye. Yani şöyle bir şey var: Dejenerasyonu başladığı noktada durduramıyorsunuz. Anlatabiliyor muyum? Nasıl inanırsanız öyle yaşarsınız, nasıl yaşarsanız da öyle inanmaya başlarsınız. O bir süreç. Sürecin başında size bazıları dese ki “sürecin sonunda bu hale geleceksiniz.” Adam inanmaz, inanmıyor da. Ama AKP’ye baktığımızda sürecin başında vermiş oldukları bir takım tavizler daha sonra başka aşamalara yöneleceği ifade edildiğinde belki onlardan itiraz sesleri yükselebilir. Mesela ne gibi? Refah Partisi daha önce genelevlere ziyaret düzenlemişti. Propagandası şuydu; oradakilerde bizim insanlarımız, onları da kurtarmamız lazım. Mehmet Ali Şahin daha sonra “Ben genelevlere gittim ama onlardan oy toplamak için gittim.” dedi. Yani bakın süreç nasıl işliyor. Somut olarak görülmesi için ben bunları söylüyorum. Yani nereden nereye gelindi. Ben bunu ileri sürüyorum. Yöntemimizi çok iyi tespit edemezsek, nerede durduğumuzu çok iyi tespit edemezsek o zaman kazanımlarımız veya kayıplarımız anlaşılmaz. İç içe girer. Dolayısıyla oradan sağlıklı bir yapı zuhur etmez.
Yöntem idealin yerini alıyor değil mi?
Tabii, tabii. İdealin yerini alıyor dediğimiz gibi. Yani her açıdan savrulma görüyoruz. Sadece ezanlar meselesinde değil. Bu meselede sekülerleşme görüyoruz. Yani belki CHP’nin miraslarından birisi reformsa diğeri de sekülerleşmedir. Zaten seküler alanı besleyen şey reformlardır.
Bunu AKP Müslümanların içinden gelmiş bir yapı olarak CHP’den çok daha kolay bir şekilde yapıyor.
Tabii, tabii. Çünkü CHP’ye karşı tarihi refleksler var. Reflekslerden dolayı ne kadar CHP değişti desinler dahi kamu vicdanı bunu kabul etmiyor. Seçimlerde görüldüğü gibi… Dolayısıyla dışarıdan birisinin kitleyi dönüştürmesi mümkün değil. Onun için içeriden Truva atı gibi kabul edilen, bizden biri gibi birilerinin dönüştürmesi çok daha kolay. O açıdan “bizden” ifadesinin açılması lazım. Bizden olan ne? İsmi mi bizden? Cismi mi bizden? Uygulaması mı bizden? Anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla bizden olabilmesi için her şeyden önce isminin olması yetmez, bizden olması için yetmez. Sıfatlarınız bizden olması gerekir. Sıfatlarını belirleyen şey uygulamalarıdır. Eğer uygulamaları dediğimiz gibi ters istikamette seyrediyorsa ismi ne olursa olsun onun bizden olduğunu göstermez.
Hadis-i Şerif var biliyorsunuz: “Ameller neticelerine göre hükmolunur.”
Aynen öyle.
Şimdi AKP İslâmcılar arasında yapıyor.
Röportaj: Fazıl Duygun. Baran dergisi, 50. sayı... www.barandergisi.com
** ** *** ** *****
Mustafa Bey, bir Müslüman olarak AKP’yi nasıl değerlendirebilirsiniz?
Şimdi AKP’yi bir Müslüman olarak nasıl değerlendirebiliriz? Bu hem cevabı olan hem olmayan bir soru aslında. Yani neye göre değerlendireceğiz? Öncelikle olarak AKP’nin mahiyeti konusunda tereddütler var. Net bir değerlendirme net bir tanımla alakalı. Mesela şöyle bir şey var: Arapça’da bir kaide var. Derler ki, bir şey hakkında hüküm vermek o şeyin tasavvurunun veya o şeyin maliyetinin bir sonucudur. Veya maliyet algılanmasının bir sonucudur. AKP’yi nasıl algılıyoruz? Veya nasıl bir şey gerçekte? Ona göre tabii bir cevap vermek lazım. Bu noktada değişik algılamalar var. Bazısı “AKP takiyye yapıyor” diyor mesela. Veya “İslâm ilkelerinden hiçbir şekilde taviz vermedi” diyorlar. Bazıları da diyorlar ki “Hayır biz icraatına bakarız, dolayısıyla icraatını değerlendiririz. İcraatına baktığımız zaman İslâm’a uymayan bir sürü hareketler, eylemler var.” diyor. Dolayısıyla burada iyi niyet değerlendirmesiyle bir de somut olgular üzerinden bir değerlendirme var. Dolayısıyla olgular üzerinden yapılan değerlendirmeler açık ve net. Yani hakikaten AKP’nin çok fazla İslâm’la alakası yok. Zaten bunu kendileri de söylüyorlar. Kim söylüyor? Egemen Bağış söylüyor. “Biz muhafazakâr bile değiliz. Muhafazakâr ifadesi bizim için bir yakıştırmadır” diyor. Şimdi, bilindiği gibi muhafazakârlığıyla alakalı olarak bir sunum yapıldı. Eski gazetecilerden Yalçın Akdoğan zannediyorum. O dönemde bazı değerlendirmeler çıktı. Yani denildi ki neyi muhafaza edecekler? AKP muhafazakâr ama muhafaza edecek ne kaldı? Anlatabiliyor muyum? Muhafaza edilecek ne kaldı? Ben burada şöyle bir şey diyorum, benim yaklaşımım şu: AKP’nin niyetini bilemeyiz. Öyle bir yükümlülüğümüzün olduğunu da zannetmiyorum. Allah’a kalmış, kendileriyle Allah arasında bir durum yani. Netice itibariyle oradan yola çıkarak değerlendirme yapacaksak çok sürer, yapamayız yani. Anlaşamayız da, bir mutabakata varmamız mümkün değil. Dolayısıyla olgunun üzerinden hareket etmemiz lazım. Olguların üzerinden hareket ettiğimiz zaman AKP’nin durumu belli. Ben şöyle bakıyorum olaya: Yani AKP’nin bir yöntem sorunu var. Yöntem olarak yanlış. Neden yanlış? Bu nedenden dolayı yanlış. Yani birileri İslâmî diyor, birileri gayri İslâmî diyor. Bu da kafa karışıklığına neden oluyor. Bu kafa karışıklığı çok uç noktalara da varabiliyor. Mesela ne gibi? AKP merkeze oynayan bir parti netice itibarıyla. Kendileri de bunu ifade ediyorlar. Bunun gereklerini de yapıyorlar. Dolayısıyla merkeze oynamanın, yani sistemin merkezine oynamanın İslâm’la her hangi bir alakası yok. Ama niyet üzerinden hareket edenler onu hala İslâmî görüyorlar. İslâmî gördükleri için onun yaptığı her şeyi de içselleştiriyorlar, İslâmi olarak görüyorlar. Benim en tehlikeli gördüğüm nokta burası.
Gayri İslâmî uygulamaları İslâmî olarak algılatıyor.
Evet, algılatıyor. Bu fetva hayatında da böyle. Geçenlerde Mısır’da fetva meseleleri tartışılıyor, sürekli tartışılıyor. Bazıları gayri İslâmî hayatı meşrulaştırmak için fetvayı kullanıyor. Bu doğru değil. Fetva niçin vardır? Hayatı İslâmîleştirmek için vardır. Gayri İslâmî hayatı İslâmîleştirmek için değil. Burada çok önemli bir ayrıntı var.
İtikadî noktaya kadar gidebiliyor.
Gider tabii. Bundan dolayı AKP’nin gerçekten de kendini tanımlaması lazım. Milletinde bu noktada iltibasa düşmemesi lazım. Düşerse sosyolojik olarak çok zarar veriyor. Kitleler ne yapıyorlar bu şekilde? Savruluyorlar. Yani İslâmî zannettikleri şeyin peşinde savruluyorlar. İmam-ı Rabbânî’nin Mektûbat’ında da var. Diyor ki, “Ona benzer bir şey var. Altındaki merkep mi, at mı, eşek mi? Sonra belli olacak.” diyor anlasana. O noktadan önceden belli olmasında fayda var. Yani ben o açıdan, yöntem açısından AKP’yi çok eleştiriyorum. Yöntem şu, yani burada gayri muayyenlik politikası var. Belirsizlik politikası var AKP’nin kimliği noktasında. Bu ise kitlelere zarar veriyor. Yani AKP’nin kendisini çok net bir şekilde tanımlaması lazım. Kitlelerin de onu öyle algılaması lazım. O zaman rahat bir durumda oluruz. Yani AKP’yi değerlendirmede. İnsanlar o zaman istedikleri şekilde tercihlerini yapsınlar. AKP’ye oy veren verir, desteklemeyen desteklemez. Ama dediğim gibi bu noktanın aydınlanması lazım. Gayri İslâmî bir yapının İslâm adına desteklenmesi kitleleri başkalaştırıyor, dönüştürüyor, bir yerlere sürüklüyor. Bu noktanın aydınlanması lazım.
Dergimizin seçimden sonraki ve Ağustos ayındaki sayılarında “Yeni CHP=AKP” denilebilecek mahiyette bizim bir yazı başlığımız var. O şekle geldiğini ve laikliği yenileşmiş bir şekilde AKP’nin yürütmeye başladığını söylediniz.
Şimdi, sistemi bir bütün olarak ele alacak olursak, bu sistemin içinde İslâm’ı reforme etme de var. Yani Ilımlı İslâm tabiri de aslında buradan doğuyor. CHP 1950’ye kadar bunu yaptı. Fakat kitlelerden büyük bir kötek yedi. Ondan sonra zaman zaman CHP bunu yine seslendirdi. CHP namına bunu seslendirenler oldu. Her darbe sonrasında “Ezanı Türkçeleştirelim” furyası başladı. Bu noktalara baktığımız zaman AKP’nin CHP’den bazı noktaları tevarüs ettiğini görüyoruz. İşte reform meselesi... Ne gibi? Ezanda, hutbede merkezi sistem projesi devam ediyor. Hatta Türkiye’de sınırlı kalmıyor. Suriye, Mısır gibi ülkelerde de bu tartışılıyor. Ezanın merkezileştirilmesi... Bu merkezileştirilmesi her şeyden önce bid’at. Bid’at’ın ötesinde de bir takım mahsurları var. Dediğimiz gibi siz müezzinlik kurumunu devre dışı bırakıyorsunuz. Atıl hale getiriyorsunuz. Keza hitabet kurumunu atıl hale getiriyorsunuz. O zaman Yaşar Nuri’nin dediğini yapalım. Radyodan okunuyor ezan, yeter. Radyodan verelim. Gerçi laikler de itiraz edebilir bir kısmı. Ama mantık açısından baktığınız zaman merkezi ezanı, radyodan ezanın okunmasının bir mahsuru yok. Var mı? Yok. O zaman bütün minareleri iptal edelim, merkezden…
Daha kolay…
Daha kolay… Yani 81 ilden okunacağına bir yerden okunsun. Yani gerçekten öyle. O açıdan ben yazılarımda da ifade ettim CHP’nin reformcu tarafını sanki AKP yürütüyor gibi. En azından bir kısmı itibarıyla bu doğru. Yani buna itiraz yok. Her açıdan böyledir demek doğru değil fakat bir yönüyle bazı yönleriyle bunu yapıyor. Yani dediğimiz gibi AKP, CHP’nin reformcu çizgisini tevarüs etmiş durumda.
Sahip çıkmıştır.
Evet. O tatbikatını da yürütüyor.
Peki şöyle söyleyebilir miyiz? Aslında AKP batılıların söylediği gibi onlara değil biz Müslümanlara takiyye yapıyor. Bir başörtüsü meselesi… Vaat ettikleriyle yaptıklarını göz önüne alırsak.
Mehmet Ali Şahin’in bir sözü var; “Başörtüsü yüzde bir buçuğun meselesi” diye. Yani şöyle bir şey var: Dejenerasyonu başladığı noktada durduramıyorsunuz. Anlatabiliyor muyum? Nasıl inanırsanız öyle yaşarsınız, nasıl yaşarsanız da öyle inanmaya başlarsınız. O bir süreç. Sürecin başında size bazıları dese ki “sürecin sonunda bu hale geleceksiniz.” Adam inanmaz, inanmıyor da. Ama AKP’ye baktığımızda sürecin başında vermiş oldukları bir takım tavizler daha sonra başka aşamalara yöneleceği ifade edildiğinde belki onlardan itiraz sesleri yükselebilir. Mesela ne gibi? Refah Partisi daha önce genelevlere ziyaret düzenlemişti. Propagandası şuydu; oradakilerde bizim insanlarımız, onları da kurtarmamız lazım. Mehmet Ali Şahin daha sonra “Ben genelevlere gittim ama onlardan oy toplamak için gittim.” dedi. Yani bakın süreç nasıl işliyor. Somut olarak görülmesi için ben bunları söylüyorum. Yani nereden nereye gelindi. Ben bunu ileri sürüyorum. Yöntemimizi çok iyi tespit edemezsek, nerede durduğumuzu çok iyi tespit edemezsek o zaman kazanımlarımız veya kayıplarımız anlaşılmaz. İç içe girer. Dolayısıyla oradan sağlıklı bir yapı zuhur etmez.
Yöntem idealin yerini alıyor değil mi?
Tabii, tabii. İdealin yerini alıyor dediğimiz gibi. Yani her açıdan savrulma görüyoruz. Sadece ezanlar meselesinde değil. Bu meselede sekülerleşme görüyoruz. Yani belki CHP’nin miraslarından birisi reformsa diğeri de sekülerleşmedir. Zaten seküler alanı besleyen şey reformlardır.
Bunu AKP Müslümanların içinden gelmiş bir yapı olarak CHP’den çok daha kolay bir şekilde yapıyor.
Tabii, tabii. Çünkü CHP’ye karşı tarihi refleksler var. Reflekslerden dolayı ne kadar CHP değişti desinler dahi kamu vicdanı bunu kabul etmiyor. Seçimlerde görüldüğü gibi… Dolayısıyla dışarıdan birisinin kitleyi dönüştürmesi mümkün değil. Onun için içeriden Truva atı gibi kabul edilen, bizden biri gibi birilerinin dönüştürmesi çok daha kolay. O açıdan “bizden” ifadesinin açılması lazım. Bizden olan ne? İsmi mi bizden? Cismi mi bizden? Uygulaması mı bizden? Anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla bizden olabilmesi için her şeyden önce isminin olması yetmez, bizden olması için yetmez. Sıfatlarınız bizden olması gerekir. Sıfatlarını belirleyen şey uygulamalarıdır. Eğer uygulamaları dediğimiz gibi ters istikamette seyrediyorsa ismi ne olursa olsun onun bizden olduğunu göstermez.
Hadis-i Şerif var biliyorsunuz: “Ameller neticelerine göre hükmolunur.”
Aynen öyle.

