özgeylani
14-12-2007, 01:22 AM
M. Hilmi Yıldırım
http://www.yenimesaj.com.tr/resimler-yazarlar/60x70/7.gif Vatansız vatandaşlık, vatandaşsız vatan olmaz.Vatan ile vatandaş ayrılmaz bir bütündür. O bakımdan, bunların her ikisi birlikte korunur. Vatanı korumak amacıyla, vatandaşa eziyet ve sıkıntı çektirenler, farkında olmadan vatanı tehlikeye atarlar.
Bu temel tespitten sonra, günümüzde vatandaşlık kavramına yapılan saldırılara dönelim. Küreselleşmeciler, önlerinde en büyük engel vatandaşlık kurumunu gördükleri ve onu yıkmak istedikleri için, şu görüşleri ileri sürüyorlar: “Artık dünyada milletlerin değil, sermayenin iktidarı vardır. Bu iktidarın öznesi de müşteridir. O sebepten vatandaşlık kurumu yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır”. Bu görüş yeni seslendiriliyor, fakat temelleri yıllar öncesinden atılmıştır. Bakınız, T. H. Marshall, ta 1949 yılında ne diyor: “Vatandaşlık toplum üyelerine bağışlanan bir statüdür. Bu statüye sahip olan herkes, haklar ve ödevler çerçevesinde eşittir. Onun için vatandaşlık hakları ne kadar genişlerse, liberalizmle o kadar çatışır”. Öyleyse, vatandaşlık hakları daraltılmalı, dahası vatanla ilişkisi koparılmış bir vatandaşlık ihdas edilmeli. İşte, yapmaya çalıştıkları budur.
Liberalistlere göre, “vatandaş olmak belli hakları elde etmekten ziyade, belli sorumlulukları kabul etmek manasına gelmektedir” (Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, Sosyal Devlet–Milli Devlet, s. 157). Vatandaşa şöyle dayatıyorlar. Vatandaşlığı kabul ediyorsan, şu külfete katlanacaksın. İyi de, her külfetin bir nimeti vardır. Peki, vatandaşlığın nimeti nedir? Nimet yok, sadece külfet. Amaç, vatandaşlık kavramı yerine müşteri, tüketici, ortak... gibi kavramları ikame etmektir.......
YeniÇağ-
http://www.yenimesaj.com.tr/resimler-yazarlar/60x70/7.gif Vatansız vatandaşlık, vatandaşsız vatan olmaz.Vatan ile vatandaş ayrılmaz bir bütündür. O bakımdan, bunların her ikisi birlikte korunur. Vatanı korumak amacıyla, vatandaşa eziyet ve sıkıntı çektirenler, farkında olmadan vatanı tehlikeye atarlar.
Bu temel tespitten sonra, günümüzde vatandaşlık kavramına yapılan saldırılara dönelim. Küreselleşmeciler, önlerinde en büyük engel vatandaşlık kurumunu gördükleri ve onu yıkmak istedikleri için, şu görüşleri ileri sürüyorlar: “Artık dünyada milletlerin değil, sermayenin iktidarı vardır. Bu iktidarın öznesi de müşteridir. O sebepten vatandaşlık kurumu yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır”. Bu görüş yeni seslendiriliyor, fakat temelleri yıllar öncesinden atılmıştır. Bakınız, T. H. Marshall, ta 1949 yılında ne diyor: “Vatandaşlık toplum üyelerine bağışlanan bir statüdür. Bu statüye sahip olan herkes, haklar ve ödevler çerçevesinde eşittir. Onun için vatandaşlık hakları ne kadar genişlerse, liberalizmle o kadar çatışır”. Öyleyse, vatandaşlık hakları daraltılmalı, dahası vatanla ilişkisi koparılmış bir vatandaşlık ihdas edilmeli. İşte, yapmaya çalıştıkları budur.
Liberalistlere göre, “vatandaş olmak belli hakları elde etmekten ziyade, belli sorumlulukları kabul etmek manasına gelmektedir” (Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, Sosyal Devlet–Milli Devlet, s. 157). Vatandaşa şöyle dayatıyorlar. Vatandaşlığı kabul ediyorsan, şu külfete katlanacaksın. İyi de, her külfetin bir nimeti vardır. Peki, vatandaşlığın nimeti nedir? Nimet yok, sadece külfet. Amaç, vatandaşlık kavramı yerine müşteri, tüketici, ortak... gibi kavramları ikame etmektir.......
YeniÇağ-

