4umTurk Portal.Sizin için en iyisi Türkiye'nin incisi


4umTurkü ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.Burası sitemizin arşividir.Ana siteye giriş için lütfen yukarıdaki bannerı tıklayınız.


Irak İçin İran ve İsrail Anlaşmış Olabilir Mi ?

özgeylani
10-12-2007, 01:49 AM
YA MOLLALAR; HAHAMLARLA SAVAŞ KONUSUNDA ANLAŞTIYSA - I

( Kerkük Merkezli Senaryoya Farklı Bir Bakış)

Behiç Gürcihan


http://www.acikistihbarat.com/dosyalar/mutabakat.gif

100. Yıl Mutabakatı (http://www.acikistihbarat.com/yuzyil-mutabakati.asp)





"Eyvah üç buçuk kafirin imanına kandık. / Bir uykuya daldık ki, mahşerde uyandık"
M.Akif Ersoy

İstihbarat servisleri Türkiye'deki "milliyetçilik" dalgasını örgütleme de; Kerkük arka planını nitelikli bir ısı kaynağı olarak kullanmaya başladılar.







Türk Ordusu; Kerkük'e NATO şemsiyesi altında girerse; bilinki, geçen sene Harp Akademilerinde gerçekleştirilen NATO savaş oyunu senaryosu devreye sokulmuş demektir.


"Kerkük Türk'tür" dolmuşuna binenler; "Kerkük NATO kontrolünde bir uluslararası kolonidir" durağında inmeye hazır olsunlar.








NATO Merkezli Kerkük senaryosunun esas tehlikeli boyutu ise kısa vadeli "Türkiye çıkarlarını koruyor" imaj operasyonunundan sonra; Türk Ordusu'nu İran'la Anglo-Sakson/Siyonist cephenin arasındaki anlaşmalı savaşta yem yapacak senaryodur.





Siz Hürriyet gibilerinin manşetlerine bakıp; ABD ve İsraillilerin Türkiye'yi tehdit etmeye geldiğini zannediyorsanız bir daha düşünün; ABD'den izin alamadığı için sınır kapısı açamayanlarla; ABD'yi kızdırmamak için İran Genelkurmay Başkanı'nın ziyaretini iptal ettirenlerin zirvesine kurulduğu Ankara kime tehdit olabilir?







Bu noktada; "komplo teorisyeni" suçlamalarına aldırmadan alternatif bir senaryoyu derinlemesine incelememiz lazım :

Ya İran'daki bazıları ile; Anglo-Sakson/Siyonist cephedeki bazıları; bütün tarafların çıkarlarına hizmet edecek; İran'ın bölünmemesini garanti altına alacak, İsrail'in siyonist hayallerine hizmet edecek ve bu arada Türk Ordusu'nu iyice zayıflatırken Güneydoğu üzerindeki kontrolümüzü gittikçe zayıflatacak bir savaş planı üzerinde anlaştılarsa ?

Olmaz olmaz demeyin...okumaya devam edin!



La Farge (Aslan Çimento) şirketinin bastırdığı ve bu sene İller Bankası'nı alet ederek dağıttığı Ajanda'da yeralan haritada sınırlarımıza da taşan kürdistan haritasının bulunmasına yönelik Internet üzerinde gerçekleştirilen tepki yazışmalarında bir vatandaş; devletin hiç bir kurmunun bu olaya el koymayacağını belirttikten sonra şu satırlarla bitiriyor e-postasını :

Şartların olgunlaşmasını beklemek lazım. Şartların olgunlaşması da bir Sütçü İmam ya da Hasan Tahsin çekip silahı; İngiliz ya da Rum lejyonerlerine doğrultup bir el sıkması ile tamamlanacak.
İşte Türkiye'deki istihbarat servisleri tam bu cümlenin durduğu noktada Türkiye'de "milliyetçilik" örgütlüyor veya haritalandırıyor. Bu konuda İngilizler ve Almanların tarihi altyapısının ve uzantılarının hayli gelişmiş olduğunu söylememe gerek yok sanırım. ABD ise fazla deşifre olduğu için bu alanı çoğunlukla İngilizlere bırakmış durumda.

Bu kontrollü milliyetçiliğe ilk kim erken doğum yaptırırsa sonrasını en fazla kendisinin yönlendireceğinin fazlasıyla farkında.

"Kerkük - Irak'ın kuzeyı" arka planı ise; içerdeki oluşumların daha hızlı büyümesini sağlayan nitelikli bir ısı kaynağı.

Irak'ın kuzeyindeki etnik çetelerin yarattığı karmaşaya milletimizin çıkarları adına müdahale etme gereği ile; bu müdahaleyi onun, bunun (kısaca NATO diyelim) oyuncağı olmadan, onların makro planlarına hizmet etmeden yapmanın gereğini çok ince bir çizgi üzerinde dengelememiz gerekiyor.

Kerkük'e Türk Ordusu; NATO şemsiyesi altında girerse bilin ki, HSBC patlamaları sırasında Harp Akademilerinde gerçekleştirilen ve 2000 NATO personelinin katıldığı harp oyunu ile test edilen NATO senaryosu devrede demektir.

Bu senaryoda; farklı etnik grupların yaşadığı bir "Ada"'da etnik çatışma çıkmakta ve bunun üzerine NATO "Barış" Kuvvetleri Ada'da huzuru sağlamak için duruma müdahil olup, etnik gruplar
arasında sınırlar çiziyorlar ve Ada'ya huzur geliyor.

Bu ada "Kerkük"'tür.

Böyle bir senaryonun; ABD bizim teröristleri el üstünde tutarken seyretmekten başka bir şey yapamadığı gibi ABD'nin kendi teröristleri ile savaşına destek vermek için Afganistan'a asker gönderenlere nasıl yarayacağı da ortada.

Kısacası bir "ABD'nin çuvalını NATO yardımı ile çıkarma" operasyonu yürütülecek.

Ortalıkta dolaşan "Kerkük'e Brüksel Modeli" başlıklı yazılar da bu senaryo çerçevesinde ete kemiğe bürünecek ve Brüksel merkezli NATO; Kerkük'ü de kendine benzetecek.

"Kerkük Türk'tür" dolmuşu; "Kerkük NATO merkezli uluslararası kolonidir" durağında yolcularını indirecek.

Bu arada bizler sokakta devriye gezen; mankenleştiren Türk askerini Hürriyet'in manşetinden izleyip gurur duyacağız.

Dünya barışına bu kadar katkı kimi duygulandırmaz...

Askerimizin nasıl orada halkın güvenini kazandığını, kaç aşı kampanyası düzenlediği bize anlatılacak. Kısa vadeli bu göz boyama kampanyası; uzun vadede "Kerkük'te Türkçe resmi dil olmaktan çıktı" haberleri gündeme geldiğinde çoktan unutulmuş olacak...
Aynen Prizren'de Türkçenin resmi dil olmaktan çıktığı haberlerinin; zamanında NATO AWACSlarının koltuğunun altında uçan bizim F-16'ların nasıl başarı ile görevlerini ifa ettiklerinin manşetlere taşındığı günlerden çok sonra gündemimize geldiği gibi..
NATO merkezli Kerkük senaryosunun esas tehlikeli boyutu ise kısa vadeli imaj operasyonunun aşılmasının ardından ortaya çıkacak.

Türkiye'yi İran'la karşı karşıya getirme senaryosu...

Bu operasyonu Türkiye'nin doğu sınırları üzerinden ; Hürriyet gibi mekanizmalarda gerçekleştirmenin zorluğunun farkında olanlar;

Anglo-Sakson-Siyonist cephe ile İran arasındaki savaşı; Türk Ordusu'nun yem olarak kullanılacağı bir arenada Kerkük üzerinde kurgulayacaklar.

Bu günlerde çeşitli vasıtalarla "Türkiye-ABD arasında gerginlik" senaryosunun yaratılmasına zemin hazırlayanların arka planda; ABD ile İran'ın derinliklerine inen işbirlikleri yaptığını bilseniz; bir anda ABD'ye karşı aslan kesilen Başbakan'ın söylemine daha bir temkinli yaklaşırdınız değil mi...

Siz yoksa medya üzerinde gerçekleştirilen dezenformasyona inanıp; o kadar ABD'li ve İsrail'li üst düzey konuğun Türkiye'yi tehdit etmek için mi geldiğini düşünüyorsunuz...

Yapmayın Allahaşkına...

ABD izin vermiyor diye sınır kapısı açamayan bir siyasi zihniyet ile; yıllardır Güneydoğusuna ordu kuramamış bir askeri zihniyetin ABD açısından bir tehdit olmadığını cümle alem görüyor.

Tehdit; kamuoyunda ve kadrolardaki gazdır ve bu gazın alınmasının tepedeki senaryoların sağlıklı işlemesi için rahatsızlık yarattığı noktada; yapılan bir kaç "milliyetçi sondaj" operasyonu ile bu gaz alınır.

Siz; Rice'ın ve ABD'li generallerin Türkiye'ye tehdit etmek için geldiğini zannederken; birileri İran'ın Azerbaycan sınırı uydu fotoğrafları üzerinden ince işler çeviriyordur.

Arka planda örülen bu ağın ülkemizi sürükleyeceği kaosun önüne geçmek istiyorsak; "komplo teorisyeni" çamuruna aldırmadan alternatifleri düşünmek durumundayız.

İşte tam bu noktada size şu soruyu sormak istiyorum :

Ya İran'daki bazıları; ABD-İngiltere ve İsrail'deki bazıları ile savaşmak ve bu savaş aracılığı ile bütün tarafların çıkarlarına yarayacak bir süreçi başlatmak konusunda anlaşmışlarsa...?


Uluslararası politika sahnesine; "mono blok devletler" düzleminden değil de; "devlet içi" ve "devlet üstü" çıkar odaklarının düzleminden baktığınızda daha mantıklı görünen bu sorunun arka planını yarın deşeceğiz...

Siz bu arada şunları düşünün :

İran - Kontra skandalında; İran-İsrail-ABD arasındaki bağı kim sağlamıştır?

İran'daki nükleer santrallere nükleer yakıt sağlayan şirket ve yapısı nedir?

İran'ı yöneten İmamlar ile; İsrail'in siyonizm rüyasının başındaki Hahamlar ne kadar benzerdir?
Bu üç yan soru; yukarıdaki alternatif hipotezi sıradışı olmaktan çıkaracak unsurları bünyesinde barındırıyor...

Bu tarz alternatif soruları sorup, bütün olasılıkları, düşük veya yüksek önümüze sermek ve ülkemizin geleceğinin olasılık matriksindeki en küçük olasılık üzerinden kurgulanabileceği gerçeğini gözönüne almamız gerekiyor...

Neticede en temel psikolojik savaş; medya üzerinden kamuoyuna yönelik yapılan değil...
Böyle üst düzey ziyaretlerle; kurmaylara yönelik yapılan psikolojik savaştır...
Ve bu savaşın tek bir amacı vardır :

Karşındakinin kafasında; senin esas niyetini olasılık matriksinde en düşük olasılık, mümkünse "komplo teorisi" kategorisine yerleştir ve sana hizmet edecek olasılığı "esas tehdit" konumuna doğrudan veya dolaylı yolla yerleştir.
Bugün; Zeyno Baran gibi Washington gülleri konferanslarda "Türkiye'nin çevresi de-ği-şe-cek; ya yardım edersiniz, ya etmezsiniz" diye bağırırken; Washington'un kuş beyinlileri (şahinler malum) Ankara'ya üst düzey ziyaretler yapmaya başladıysa; önümüzdeki tabloyu bir de yukarıdaki perspektifle incelemek faydalı olacaktır.

Operasyon milletimiz aleyhine gün geçtikçe derinleştirilmektedir.

B.G.

özgeylani
10-12-2007, 01:51 AM
MOLLALARLA - HAHAMLARIN
KONTROLLÜ SAVAŞ SENARYOSU - II

( Şebekeler ve Devletler)

Behiç Gürcihan


http://www.acikistihbarat.com/dosyalar/mutabakat.gif

100. Yıl Mutabakatı (http://www.acikistihbarat.com/yuzyil-mutabakati.asp)





"Süngü, kuvvet, şeref ve haysiyetin müdafaa etmediği hatlar; başka hiç bir prensiple müdafaa edilemez. "
Mustafa Kemal Atatürk

Bugün devlete bağlılığı içselleştirmiş ideolojik ekoller bile devlete sızmış ihanetten sözeder hale geldiler.





İki çete reisinin Türkiye Cumhuriyeti devletine kafa tutar hale gelmesi; bu iki çete reisi üzerinden Türkiye'ye akan kara paranın Türkiye'deki şebekeleşme ağı ile doğrudan bağlantılıdır. Bu iki çetebaşının Ankara'daki bürolarını kapatamayan bir devletin Kerkük'e müdahalesini tartışmak komediden öte bir anlam taşımaz.














Türkiye'yi ziyaret eden ABD'nin siyonist cephesinden isimlerin ilişkiler ağını masaya yatırdığınızda; İsrail ve İran arasındaki nice köprüler kurulduğunu farkediyorsunuz.









İran'a casusluk yapmakla suçlananlar ile; İsrail'e casusluk yapmakla suçlananlar hala konumlarını koruyor ve bir de işbirliği yapıyorlarsa; önümüzdeki tabloya şüphe ile yaklaşma zamanı gelmiştir.



















Devletlerin milletlerin kontrolünden çıkıp; rant şebekelerinin kontrolüne girdiği noktada; perde üzerindeki oyun bir aldatmacadır. ABD, İran'ı; İran ABD'yi şeytan olmakla suçlarken; perde arkasında kurulan "şeytanlar" sofrasında milletlerin kaderi meze edilmektedir.












Devletimizi; milletinden soyutlanmış bir gölge haline dönüştürmemek için; içeriden ve dışarıdan musallat olan şebekelerin oyunlarını bütün olasılıkları gözönüne alarak değerlendirmeliyiz.


Yazıyı yazmaya başladığımda Irak'taki çete reislerinin Türkiye'ye kafa tutan demeçlerinden bir tanesi daha yayınlanıyordu...

Bir kaç sene öncesine kadar albayımızla görüşmek için sıraya giren uyuşturucu baronlarının bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanına ve ordusuna meydan okuyabilecek konuma gelmeleri ; bir kaç gün önce BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun SKYTÜRK ekranlarında dile getirdiği şu cümle ile
doğrudan bağlantılı.

Bugün Türkiye'de ihanet hükümet ve devlet kadrolarına sızmıştır.
Bu sözün; devlete bağlılık kavramını içselleştirmiş bir ekolün temsilcisinden geldiğini gözardı etmeyin.

Neticede; devletin bu iki sürübaşını ve adamlarının kafasını dağıtacak her türlü altyapısı ve gücü mevcut ama bu güç kullanılmıyor ve Türk Milleti her gün gazetesinden ve medyasından bu sürübaşlarının küstahlıklarını dinlemek zorunda kalıyorsa; devletimizin sahip olmadığı değil; kullanmadığı, kullanmaya cesaret edemediği imkanlar sözkonusudur.
Daha ayrıntılı konuşmak gerekirse;

Bugün Barzani ve Talabani'nin kardeşleri ve yeğenlerine bağlı kulvarlardan Türkiye'ye ne kadar para sokulduğu; bu paraların hangi döviz büroları (Üsküdar'dan Silopi'ye) , hangi mafya/işadamı vari tipler aracılığı ile aklandığı, hangi şirketlerin finanse edildiği ve bu para akışının iktidar ve bürokrasi kadrolarında kimlere ulaştığı bilgisi; seyrettiğimiz rezalet tablosu ile doğrudan bağlantılıdır.

Kürtçü-siyonist işbirliğinin haritası üzerine serpiştirilen yüzlerce döviz bürosu ve onlarca şirket; bir çete başının hem de kendi ekranlarımızdan bize meydan okumasına fırsat tanımaktadır.

Bu iki sürübaşının temsilcilerinin bürolarının hala Ankara'da açık olması; Türkiye Cumhuriyeti'nin geldiğimiz noktanın en hazin göstergelerinden biridir.

Böyle bir ortamda;

Ankara'da bu iki çetebaşının bürosunu kapatamayanların; Kerkük'e müdahale edip edemeyeceklerini tartışmak komediden başka bir şey değildir.

Böyle bir ortamda;

ABD'ye sürekli çağrıda bulunup, kaygı dile getirmek; önce milleti, sonra kendini salak yerine koymaktır.

İran'ın Casusları ile İsrail'in Casusları Kolkola! Sevgili okur;
CIA ve MOSSAD'ın maşalığını yaparak elde ettikleri servetlerinin çapı ne kadar büyük olursa olsun; nihai tahlilde çapları 7.65 mm olan iki tane çetebaşına takıldık diye dün başlattığımız alternatif senaryo çalışmasını unuttuk sanmayın.
Dünkü yazıyı; sizleri Kerkük konusunda alternatif bir senaryoyu düşünmeye teşvik ederek bitirmiştik.

Geçen sene Harp Akademileri'nde 2000 NATO personelinin katıldığı bir savaş oyununda; NATO'nun etnik çatışma çıkan bir "Ada"'ya müdahalesinin konu edildiği ve bu adanın aslında "Kerkük" olduğunu vurguladıktan sonra;

Uluslararası politika düzlemine, gazete sayfalarından lanse edilen "monoblok devletler" düzleminde değil de; kendi çıkarları doğrultusunda şebekeleşen devlet altı ve devlet üstü grupların çıkar çatışması ve işbirliği olarak bakmanızı ve bu filtreleri uyguladığınızda önünüzdeki tablonun farklı bir şekle bürünebileceği konusunda uyarmıştık.

Ve temel soru şuydu:

Ya İran'daki Mollalar, Anglo-Sakson/Siyonist cephe ile kontrollü bir savaş senaryosu üzerinde anlaştı ise?
Doğru yazdık; "Savaşma" konusunda anlaşma.

Önce; Türkiye'ye ziyareti gündeme gelen isimleri hatırlamakla başlayalım :

Douglas Feith; Condoleeza Rice, İsrail Genelkurmay Başkanı...

Bunlar bildikleriniz.

Ankara'lı dostlarımın kulağıma fısıldadığı; üst düzey Rus yetkililerin de bu ziyaretler sırasında Ankara'da bulunduğu yolundaki bilgileri şimdilik "şüpheli bilgi" kategorisinde tutalım.

ABD'nin siyonist cephesinin Pentagon'daki kilit adamlarından Douglas Feith'in kim olduğunu biliyorsunuz. Fakat hatırlamamız gereken kişi Larry Franklin.

Larry Franklin; FBI'ın, Pentagon'dan gizli bilgileri İsrail'e sızdırdığı için suçladığı isim. Harold Rhode ile birlikte Douglas Feith'in ekibinde.

Pentagon'un demirbaşı bu iki isim başka neyle suçlanıyor :

2001 yılında Fransa ve İtalya'da Manuçer Gorbanifar'la gizlice görüşmeler yapmakla...

Hani şu ortaya çıkınca; Dışişleri Bakanı Powell'ı bile çileden çıkaran ve Savunma Bakanı'ndan açıklama yapmasını istemesine neden olan gizli zirve. Malum kendisi şu sıralar emekli ve yerini başka bir kuş beyinli (malum şahin olur kendileri); Condoleeza Rice almış durumda.

Manuçer Gorbanifar kim?

"İran-Kontra" skandalında; İsrail ile İran arasındaki silah trafiğini yöneten; İran yahudisi bir zat.

Peki Manuçer Gorbanifar ile Ahmed Çelebi arasındaki ortak özellik ne?

Biri Irak'taki uranyumları İran'a satmakla; diğeri İran'a gizli bilgileri aktarmakla suçlanıyor ve ikisi de Pentagon'daki siyonist cephe (Perle, Douglas Feith, Larry Franklin, Harold Rhode gibilerin alt kadroyu oluşturdukları ekip) ile çalışmayı sürdürüyor.

İran'a casusluk yapmakla suçlanan Ahmed Çelebi ile İsrail'e casusluk yapmakla suçlanan Larry Franklin; savaş öncesinde koparılan "Saddam kitle imha silahları üretiyor" yaygarasının baş mimarlarıydı. Ve tabi bütün bu yaygarayı Londra'dan yönetiyorlardı.

Ne hoş bir tablo değil mi...

İsrail'e casusluk yapanlarla; İran'a casusluk yapanlar kolkola çalışıyorlar ve haklarındaki suçlamalara rağmen konumlarında pek bir değişiklik olmuşa benzemiyor...

En azından bu tablo; bir sonraki yazımızda, İran-İsrail-İngiltere-ABD-Rusya köprüsünü kurduğumuzda;

"Olur mu canım; baksana adamlar saldırmakla tehdit ediyor" gibi
uluslararası politikayı holding medyası köşe yazarı düzeyinde yorumlayanları biraz frenler.

Devletlerin; milletlerin kontrolünden çıkıp, çıkar ve rant şebekelerinin eline geçmeye başladığı bir dönemde;

medya üzerinden oynanan küresel ve yerel perde oyunlarına karşı çok daha temkinli olmak zorundayız.

Bu perde üzerinde; ABD de, İran da milletlerin feda edildiği, uyutulduğu sahnede bir gölgeden ibarettir. Kuklacılar bu gölgeleri perde üzerinde çatıştırırken arka plandaki ilişkiler ağı üzerinden devletler üstü, küresel oyunu kurgularlar.
Bu perde üzerinde; ABD Başkanı'nın İran'ı; İran'ın da ABD'yi "şeytan" ilan ettiğini görürsünüz ama arka planda "şeytanlar" sofrasında milletlerin kaderi meze olarak çoktan servis edilmiştir.

Devletimizi; böyle bir perde üzerinde milletinden soyutlanmış bir gölge haline dönüştürmemek dışarıdaki şebekeler ve içerideki uzantılarının oyunlarını bütün olasılıkları ile hesaplamamız ile mümkün olacaktır.
Yarın devam edeceğimiz; Anglo-Sakson/Siyonist cephe ile İran arasındaki kontrollü savaş senaryosu bu çerçevede değerlendirilmesi gereken bir olasılıktır.

Devletimize musallat olmaya çalışan bütün çetelere rağmen.

B.G.

özgeylani
10-12-2007, 01:52 AM
"TANRISAL" RUHBANLARIN (İMAM & HAHAM) TARİHSEL İŞBİRLİĞİ - III

( İkinci Haçlı Furyasında Türkler Yine Sorun)

Behiç Gürcihan


http://www.acikistihbarat.com/dosyalar/mutabakat.gif

100. Yıl Mutabakatı (http://www.acikistihbarat.com/yuzyil-mutabakati.asp)





"En zor şey karanlık bir odada kara kediyi bulmaktır. Özellikle o odada bir kedi yoksa "
KONFÜÇYUS

Irak'taki seçim sonuçlarının sadece iki ülkeyi tatmin ettiği
(İran ve İsrail)
tespiti; bütün klişe varsayımlarımızdan ("İran, İsrail'le
düşmandır")
sıyrıldığımızda,
rahatsız edici
bir şüphe yaratıyor içimizde.



Şiiliğin ezoterik bir kolu olan Hasan Sabah'ın bugün ki temsilcileri; İsmaili tarikatının imamları olarak; Batı'nın bütün aristokrat kurumları ile içiçe; bildiğimiz "imamlık" müessessi ile alakası olmayan bir yaşam tarzı sürüyorlar.








İngiltere'yi merkez alan Şii'liğin bu ezoterik kolu ile; yine Londra'yı merkez alan Tapınak Şovalyeleri'nin ortak yönleri sadece sembol renkleri değil : İki grup da; göründükleri dinsel bağlılığın arkasında; kendi dinlerini ve çıkar şebekelerini oluşturmuşlar.









Tapınak Şovalyeleri'nin Hasan Sabah ile işbirliği yaptığı dönemde; yine bir Haçlı Seferleri furyası ve yine ikisinin de harekat alanını daraltan bir Türk Devleti mevcut.







Tarihsel gerçeklerle günümüz gerçeklerini yan yana koyduğunuzda; Afganistan'dan başlayıp; İran'a ve oradan Ortadoğu'ya uzanan derin bir nükleer-uyuşturucu-silah şebekesinin varlığı ve bu şebekeyi yönlendiren üst düzey devletvari mafya yapıları somut bir olasılık olarak karşınıza çıkar.









Tanrının ışığını kendisi aracılığı ile ilettiğine inanan Şii İmam ile; kendini Tanrısal gören Yahudi Haham; aynı maneviyat örtüsü altında faaliyet gösterir.


Son iki yazıdır ele aldığımız "Mollalarla - Hahamların Kontrollü Savaş Senaryosu" 'nun son bölümünde farklı cephelerde gözüken tarikatların işbirliğinin tarihten somut bir örneğine değineceğiz.
Önceki bölümlerde; Türkiye'nin sivil ve askeri kurmaylarının, önümüzdeki süreçte dikkate alması gereken senaryolardan birinin; İran'a hakim şebekelerle, Anglo/Sakson-Siyonist cepheye hakim şebekeler arasında; iki tarafında çıkarlarını maksimize edecek bir savaş anlaşması yapılmış olabileceğinin ve bu anlaşmalı savaşın; İran ve İsrail'in bölge çıkarlarına zirve yaptırırken, Türkiye'yi bu iki çıkar arasında parçalayacak dinamikleri de bünyesinde barındırdığına dikkat çekmiştik.

Bakın; İngiliz The Guardian Gazetesinin yazarlarından Simon Tisdall geçenlerde ne yazdı :

Irak'taki seçim sonuçlarından mutlu olan sadece iki ülke var : İran ve İsrailBir uzaylı ve dünya kamuoyuna yönelik medya üzerinden gerçekleştirilen psikolojik harp dumanından solumamış bir varlık olsanız; Irak'taki mevcut duruma baktığınızda çıkaracağınız sonuç budur.

Neticede bir savaş çıkarılmıştır ve bu savaş sonrasında Irak; ABD/İsrail ve İran'ın çıkarlarını genişlettiği bir alana dönüşmüştür.
Bu gerçeği gördükten sonra; ABD ve İran'ın birbirlerini kamuoyu önünde, karşılıklı "şeytan" diye suçlaması şüpheli bir nitelik kazanır.

Beyin algılamanızın "İsrail İran'a düşmandır" diye kodlandığı noktada böyle bir senaryoyu "komplo teorisi" diye niteleme refleksiniz çok güçlü olabilir ama bu kodlamadan bir an için sıyrılıp; "İran kim", "İsrail kim" sorularını sormaya başladığınıda bu refleksin körlenmeye başladığını görürsünüz.

Hatta biraz tarihi deştiğinizde karşınıza; her alternatif düşünce sistematiğini "komplo" diye nitelendirmekte zorlanacağınız ilginç sahneler dökülür.

Örnek mi...

Şii'liğin ezoterik bir kolu olarak Hasan Sabah ve zamanında İran Alamut'ta kurdukları yapı (kimileri devlet olduğunu bile iddia ediyor) ve devamını ele alalım...

Bugün hala varlığını sürdüren ve kendilerini İsmaililer olarak tanımlayan bu mezhebin en son imamı bildiğiniz "imamlardan" değil. Kendisi, babası, oğulları, kızı ve amcaları ile Batı'nın üst düzey aristokrat okullarında eğitim görmüş tam bir burjuva.
Hz. Muhammed'in soyundan geldiğini iddia eden İsmaililerin bu 49. imamının'nın dedesi BM'nin öncüsü sayılan Devletler Liginin Başkanlığını; babası Aly Khan Pakistan'ın BM Büyükelçiliğini; amcası Sadruddin Aga Khan BM Mülteci Komiserliğini ve ilginç bir şekilde BM'nin Irak-Türkiye sınır bölgeleri Temsilciliğini yapmış.

"İmam" Aga Khan'ın kardeşi "Prens" Amyn; abisi gibi Harvard'dan mezun olduktan sonra BM Sekreteryası bünyesindeki Sosyal ve Ekonomik İşler bölümünde çalışıyor ve bünyede İmamlığa bağlı sosyal kurumların çalışmaları ile ilgileniyor. Yine Harvard'dan mezun olan en büyük oğlu, Williams'dan mezun olan küçük oğlu ve yine Harvard'dan mezun olan kızı Prens Zahra' da İmamlığın "Aga Khan Kalkınma Ağı" verilen sosyal kurumları ile ilgileniyorlar.
Kısacası; tam bir aristokrat imamlık müessesesi ile karşı karşıyayız.

Ve tabi yine şaşıracağınızı zannetmiyorum...

İsmaili tarikatı ile ilgili çalışmaların merkezi Londra.

Haşhaş içirdiği müritlerini suikast görevlerine yollayarak ün yapan ve bu özelliği ile İngillizce'deki "assassin" (suikastçi) sözcüğünün etimolojik temelinde yeralan bu tarikatın kullandığı renkleri merak ettiğinizde karşınıza çıkan iki renk var :

Kırmızı - Beyaz

Bu iki rengi kullanan bir başka tarikat var mı?

Tapınak Şovalyeleri

Bu çete hakkında ahkam kesmeye gerek yok. Bu ülkeye yönelik saldırıyı deşifre edelim derken; hepimiz azbuçuk tarihi çeteler uzmanı olup çıktık. Kudüs'ü koruma görevi ile başladıkları yolda; "fakirlik yemini" etmelerine rağmen zamanla nasıl büyük bir servete konduklarını; yoldan çıktıkça nasıl Papa'nın ve Kralların hışmına uğradığını ve bugüne uzanan kolları bulunduğunu hepimiz biliyoruz.

Hatta; logosunun içinde demonte halde onlarca Süleyman'ın Yıldızı bulunan ve hasbelkader logosu yine Kırmızı-Beyaz olan HSBC bankasının bu tarihi çetenin uzantıları tarafından yönetildiğine tutun da; bu zatların istihbarat birimlerinden, devlet katlarına kadar yayılmış olduğuna kadar onlarca iddiayı içeren yazıyı da hep beraber okuduk.

Nispeten daha az üstüne gidilen konulardan bir tanesi;

İslam'ın ezoterik bir kolunun uzantısı olan Hasan Sabah ile; Hristiyanlığın bir kolu olan ve Yahudilikle birleştiği noktada ezoterizmi temel alarak faaliyet gösteren Tapınak Şovalyeleri arasında gerçekleşen işbirliği.

İddialar muhtelif fakat bilinen bir gerçek var ki; zaman zaman kavgalı dönemleri olsa da; Doğuyu ve Ortadoğu'yu kasıp kavuran Haçlı Seferleri döneminde; özellikle Selçuklu Türklerine karşı tehdit oluşturan Hasan Sabah ile Tapınak Şovalyeleri arasında işbirliği dönemleri yaşandığı.

Hasan Sabah'ın Kudüs'ün kralına elçilerini yollayıp; kendilerinden alınan verginin iptal edilmesi karşılığında Hristiyanlığa geçeceklerini bildirmesinden;

Tapınak Şovalyeleri'nin Hasan Sabah'ın tarikatınden etkilenmeye başladıkları ve yargılandıkları dönemde kendilerine yöneltilen suçlamalardan birinin de bu olduğu tarihin kayıtlarında mevcut.

Neticede; biri İslam, diğeri Hristiyan görüntüsü veren ama aslında arka planda kendi dinlerini yaratıp, kendi çıkarlarını koruyan; biri Kudüs, diğeri İran merkezli iki şebekeden sözediyoruz.

Ortadoğu'yu kasıp kavuran Haçlı Seferleri döneminde işbirliği yapan iki şebeke.

Ortadoğu; yine Batı merkezli bir Haçlı seferi dalgası altındayken; bu sefer benzer işbirliğini komple değerlendirme dışı bırakmak; tarihten kesitler aldıkça gittikçe daha da zorlaşıyor.
Hele ortada yine bir Türk Devleti var ise ve bu Türk Devleti; siyonistlerin ve Anglo Sakson'ların hedefleri önünde bir engel olarak duruyorsa.

Bu resme;


Bir tanesi geçen Mart ayında Londra'da gerçekleştirilen ABD-İran-İngiltere-İsrail gizli toplantısı gibi unsurları;
İran-Kontra skandalı döneminden beri İsrail ile İran arasında ABD üzerinden geçen kanallar bulunduğu gibi bilgileri;
İran'ın bir kaç nükleer santralinin vurulmasının neticede İran'ın nükleer alımlarını hızlandırması ve dolayısı ile bu alımlardan komisyon alan iç şebekelerin karlarının artması olarak algılanması gerektiğini;
Tepe'nin İran'da Havaalanı inşaatının ve çevresinde gelişen olayların arka planını deştiğinizde çıkan tabloyu;eklediğinizde

karşınıza çok derin bir nükleer-uyuşturucu-silah şebekesi çıkar.

Bu tarz şebekeleri de öyle basit mafyalar yönetmez.

Bu şebekeler; devletlerin istihbarat servislerini kontrol edebilecek kadar güçlü, devleti ele geçirmiş mafyaların işidir.

Ve bu tarz mafyalar en iyi "maneviyat/ruhbanlık" örtüsü altında saklanır.

Milleti köle yaptıktan sonra o ruhbanlık;

Ha Şii'liğin; Tanrıyı kendinde gören ve Tanrı'nın ışığını kendi aracılığı ile yansıttığını iddia eden imamları olmuş...
Ha kendilerini binyıllık sırların koruyucusu ve seçilmiş milletinde en seçilmişi görerek "Tanrısal" ilan eden Yahudi hahamlar olmuş...
Haham-İmam işbirliği bu ülkenin vatansever; sivil ve askeri kurmayları tarafından; "komplo teorisi" olarak çöpe atılmadan önce ciddi bir olasılık olarak masaya yatırılmalıdır.

Bu yazı dizisi ile bu olasılığı bir derece arttırabildiysek ne mutlu.

B.G.


EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum


Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0