özgeylani
10-12-2007, 01:40 AM
ORTADOĞU ve ATOM BULUTU
(Alternatif bir senaryo çalışması)Havada sürekli bir çözümsüzlük ve belirsizlik havası mevcut. Uluslararası arena, soğuk savaş döneminde bile rastlanmayan, ancak 1. Dünya Savaşı öncesinin hayli tanıdık manzaraları ile dolu. Paylaşım savaşlarının tipik göstergelerini , Orta Asya'dan Güney Amerika'ya kadar her noktada görmek, gözlemlemek mümkün. 1. Dünya Savaşı öncesi ile mevcut çalkalanmaların arasındaki en önemli farklardan bir tanesi olayların planlayıcılarının (ve bazen planlayalım derken sürüklenenleri) teorik altyapısı.
Gündemdeki gelişmelerle ilgili yapılan her türlü yorum iki temel varsayıma dayanıyor. Bunlar :
1) Olaylar bir "çözüm" doğrultusunda yönlendiriliyor - olayların aktörlerinin hedefi bir türlü "çözüm"
2) Bu olayların ana aktörü "ulus devletler"'dir.
Açık İstihbarat olarak, tarihi bir dönemeçte olan dünya tarihinin mevcut dinamiklerini bu iki varsayımdan yola çıkarak yorumlamanın temel hataları beraberinde getirdiğini düşünüyoruz. Bu varsayımlardan yola çıkılarak yapılan yorumlar; Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesinden tutun da, enerji politikalarına kadar bir çok alanda egemen devletlerin hedefleri doğrultusunda bir gidişatı açıklamaya çalışıyor.
Açık İstihbarat olarak , egemen devletler açısından, küresel çapta gerçekleştirilmeye çalışılanın, yıllardır ulus devletler ve coğrafyalar üzerinde test edilen "kontrollü kaos" projesinin küreselleşerek, dünya genelinde uygulanmaya sokulması olduğunu düşünüyoruz. Ve bu sürecin ana aktörlerinin görünüşte ulus devletler olmasına rağmen, arka planda uluslararası sermayeyi de kontrol eden (uluslararası sermaye arkasındaki güç odaklarının sadece bir tezahürüdür, tek başına bir güç değildir) baron kartelleri olduğu değerlendirmesini yapmaktayız.
Önümüzdeki tabloya baktığımızda :
1) 11 Eylülün üzerinden yaklaşık 17 ay geçmesine rağmen, "terör" kavramının herkesin heryerde işine yarayacağı şekilde genişletildiği ve bundan yola çıkılarak, ABD başta olmak üzere egemen devletlerin bu kavram üzerinden harekat alanının dünya çapında bir yandan yayılırken, bir yandan derinleştiğini; alt-egemenlerin de bu kavram üzerinden kendi bölgesel çıkarları peşinden daha agresif bir şekilde hareket ettiklerini;
2) Dünya kamuoyunun dikkati sürekli bir bölge üzerinde tutulurken, diğer bölgelerdeki gelişmelerin maskelendiğini; ( ABD yönetimini ele geçiren kadroların yakın olduğu sermaye çevreleri - "derin enerji" - dünya kamuoyu Ortadoğu ile uğraşırken, Afrika Sahara'sında çok ciddi petrol alanlarını ele geçirmekle meşgul)
3) Temel uluslararası kurumların, (BM, AB ve NATO) Atlantik ekseni üzerinden ayrışmalarını ve dünya kamuoyuna 1. ve 2. Dünya Savaşını anımsatan bloklaşmaların yaşandığını;
4) Rusya ve Çin'in, daha önceki paylaşım savaşlarının aksine keskin bir taraf almak yerine, iki tarafa da oynayan görünüşte ikircikli ama arka planda mikro pazarlıklarla makro dengeler kurdukları anlayış içinde olmaları; (bu iki ülkenin büyük sermaye yapıları incelendiğinde, ABD, Almanya ve İsrail ile eklemlenmiş bir çok unsur, bu dinamiğin ana açıklayıcısı durumundadır. En son BP'nin Rusya'da gerçekleştireceğini açıkladığı devasa yatırım bu dinamiğe güzel bir örnektir.)
5) Dünya kamuoyunda hızlı bir "anti-Amerikan"cılık yükselirken, Ortadoğu'daki bütün gelişmelerin hem etken, hem edilgen olarak bizzat ortasında bulunan İsrail'e yönelik kamuoyu yönlendirmelerinin minimumda tutulduğu; İsrail'in bizzat Ortadoğu'nun gündemde olduğu bir anda Filistin'e yönelik her türlü vahşet ve terör ötesi operasyonu büyük bir perdeleme altında gerçekleştirdiği;
6) "Nükleer silah kullanımının", "Saddam" olarak kişiselleştirilen ve şeytanlaştırılan tehdit üzerinden bir tabu olmaktan çıkarılıp, savaşın "taktik" seçenekleri arasına sokulduğunu; (Geçenlerde Hindistan'ın Pakistan'ı gerekirse dünya haritasından sileceklerini açıklaması, dünya tarihinde uzun zamandır rastlanmayan bir tarz olarak kayıtlara geçti)
7) ABD'nin önümüzdeki seneler içinde savunma bütçesini mevcut 367 milyar dolarlık rakamdan 500 milyar dolara taşımayı hedeflerken, rekor açıklar vermeye başladığı ve bu gelişmelerin ABD'nin derin devletinin tarihinin en ciddi ayrışmalarından birini (FBI, CIA ve Pentagon'un bu ülkenin istihbarat kanallarını ellerinde tutma savaşı en son İç Güvenlik Yasası ve Departmanının kurulması ile iyice depreşti) yaşadığı dönemde süregeldiğini;
görmekteyiz.
Bu tablo içinde ABD'nin silah gücü, petrol fiyatları, NATO'daki "patriot" tartışmaları, Türkiye'nin bir piyon, diğerlerinin şah ve vezir oldukları satranç tahtası üzerindeki ayrıntı hamlelerdir.
Açık İstihbarat olarak, egemen devletlerin şahsında tezahür eden küresel güçlerin ana hedefinin çözüm değil çözümsüzlük olduğunu, bu güçlerin ister çatışma, ister uzlaşma anında olsun "uzun vadeli kontrol mekanizmalarını garanti altına almak" hedefini güttüğünü ve bunu en iyi sürekli kaos ortamı içinde yürütebileceklerini; projenin adının "kaosu süreklileştirmek" olduğunu düşünüyoruz.
ABD'nin IRAK STRATEJİSİ : ÜRDÜN ÜZERİNDEN ORTADOĞU'NUN YENİ HARİTASI
Bu açıdan bakıldığında, aşağıdaki senaryonun önümüzdeki dönemde ciddi olasılıklar arasında değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bu senaryonun kilidi, geçen hafta içinde, "Filistin'i yönetmeye hazır olduklarını açıklayan Hamas" 'tır.
1) ABD'nin Irak operasyonuna başlaması ve İsrail'in bulmakta fazla zorlanmayacağı bir bahane ile hem Filistin, hem Irak üzerindeki operasyonlarını derinleştirmesi ile birlikte, nüfusunun %70'i Filistinlilerden oluşan Ürdün karışır.
2) Ürdün'ün karışması ile paralel olarak, ABD operasyonunu, "Ürdün kralını korumak" bahanesi ile Ürdün yönünde de genişletir ve Ürdün, bir kısmında Filistin'lilerin yaşayacağı, bir kısmı ise Orta Irak'la entegre olacak şekilde ayrışır.
3) Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlerin kontrolünde, Ürdün'den koparılan topraklarda yeni bir "Filistin" yaratılır ve gerçek Filistin'deki Filistinliler, İsrail'in yardımı ile bu topraklara sürülerek, Ortadoğu'nun göbeğinde yeni bir "kaos pivotu" ülkecik yaratılır. İran'ın göreceli sessizliğinin arkasında bu ülkenin yatıyor olma olasılığı yüksektir.
4) ABD kuvvetleri, Irak'taki operasyonunu Bağdat dışında her yerde egemenlik sağlayacak şekilde derinleştirir ve Bağdat dört bir yandan ablukaya alınır. Afganistan'da uygulanan Kabil'i kontrol et, çevresine dokunma modelinin tam tersi Irak'ta uygulanarak, Irak Bağdat dışında işgal edilir ve ABD, bir şehir savaşı riskine girmeden hem Saddam'ı etkisiz kılmış, hem Irak'a istediği gibi derinlemesine üstlenmiş, hem de Saddam'la olası bir arka plan pazarlığının hakkını vermiş olur. (Zamanla Saddam'ın devrilip devrilmemesi, Bağdat'ın düşüp düşmemesi, Saddam'ın Arafatlaştırılıp, Arafatlaştırılmayacağı bundan sonraki konjoktürde sadece bir ayrıntıdır)
5) Irak'ın işgalinin derinleşmesi ile birlikte, Irak, kuzeyinde petrol cepleri dikkate alınarak federatif bir yapıya sürüklenirken, Orta Irak, Ürdün'den kopan parça ile birleştirilerek, Haşimi Krallığı'ndan bir ismin sembolik olarak başta durduğu ve bölgedeki aşiret liderlerinin güç dengeleri içinde sahnedeki yerlerini aldığı bir şekle büründürülür. (bakınız Afganistan Karzai modeli)
6) Ortadoğu'da yaşanan bu gelişmelere paralel olarak, Kıbrıs'ta, Makedonya'da ve Pakistan'da iç karışıklıklar çıkar. Türkiye, Sabiha Gökçen Havaalanının gerçek amacını bu dönemde görmeye başlar ve ABD'nin taşeronu konumundan çıkıp çıkmayacağı Türkiye için hayati önem taşıyan Türk Silahlı Kuvvetleri bir yandan Kuzey Irak ve bir yandan Kıbrıs'taki gelişmelerle lojistik sınırlarını zorlarken, Güneydoğu'ya yapılan sevkiyat ile lojistik boşluk doğan Trakya, Balkanlar'daki yeni bir ABD operasyonunun üssü haline gelir. Bu operasyon, FransAlmanya "birleşmesi" ile dengesizleşen Avrupa Coğrafyası'nı çevreleme yönünde yıllar önce atılan adımların son ayağını teşkil edecektir.
7) Dünya, Hiroşima'dan bu yana ilk atom bulutunu Pakistan-Hindistan sınırında yeniden görür. Bu Ortadoğu'da ki atom bulutunun teorik altyapısını hazırlar. Batı şehirlerinde gerçekleşen ve kitle imha silahlarının (biyolojik, kimyasal, v.s.) bir türevi kullanılarak gerçekleştirilen bir terör saldırısı, ABD, İsrail ve İngiltere'ye, "Ortadoğu bizimdir" mesajını tartışılmaz şekilde beyinlere kazımak için bulunmaz bir fırsat verir ve nasıl Hiroşima'ya çakılan atom bulutu, Rusya-Çin ve Hindistan'dan oluşan ana karayı güneyden çevrelemenin işaret fişeği olarak kullanıldıysa, Ortadoğu üzerinde kullanılan bir atom bombası, Avrupa'yı da güneyden çevrelemenin (daha doğrusu Avrupa ile Asya'nın bağını koparmanın) işaret fişeği olarak kullanılır.
Türkiye mi?
(Alternatif bir senaryo çalışması)Havada sürekli bir çözümsüzlük ve belirsizlik havası mevcut. Uluslararası arena, soğuk savaş döneminde bile rastlanmayan, ancak 1. Dünya Savaşı öncesinin hayli tanıdık manzaraları ile dolu. Paylaşım savaşlarının tipik göstergelerini , Orta Asya'dan Güney Amerika'ya kadar her noktada görmek, gözlemlemek mümkün. 1. Dünya Savaşı öncesi ile mevcut çalkalanmaların arasındaki en önemli farklardan bir tanesi olayların planlayıcılarının (ve bazen planlayalım derken sürüklenenleri) teorik altyapısı.
Gündemdeki gelişmelerle ilgili yapılan her türlü yorum iki temel varsayıma dayanıyor. Bunlar :
1) Olaylar bir "çözüm" doğrultusunda yönlendiriliyor - olayların aktörlerinin hedefi bir türlü "çözüm"
2) Bu olayların ana aktörü "ulus devletler"'dir.
Açık İstihbarat olarak, tarihi bir dönemeçte olan dünya tarihinin mevcut dinamiklerini bu iki varsayımdan yola çıkarak yorumlamanın temel hataları beraberinde getirdiğini düşünüyoruz. Bu varsayımlardan yola çıkılarak yapılan yorumlar; Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesinden tutun da, enerji politikalarına kadar bir çok alanda egemen devletlerin hedefleri doğrultusunda bir gidişatı açıklamaya çalışıyor.
Açık İstihbarat olarak , egemen devletler açısından, küresel çapta gerçekleştirilmeye çalışılanın, yıllardır ulus devletler ve coğrafyalar üzerinde test edilen "kontrollü kaos" projesinin küreselleşerek, dünya genelinde uygulanmaya sokulması olduğunu düşünüyoruz. Ve bu sürecin ana aktörlerinin görünüşte ulus devletler olmasına rağmen, arka planda uluslararası sermayeyi de kontrol eden (uluslararası sermaye arkasındaki güç odaklarının sadece bir tezahürüdür, tek başına bir güç değildir) baron kartelleri olduğu değerlendirmesini yapmaktayız.
Önümüzdeki tabloya baktığımızda :
1) 11 Eylülün üzerinden yaklaşık 17 ay geçmesine rağmen, "terör" kavramının herkesin heryerde işine yarayacağı şekilde genişletildiği ve bundan yola çıkılarak, ABD başta olmak üzere egemen devletlerin bu kavram üzerinden harekat alanının dünya çapında bir yandan yayılırken, bir yandan derinleştiğini; alt-egemenlerin de bu kavram üzerinden kendi bölgesel çıkarları peşinden daha agresif bir şekilde hareket ettiklerini;
2) Dünya kamuoyunun dikkati sürekli bir bölge üzerinde tutulurken, diğer bölgelerdeki gelişmelerin maskelendiğini; ( ABD yönetimini ele geçiren kadroların yakın olduğu sermaye çevreleri - "derin enerji" - dünya kamuoyu Ortadoğu ile uğraşırken, Afrika Sahara'sında çok ciddi petrol alanlarını ele geçirmekle meşgul)
3) Temel uluslararası kurumların, (BM, AB ve NATO) Atlantik ekseni üzerinden ayrışmalarını ve dünya kamuoyuna 1. ve 2. Dünya Savaşını anımsatan bloklaşmaların yaşandığını;
4) Rusya ve Çin'in, daha önceki paylaşım savaşlarının aksine keskin bir taraf almak yerine, iki tarafa da oynayan görünüşte ikircikli ama arka planda mikro pazarlıklarla makro dengeler kurdukları anlayış içinde olmaları; (bu iki ülkenin büyük sermaye yapıları incelendiğinde, ABD, Almanya ve İsrail ile eklemlenmiş bir çok unsur, bu dinamiğin ana açıklayıcısı durumundadır. En son BP'nin Rusya'da gerçekleştireceğini açıkladığı devasa yatırım bu dinamiğe güzel bir örnektir.)
5) Dünya kamuoyunda hızlı bir "anti-Amerikan"cılık yükselirken, Ortadoğu'daki bütün gelişmelerin hem etken, hem edilgen olarak bizzat ortasında bulunan İsrail'e yönelik kamuoyu yönlendirmelerinin minimumda tutulduğu; İsrail'in bizzat Ortadoğu'nun gündemde olduğu bir anda Filistin'e yönelik her türlü vahşet ve terör ötesi operasyonu büyük bir perdeleme altında gerçekleştirdiği;
6) "Nükleer silah kullanımının", "Saddam" olarak kişiselleştirilen ve şeytanlaştırılan tehdit üzerinden bir tabu olmaktan çıkarılıp, savaşın "taktik" seçenekleri arasına sokulduğunu; (Geçenlerde Hindistan'ın Pakistan'ı gerekirse dünya haritasından sileceklerini açıklaması, dünya tarihinde uzun zamandır rastlanmayan bir tarz olarak kayıtlara geçti)
7) ABD'nin önümüzdeki seneler içinde savunma bütçesini mevcut 367 milyar dolarlık rakamdan 500 milyar dolara taşımayı hedeflerken, rekor açıklar vermeye başladığı ve bu gelişmelerin ABD'nin derin devletinin tarihinin en ciddi ayrışmalarından birini (FBI, CIA ve Pentagon'un bu ülkenin istihbarat kanallarını ellerinde tutma savaşı en son İç Güvenlik Yasası ve Departmanının kurulması ile iyice depreşti) yaşadığı dönemde süregeldiğini;
görmekteyiz.
Bu tablo içinde ABD'nin silah gücü, petrol fiyatları, NATO'daki "patriot" tartışmaları, Türkiye'nin bir piyon, diğerlerinin şah ve vezir oldukları satranç tahtası üzerindeki ayrıntı hamlelerdir.
Açık İstihbarat olarak, egemen devletlerin şahsında tezahür eden küresel güçlerin ana hedefinin çözüm değil çözümsüzlük olduğunu, bu güçlerin ister çatışma, ister uzlaşma anında olsun "uzun vadeli kontrol mekanizmalarını garanti altına almak" hedefini güttüğünü ve bunu en iyi sürekli kaos ortamı içinde yürütebileceklerini; projenin adının "kaosu süreklileştirmek" olduğunu düşünüyoruz.
ABD'nin IRAK STRATEJİSİ : ÜRDÜN ÜZERİNDEN ORTADOĞU'NUN YENİ HARİTASI
Bu açıdan bakıldığında, aşağıdaki senaryonun önümüzdeki dönemde ciddi olasılıklar arasında değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bu senaryonun kilidi, geçen hafta içinde, "Filistin'i yönetmeye hazır olduklarını açıklayan Hamas" 'tır.
1) ABD'nin Irak operasyonuna başlaması ve İsrail'in bulmakta fazla zorlanmayacağı bir bahane ile hem Filistin, hem Irak üzerindeki operasyonlarını derinleştirmesi ile birlikte, nüfusunun %70'i Filistinlilerden oluşan Ürdün karışır.
2) Ürdün'ün karışması ile paralel olarak, ABD operasyonunu, "Ürdün kralını korumak" bahanesi ile Ürdün yönünde de genişletir ve Ürdün, bir kısmında Filistin'lilerin yaşayacağı, bir kısmı ise Orta Irak'la entegre olacak şekilde ayrışır.
3) Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlerin kontrolünde, Ürdün'den koparılan topraklarda yeni bir "Filistin" yaratılır ve gerçek Filistin'deki Filistinliler, İsrail'in yardımı ile bu topraklara sürülerek, Ortadoğu'nun göbeğinde yeni bir "kaos pivotu" ülkecik yaratılır. İran'ın göreceli sessizliğinin arkasında bu ülkenin yatıyor olma olasılığı yüksektir.
4) ABD kuvvetleri, Irak'taki operasyonunu Bağdat dışında her yerde egemenlik sağlayacak şekilde derinleştirir ve Bağdat dört bir yandan ablukaya alınır. Afganistan'da uygulanan Kabil'i kontrol et, çevresine dokunma modelinin tam tersi Irak'ta uygulanarak, Irak Bağdat dışında işgal edilir ve ABD, bir şehir savaşı riskine girmeden hem Saddam'ı etkisiz kılmış, hem Irak'a istediği gibi derinlemesine üstlenmiş, hem de Saddam'la olası bir arka plan pazarlığının hakkını vermiş olur. (Zamanla Saddam'ın devrilip devrilmemesi, Bağdat'ın düşüp düşmemesi, Saddam'ın Arafatlaştırılıp, Arafatlaştırılmayacağı bundan sonraki konjoktürde sadece bir ayrıntıdır)
5) Irak'ın işgalinin derinleşmesi ile birlikte, Irak, kuzeyinde petrol cepleri dikkate alınarak federatif bir yapıya sürüklenirken, Orta Irak, Ürdün'den kopan parça ile birleştirilerek, Haşimi Krallığı'ndan bir ismin sembolik olarak başta durduğu ve bölgedeki aşiret liderlerinin güç dengeleri içinde sahnedeki yerlerini aldığı bir şekle büründürülür. (bakınız Afganistan Karzai modeli)
6) Ortadoğu'da yaşanan bu gelişmelere paralel olarak, Kıbrıs'ta, Makedonya'da ve Pakistan'da iç karışıklıklar çıkar. Türkiye, Sabiha Gökçen Havaalanının gerçek amacını bu dönemde görmeye başlar ve ABD'nin taşeronu konumundan çıkıp çıkmayacağı Türkiye için hayati önem taşıyan Türk Silahlı Kuvvetleri bir yandan Kuzey Irak ve bir yandan Kıbrıs'taki gelişmelerle lojistik sınırlarını zorlarken, Güneydoğu'ya yapılan sevkiyat ile lojistik boşluk doğan Trakya, Balkanlar'daki yeni bir ABD operasyonunun üssü haline gelir. Bu operasyon, FransAlmanya "birleşmesi" ile dengesizleşen Avrupa Coğrafyası'nı çevreleme yönünde yıllar önce atılan adımların son ayağını teşkil edecektir.
7) Dünya, Hiroşima'dan bu yana ilk atom bulutunu Pakistan-Hindistan sınırında yeniden görür. Bu Ortadoğu'da ki atom bulutunun teorik altyapısını hazırlar. Batı şehirlerinde gerçekleşen ve kitle imha silahlarının (biyolojik, kimyasal, v.s.) bir türevi kullanılarak gerçekleştirilen bir terör saldırısı, ABD, İsrail ve İngiltere'ye, "Ortadoğu bizimdir" mesajını tartışılmaz şekilde beyinlere kazımak için bulunmaz bir fırsat verir ve nasıl Hiroşima'ya çakılan atom bulutu, Rusya-Çin ve Hindistan'dan oluşan ana karayı güneyden çevrelemenin işaret fişeği olarak kullanıldıysa, Ortadoğu üzerinde kullanılan bir atom bombası, Avrupa'yı da güneyden çevrelemenin (daha doğrusu Avrupa ile Asya'nın bağını koparmanın) işaret fişeği olarak kullanılır.
Türkiye mi?

