özgeylani
08-12-2007, 01:53 AM
Irak'ın kuzeyinde Kürt Devleti Kuruldu,kurulacak derken bunu ilk sayanlara anımsatma yazısıdır. Bu niyet ilk değil !!!
12 Aralık 1945'te Azerilerin özerkliklerini ilan etmeleri ile beraber koşullar tam olarak olgunlaşmıştı. Artık sıra Mehabad'a gelmişti. Gerek dünya konjöktürü gerekse de Kürdistan konjöktürü bu adımın bir an evvel atılmasını zorunlu kılıyordu.
Ocak 1946'da son hazırlıklar yapıldı. Artık her şey tamamdı. Harekete geçme zamanı gelmişti. 22 Ocak 1946 da Mehabad'daki Çarçıra Meydanı'nda Qadî Muhammed'in başkanlığında, K.D.P. yöneticilerinin, aşiret liderlerinin, üç Sovyet subayının ve Mele Mustafa Barzani'nin hazır bulunduğu ayrıca halkın geniş ölçüde katıldığı bir toplantı yapıldı. Qadî Muhammed, bir konuşma yaparak Mehabad Kürt Cumhuriyeti'nin ilanını deklare etti. Ve konuşmanın hemen ardından Kürt ulusal bayrağı göndere çekildi.
Cumhuriyetin ilanından sonra 30 üyeli Ulusal Parlamento tayin edildi. 11 Şubat 1946'da 13 üyeli Bakanlar Kurulu oluşturuldu ve Qadî Muhammed Cumhurbaşkanı seçildi. Genç Kürdistan Cumhuriyetinin başındaki tarihi lider Qadî Muhammed, o gün şu şekilde yemin etti: "Allah'ın büyüklüğü, Kur'an-ı Kerim'in kutsallığı, ülkem ve bayrağım üzerine yemin ederim ki, kanımın son damlasına ve son nefesime kadar, canım ve malımla, özgürlük yolunda bayrağımızın göklerde dalgalanması için çalışacağım."
Cumhuriyet, Mart 1946'da resmen dünya kamuoyuna duyuruldu. Mehabad Kürt Cumhuriyeti'nin sınırlarına; Uşnu, Meyanduab, Serdeşt, Bane, Saqiz ve Senendaj şehirleri dahil edildi.
Mehabat Kürt Cumhuriyeti'nin Milli marşı olarak ünlü Kürt ozanı Dildar'ın yazdığı "Ey Reqîb" seçildi.
Hükümet bu süreçte 20000 Tümen kredi aldı ve bunun borcunu da şeker fabrikasının gelirinden kapattı. Bazı zengin aileler Cumhuriyete bağış yapmakla yükümlü tutuldu. Vergiler ve aidatlar oldukça düzenli toplanırdı.
Alınan Radyo istasyonu ile saat 16:00'dan 22:00'ye kadar yayınlar yapılıyordu. Edebiyat alanındaki şahsiyetler desteklenerek Kürt dili ve edebiyatı geliştirilmeye çalışılıyordu. Bunun dışında 60 öğrenci eğitim için yurtdışına gönderildi.
Mehabad Kürt Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Kürt Cumhuriyeti ile Azeri Cumhuriyeti arasında 23 Nisan 1946'da "Kürt-Azeri Dostluk ve İşbirliği Antlaşması" imzalandı. Bu antlaşmanın imzalanmasına rağmen Azeri hükümeti ileride de görüleceği gibi sözüne hiç sadık kalmayacaktır.
Öte yandan Mehabad Kürt Cumhuriyeti, kendi kurumsallaşmalarını tamamlamaya çalışıyordu. Genç Cumhuriyet’in savunması, Cumhuriyet'e güvenilmez bir yeminle bağlı olan aşiretlerin boynundaydı. Aşiretler ihtilalci kıvılcımlara yatkındırlar. Ama zoru gördüklerinde ya da ufak tefek menfaatler yakaladıklarında hemen kaçmış, hatta ihanete kadar varan hallere düşebilmişlerdir. Genç Cumhuriyet'in yöneticileri bundan dolayı bir taraftan aşiret liderlerinin sadakati için herkese onur rütbeleri verirken, öte yandan da kalıcı orduyu inşa etmeye çalışıyorlardı.
31 Mart 1946'da dört lidere General rütbesi verildi. Bunlar; Seyfı Qadî, Ömer Xan Şikaki, Hama Raşit ve Mele Mustafa Barzani idi. Savunma Bakanı Seyfı Qadî, Cumhuriyet'in geleceği için kalıcı orduyu inşa işini başlattı. Öte yandan Sovyetler, söz verdikleri silahlardan yalnızca hafif olanlarını iki parti halinde Mehabad'a gönderdi. Sovyetler bunların dışında söz verdikleri tank, top türü ağır silahları vermediler.
SON'UN BAŞLANGICI
Mehabad'da bu hazırlıklar yapılırken Ortadoğu ve dünya dengeleri de bir dizi değişimlerin yaşandığı yeni bir sürece girmişti. II. Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra Emperyalistler arası paylaşım pazarlığı başlatılmıştı. Savaşın bitimiyle beraber eski ortaklar kaba hatlarıyla ikiye bölündüler. Bir tarafta S.S.C.B., diğer tarafta A.B.D.. Bu iki blok, Tahran-Yalta Postdam'daki seri konferanslarda, bazen yüzdelere vurarak dünya haritasını yeniden çiziyorlardı. Bu büyük savaştan en fazla toprak kazancıyla çıkan ülke, Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ydi. Finlandiya'nın bir kısmı, Letonya, Estonya ve Litvanya'nın tümü ile Batıda bir kısım başka topraklar doğrudan Birliğe katılmıştı. Ayrıca Doğu Avrupa'da bir blok teşkil edebilecek sayıda ülke "sınırlı-bağımlı" bir statüde "halk cumhuriyetleri" adlarını alarak Sovyet yanlısı iktidarlara terk edilmişti. İşte böyle bir dünyada Stalin, İran'ı da santranca dahil etmişti ve kuvvetli taşlara sahipti. Aleyhteki tek faktör, tanımama eğiliminde olduğu işgal anlaşmasıydı. Bu anlaşmaya göre işgal kuvvetleri dünya savaşının bitiminden itibaren 6 ayda tüm kuvvetleri bu ülkeden çekecekti.
Ama askeri alanda taraflar kademeli olarak kuvvetlerini geri çekeceğine bölgeye yığınak yapınca, diplomatik faaliyetlerde canlılık başladı. İlk atak İran'dan geldi. İran, Sovyetlerle ilişkilerindeki tırmanma sonucu Birleşmiş Milletler'e başvurdu. 4 Mart 1946'da İngiltere, 6 Mart'ta da A.B.D. Sovyetler Birliği'ne, İran'dan zamanında çekilmediği için protesto notaları verdiler. Sovyet yığınağının artması üzerine A.B.D., S.S.C.B. hükümetine çok sert bir nota daha gönderdi ve durumdan duyduğu ciddi endişeyi bildirdi. İran'daki kapışmanın da gerçek kutupları böylece belirginleşmiş oldu ve A.B.D. her alanda olduğu gibi burada da Sovyetleri marke etmeye başladı. Bunun üzerine Sovyetler ansızın tavır değiştirdi. B.M.'deki Sovyet temsilcisi 26 Mart 1946'da yaptığı bir açıklamada Sovyet kuvvetlerinin 5-6 haftada İran'dan çekileceğini bildirdi. 5 Nisan 1946'da İran Başbakan'ı ile Sovyet Büyükelçisi arasında meşhur ortak "Petrol Arama Şirketi"ni kuran antlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre Sovyetler, 6 Mayıs 1946'da İran'daki kuvvetleri çekme işlemini bitirmeyi taahhüt ediyordu. Petrol antlaşması 50 yıl yürürlülükte kalacak ve imza tarihinden itibaren 7 ay içerisinde Parlemento'ya sunulacaktı. Antlaşma Azerbaycan ve Mehabad meselesini "İran'ın bir iç işi" diye görüyordu ve İran tarafından barışçı bir şekilde halledileceğini kaydediyordu. Kısacası sözde insanlığa refahı ve mutluluğu vaad eden sosyalizmle idare edilen Sovyet emperyalizmi, Kürdistan'ı ve Azerbaycan'ı az bir menfaat karşılığında sattı. Sovyetler Birliği, imzasına sadık kaldı ve 6 Mayıs 1946'da tamamen çekildi. İran'da hemen yeni seçimler yapıldı ve meclis yeniden oluşturuldu. Bu meclisin acelesi vardı ve derhal antlaşmayı görüşmeye başlayacaktı. Sonuçta anlaşma 22 Ekim 1946'da İran meclisinde iki kabul oyuna karşılık 102 oyla reddedildi. Stalin büyük bir kazık yemişti.
Bu gelişmelerden cesaret alan İran, nisan ayından itibaren Kürdistan'a saldırmaya başladı. İlk savaş Saqız yakınlarındaki Karava Tepesi'nde oldu. İran Ordusu Hava kuvvetlerinin, tank ve top birliklerinin desteği ile saldırıya geçtiyse de savaş onlar için büyük bir yenilgiyle sonuçlandı.
Bundan sonra ikinci büyük savaş Mameşah Savaşı'ydı: 3 Mayıs 1946 günü İran ordusuna bağlı bir alay, Saqız'ın batısına düşen Mîle Karani'deki ikinci bölüğe karşı yoğun bir saldırı başlattı. Başlangıçta İran ordusunun gücü ağır basıyordu. Çok geçmeden savaşın seyri değişti, öğlen saatlerinde her şey tersine dönmüştü. İran ordusu fazla direnemedi. Bir kez daha çekilmek zorunda kaldı. Ağır bir yenilgi almıştı.
Kürdistan'da bu savaşlar sürerken Azerbaycan'da İran ile uzlaşma formülleri aranıyordu. BM'deki İran temsilcisi Azerbaycan meselesini Güvenlik Konseyi'nin gündemine bırakmaya çalışması Tebriz yöneticilerini endişelendirdi. Sonuç olarak 13 Haziran 1946'da Azerbaycan yeniden "anavatana" katıldı. Bunun üzerine Şah, Azerbaycan Yasama Meclisi’ni bir yerel meclis olarak tanıdı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri İran ordusunun bir parçası sayıldı. Azeriler Tahran Hükümeti’yle oturdukları müzakereleri ve yaptıkları anlaşmayı Kürtlere bildirmemişlerdir. Henüz nisanda yapılan "Kürt -Azeri Dostluk ve İşbirliği Antlaşması" 5. maddesi; "Tahran Hükümeti’yle yapılacak herhangi bir görüşmenin, Azerbeycan ve Kürdistan hükümetlerinin çıkarına olması ve bilgileri dahilinde olması zorunludur" diyordu.
Bu arada Mehabad Kürt Cumhuriyeti'nin Senendaj'a saldıracağını haber alan Sovyetler’in Tebriz konsolosu; "Kürtler'in, İran ordusunun saldırısını püskürtmekte Sovyet desteğine güvenmemelerini" iletti. Mayısta İran'ı tamamen boşaltan Sovyetler’in hiçbir destek sunmayacağı, ileriki gelişmelerde daha net görülecekti. Ama bu ihtar, aşiretler ile Mehabad Hükümeti’nin ilişkilerine ağır bir darbe olmuştu. Aşiretleri artık can korkusu sarmıştı.
İran'la anlaşan Azerbaycan'ın da "dostluk" anlaşmasının dördüncü maddesi gereğince bir saldırı halinde Kürtler'e vermek zorunda oldukları desteği vermeyecekleri de kesinleşmişti. Bu hava içinde Qadı Muhammed, Sere Köyü’nde İran Genelkurmay Başkanı ile yolların açık tutulması ve Saqız'a 3 Kürt temsilcisinin atanması ile ilgili anlaşmayı yapıyordu.
Suyun akış yönü değişmişti. Öte yandan aşiretlerde çözülmeler başlamıştı. Kuzey aşiret reislerinin başı olan Ömer Xan, askeri görevlerinden istifa ederek Zindeşt denilen kendi köyüne çekilmişti. Güney Cephesi’nde de çözülme başlamıştı. Daha önce kurulan 1200 kişilik ordu ise dağılmaya başlamıştı.
Aralık 1946'da İran ordusu Azerbaycan’a doğru harekete geçti. Ordu Tebriz'e vardığında "ateş serbest" kılınmış ve her kademeden Azeri, canlı bir hedef haline getirilmişti.
Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin çöküşü beklenmedik şekilde hızlı oldu. Olay Mehabad'da şaşkınlık ve tedirginlik oluşturdu. Mehabad, S.S.C.B.'nin hemen hemen kendi eserleri olan Azerbaycan'ın böyle kolay yutulmasına izin vermeyeceği inancındaydı. Azerbaycan bile feda edildiğine göre, Mehabad için kimsenin kılını kıpırdatmayacağı ortadaydı. Durumun karmaşıklaşması ve Tebriz'in düşmesi üzerine Barzani cepheden döndü. Mehabad'da Qadî Muhammed ve Seyfı Qadî ile alınacak tedbirleri görüşecekti. Qadî Muhammed çok üzgündü. Direniş yollarını çok aradı, fakat ne yazık ki çözülmeler hızlanıyordu. 16 Aralık 1946 günü Barzani, Qadî Muhammed ile buluşmaya gitti. Bundan sonra bizzat Barzani'nin kendi ağzından dinleyelim:
"Qadî Muhammed'in yanına gittim. Ne yapmak niyetinde olduğunu öğrenmek istedim. Bana Mehabad halkının kanının dökülmesini önlemek için kendini feda edeceğini söyledi. İran ordusuna teslim olacağını belirtti. Bana şöyle dedi; 'Meyanduab'ta bulunan Humayuni'ye bir heyet gönderdim ve bu niyetimi ona haber verdim. Bunları söylerken gözlerinden yaş akı-yordu. Sözlerini şöyle sürdürdü. Sakın kendi cemaatinden başkasına güvenme. Çünkü bana bağlı kalacaklarına dair yemin edenlerin tümü ihanet ettiler ve İran ordusuna bağlılıklarını bildirmek için birbirleriyle yarışa girdiler. Sana aşiret reislerinden sakınmanı tavsiye ederim. Çünkü bir fırsatını bulurlarsa size kötülük edeceklerdir. Senden ricam en kısa zamanda Mehabad'ı terk etmen ve İran ordusuyla doğrudan çatışmaya girmemendir.' Sonra kendisinin Kürt milletinin sembolü olduğunu, bu yüzden bizimle beraber gelmesi gerektiğini söyledim.
Qadî Muhammed yerinden kalktı. Gözlerinden yaş akarak beni öptü ve şöyle dedi; Allah'tan seni başarılı kılmasını ve korumasını diliyorum. Belki de benim hayatım vatandaşlarıma feda olacaktır ve bekli de onlara gelebilecek bazı kötülükleri engelleyecektir. Bakarsın onlara yönelen vahşetin dozunu hafifletir."
Qadı Muhammed Barzani'ye bağlı güçlerin eski silahlarını yenileriyle değiştirdi ve şehirden uğurladı.
17 Aralık 1946 yılında İran ordusu Mehabad'a girdi. Mehabad düştü. Cumhuriyet yönetiminde görev almış ve onu desteklemiş bir çok kişi tutuklandı.
12 Aralık 1945'te Azerilerin özerkliklerini ilan etmeleri ile beraber koşullar tam olarak olgunlaşmıştı. Artık sıra Mehabad'a gelmişti. Gerek dünya konjöktürü gerekse de Kürdistan konjöktürü bu adımın bir an evvel atılmasını zorunlu kılıyordu.
Ocak 1946'da son hazırlıklar yapıldı. Artık her şey tamamdı. Harekete geçme zamanı gelmişti. 22 Ocak 1946 da Mehabad'daki Çarçıra Meydanı'nda Qadî Muhammed'in başkanlığında, K.D.P. yöneticilerinin, aşiret liderlerinin, üç Sovyet subayının ve Mele Mustafa Barzani'nin hazır bulunduğu ayrıca halkın geniş ölçüde katıldığı bir toplantı yapıldı. Qadî Muhammed, bir konuşma yaparak Mehabad Kürt Cumhuriyeti'nin ilanını deklare etti. Ve konuşmanın hemen ardından Kürt ulusal bayrağı göndere çekildi.
Cumhuriyetin ilanından sonra 30 üyeli Ulusal Parlamento tayin edildi. 11 Şubat 1946'da 13 üyeli Bakanlar Kurulu oluşturuldu ve Qadî Muhammed Cumhurbaşkanı seçildi. Genç Kürdistan Cumhuriyetinin başındaki tarihi lider Qadî Muhammed, o gün şu şekilde yemin etti: "Allah'ın büyüklüğü, Kur'an-ı Kerim'in kutsallığı, ülkem ve bayrağım üzerine yemin ederim ki, kanımın son damlasına ve son nefesime kadar, canım ve malımla, özgürlük yolunda bayrağımızın göklerde dalgalanması için çalışacağım."
Cumhuriyet, Mart 1946'da resmen dünya kamuoyuna duyuruldu. Mehabad Kürt Cumhuriyeti'nin sınırlarına; Uşnu, Meyanduab, Serdeşt, Bane, Saqiz ve Senendaj şehirleri dahil edildi.
Mehabat Kürt Cumhuriyeti'nin Milli marşı olarak ünlü Kürt ozanı Dildar'ın yazdığı "Ey Reqîb" seçildi.
Hükümet bu süreçte 20000 Tümen kredi aldı ve bunun borcunu da şeker fabrikasının gelirinden kapattı. Bazı zengin aileler Cumhuriyete bağış yapmakla yükümlü tutuldu. Vergiler ve aidatlar oldukça düzenli toplanırdı.
Alınan Radyo istasyonu ile saat 16:00'dan 22:00'ye kadar yayınlar yapılıyordu. Edebiyat alanındaki şahsiyetler desteklenerek Kürt dili ve edebiyatı geliştirilmeye çalışılıyordu. Bunun dışında 60 öğrenci eğitim için yurtdışına gönderildi.
Mehabad Kürt Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Kürt Cumhuriyeti ile Azeri Cumhuriyeti arasında 23 Nisan 1946'da "Kürt-Azeri Dostluk ve İşbirliği Antlaşması" imzalandı. Bu antlaşmanın imzalanmasına rağmen Azeri hükümeti ileride de görüleceği gibi sözüne hiç sadık kalmayacaktır.
Öte yandan Mehabad Kürt Cumhuriyeti, kendi kurumsallaşmalarını tamamlamaya çalışıyordu. Genç Cumhuriyet’in savunması, Cumhuriyet'e güvenilmez bir yeminle bağlı olan aşiretlerin boynundaydı. Aşiretler ihtilalci kıvılcımlara yatkındırlar. Ama zoru gördüklerinde ya da ufak tefek menfaatler yakaladıklarında hemen kaçmış, hatta ihanete kadar varan hallere düşebilmişlerdir. Genç Cumhuriyet'in yöneticileri bundan dolayı bir taraftan aşiret liderlerinin sadakati için herkese onur rütbeleri verirken, öte yandan da kalıcı orduyu inşa etmeye çalışıyorlardı.
31 Mart 1946'da dört lidere General rütbesi verildi. Bunlar; Seyfı Qadî, Ömer Xan Şikaki, Hama Raşit ve Mele Mustafa Barzani idi. Savunma Bakanı Seyfı Qadî, Cumhuriyet'in geleceği için kalıcı orduyu inşa işini başlattı. Öte yandan Sovyetler, söz verdikleri silahlardan yalnızca hafif olanlarını iki parti halinde Mehabad'a gönderdi. Sovyetler bunların dışında söz verdikleri tank, top türü ağır silahları vermediler.
SON'UN BAŞLANGICI
Mehabad'da bu hazırlıklar yapılırken Ortadoğu ve dünya dengeleri de bir dizi değişimlerin yaşandığı yeni bir sürece girmişti. II. Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra Emperyalistler arası paylaşım pazarlığı başlatılmıştı. Savaşın bitimiyle beraber eski ortaklar kaba hatlarıyla ikiye bölündüler. Bir tarafta S.S.C.B., diğer tarafta A.B.D.. Bu iki blok, Tahran-Yalta Postdam'daki seri konferanslarda, bazen yüzdelere vurarak dünya haritasını yeniden çiziyorlardı. Bu büyük savaştan en fazla toprak kazancıyla çıkan ülke, Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ydi. Finlandiya'nın bir kısmı, Letonya, Estonya ve Litvanya'nın tümü ile Batıda bir kısım başka topraklar doğrudan Birliğe katılmıştı. Ayrıca Doğu Avrupa'da bir blok teşkil edebilecek sayıda ülke "sınırlı-bağımlı" bir statüde "halk cumhuriyetleri" adlarını alarak Sovyet yanlısı iktidarlara terk edilmişti. İşte böyle bir dünyada Stalin, İran'ı da santranca dahil etmişti ve kuvvetli taşlara sahipti. Aleyhteki tek faktör, tanımama eğiliminde olduğu işgal anlaşmasıydı. Bu anlaşmaya göre işgal kuvvetleri dünya savaşının bitiminden itibaren 6 ayda tüm kuvvetleri bu ülkeden çekecekti.
Ama askeri alanda taraflar kademeli olarak kuvvetlerini geri çekeceğine bölgeye yığınak yapınca, diplomatik faaliyetlerde canlılık başladı. İlk atak İran'dan geldi. İran, Sovyetlerle ilişkilerindeki tırmanma sonucu Birleşmiş Milletler'e başvurdu. 4 Mart 1946'da İngiltere, 6 Mart'ta da A.B.D. Sovyetler Birliği'ne, İran'dan zamanında çekilmediği için protesto notaları verdiler. Sovyet yığınağının artması üzerine A.B.D., S.S.C.B. hükümetine çok sert bir nota daha gönderdi ve durumdan duyduğu ciddi endişeyi bildirdi. İran'daki kapışmanın da gerçek kutupları böylece belirginleşmiş oldu ve A.B.D. her alanda olduğu gibi burada da Sovyetleri marke etmeye başladı. Bunun üzerine Sovyetler ansızın tavır değiştirdi. B.M.'deki Sovyet temsilcisi 26 Mart 1946'da yaptığı bir açıklamada Sovyet kuvvetlerinin 5-6 haftada İran'dan çekileceğini bildirdi. 5 Nisan 1946'da İran Başbakan'ı ile Sovyet Büyükelçisi arasında meşhur ortak "Petrol Arama Şirketi"ni kuran antlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre Sovyetler, 6 Mayıs 1946'da İran'daki kuvvetleri çekme işlemini bitirmeyi taahhüt ediyordu. Petrol antlaşması 50 yıl yürürlülükte kalacak ve imza tarihinden itibaren 7 ay içerisinde Parlemento'ya sunulacaktı. Antlaşma Azerbaycan ve Mehabad meselesini "İran'ın bir iç işi" diye görüyordu ve İran tarafından barışçı bir şekilde halledileceğini kaydediyordu. Kısacası sözde insanlığa refahı ve mutluluğu vaad eden sosyalizmle idare edilen Sovyet emperyalizmi, Kürdistan'ı ve Azerbaycan'ı az bir menfaat karşılığında sattı. Sovyetler Birliği, imzasına sadık kaldı ve 6 Mayıs 1946'da tamamen çekildi. İran'da hemen yeni seçimler yapıldı ve meclis yeniden oluşturuldu. Bu meclisin acelesi vardı ve derhal antlaşmayı görüşmeye başlayacaktı. Sonuçta anlaşma 22 Ekim 1946'da İran meclisinde iki kabul oyuna karşılık 102 oyla reddedildi. Stalin büyük bir kazık yemişti.
Bu gelişmelerden cesaret alan İran, nisan ayından itibaren Kürdistan'a saldırmaya başladı. İlk savaş Saqız yakınlarındaki Karava Tepesi'nde oldu. İran Ordusu Hava kuvvetlerinin, tank ve top birliklerinin desteği ile saldırıya geçtiyse de savaş onlar için büyük bir yenilgiyle sonuçlandı.
Bundan sonra ikinci büyük savaş Mameşah Savaşı'ydı: 3 Mayıs 1946 günü İran ordusuna bağlı bir alay, Saqız'ın batısına düşen Mîle Karani'deki ikinci bölüğe karşı yoğun bir saldırı başlattı. Başlangıçta İran ordusunun gücü ağır basıyordu. Çok geçmeden savaşın seyri değişti, öğlen saatlerinde her şey tersine dönmüştü. İran ordusu fazla direnemedi. Bir kez daha çekilmek zorunda kaldı. Ağır bir yenilgi almıştı.
Kürdistan'da bu savaşlar sürerken Azerbaycan'da İran ile uzlaşma formülleri aranıyordu. BM'deki İran temsilcisi Azerbaycan meselesini Güvenlik Konseyi'nin gündemine bırakmaya çalışması Tebriz yöneticilerini endişelendirdi. Sonuç olarak 13 Haziran 1946'da Azerbaycan yeniden "anavatana" katıldı. Bunun üzerine Şah, Azerbaycan Yasama Meclisi’ni bir yerel meclis olarak tanıdı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri İran ordusunun bir parçası sayıldı. Azeriler Tahran Hükümeti’yle oturdukları müzakereleri ve yaptıkları anlaşmayı Kürtlere bildirmemişlerdir. Henüz nisanda yapılan "Kürt -Azeri Dostluk ve İşbirliği Antlaşması" 5. maddesi; "Tahran Hükümeti’yle yapılacak herhangi bir görüşmenin, Azerbeycan ve Kürdistan hükümetlerinin çıkarına olması ve bilgileri dahilinde olması zorunludur" diyordu.
Bu arada Mehabad Kürt Cumhuriyeti'nin Senendaj'a saldıracağını haber alan Sovyetler’in Tebriz konsolosu; "Kürtler'in, İran ordusunun saldırısını püskürtmekte Sovyet desteğine güvenmemelerini" iletti. Mayısta İran'ı tamamen boşaltan Sovyetler’in hiçbir destek sunmayacağı, ileriki gelişmelerde daha net görülecekti. Ama bu ihtar, aşiretler ile Mehabad Hükümeti’nin ilişkilerine ağır bir darbe olmuştu. Aşiretleri artık can korkusu sarmıştı.
İran'la anlaşan Azerbaycan'ın da "dostluk" anlaşmasının dördüncü maddesi gereğince bir saldırı halinde Kürtler'e vermek zorunda oldukları desteği vermeyecekleri de kesinleşmişti. Bu hava içinde Qadı Muhammed, Sere Köyü’nde İran Genelkurmay Başkanı ile yolların açık tutulması ve Saqız'a 3 Kürt temsilcisinin atanması ile ilgili anlaşmayı yapıyordu.
Suyun akış yönü değişmişti. Öte yandan aşiretlerde çözülmeler başlamıştı. Kuzey aşiret reislerinin başı olan Ömer Xan, askeri görevlerinden istifa ederek Zindeşt denilen kendi köyüne çekilmişti. Güney Cephesi’nde de çözülme başlamıştı. Daha önce kurulan 1200 kişilik ordu ise dağılmaya başlamıştı.
Aralık 1946'da İran ordusu Azerbaycan’a doğru harekete geçti. Ordu Tebriz'e vardığında "ateş serbest" kılınmış ve her kademeden Azeri, canlı bir hedef haline getirilmişti.
Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin çöküşü beklenmedik şekilde hızlı oldu. Olay Mehabad'da şaşkınlık ve tedirginlik oluşturdu. Mehabad, S.S.C.B.'nin hemen hemen kendi eserleri olan Azerbaycan'ın böyle kolay yutulmasına izin vermeyeceği inancındaydı. Azerbaycan bile feda edildiğine göre, Mehabad için kimsenin kılını kıpırdatmayacağı ortadaydı. Durumun karmaşıklaşması ve Tebriz'in düşmesi üzerine Barzani cepheden döndü. Mehabad'da Qadî Muhammed ve Seyfı Qadî ile alınacak tedbirleri görüşecekti. Qadî Muhammed çok üzgündü. Direniş yollarını çok aradı, fakat ne yazık ki çözülmeler hızlanıyordu. 16 Aralık 1946 günü Barzani, Qadî Muhammed ile buluşmaya gitti. Bundan sonra bizzat Barzani'nin kendi ağzından dinleyelim:
"Qadî Muhammed'in yanına gittim. Ne yapmak niyetinde olduğunu öğrenmek istedim. Bana Mehabad halkının kanının dökülmesini önlemek için kendini feda edeceğini söyledi. İran ordusuna teslim olacağını belirtti. Bana şöyle dedi; 'Meyanduab'ta bulunan Humayuni'ye bir heyet gönderdim ve bu niyetimi ona haber verdim. Bunları söylerken gözlerinden yaş akı-yordu. Sözlerini şöyle sürdürdü. Sakın kendi cemaatinden başkasına güvenme. Çünkü bana bağlı kalacaklarına dair yemin edenlerin tümü ihanet ettiler ve İran ordusuna bağlılıklarını bildirmek için birbirleriyle yarışa girdiler. Sana aşiret reislerinden sakınmanı tavsiye ederim. Çünkü bir fırsatını bulurlarsa size kötülük edeceklerdir. Senden ricam en kısa zamanda Mehabad'ı terk etmen ve İran ordusuyla doğrudan çatışmaya girmemendir.' Sonra kendisinin Kürt milletinin sembolü olduğunu, bu yüzden bizimle beraber gelmesi gerektiğini söyledim.
Qadî Muhammed yerinden kalktı. Gözlerinden yaş akarak beni öptü ve şöyle dedi; Allah'tan seni başarılı kılmasını ve korumasını diliyorum. Belki de benim hayatım vatandaşlarıma feda olacaktır ve bekli de onlara gelebilecek bazı kötülükleri engelleyecektir. Bakarsın onlara yönelen vahşetin dozunu hafifletir."
Qadı Muhammed Barzani'ye bağlı güçlerin eski silahlarını yenileriyle değiştirdi ve şehirden uğurladı.
17 Aralık 1946 yılında İran ordusu Mehabad'a girdi. Mehabad düştü. Cumhuriyet yönetiminde görev almış ve onu desteklemiş bir çok kişi tutuklandı.

