4umTurk Portal.Sizin için en iyisi Türkiye'nin incisi


4umTurkü ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.Burası sitemizin arşividir.Ana siteye giriş için lütfen yukarıdaki bannerı tıklayınız.


Keşkek (yöresel yiyecek)

özgeylani
07-12-2007, 04:59 PM
REPLACE WITH: Dualı Keşkek
2006-07-30

.......“Göktürk… Göktürk” diye bağırıyordu evin önünde Akkız Kadın. Evin içinden “Efendim Akkız Hala” diye bir ses duyuldu. Akkız Kadın devam etti “ Oğuz’la birlikte Çayır’a dolanın. Çabuk olun.” Göktürk kapıya çıkıp; “Çayır’da ne var ki?” diye sordu. “Elinin körü var. Ertuğrul’uma keşkek, keşkek diye tutturdunuz. Keşkeğin tahılı dövülecek çayırda.” dedi yarı alaycı tavırla Akkız Kadın. “Tamam hala” dedi, “Amma ben darı tahılı dövmem” diye de ilave etti. Biraz alındı Akkız Kadın. Biraz da sesini yükseltip sordu: “Niye dövmezmişsin sen darı tahılını bakalım. Ne zamandan beri komşu işi seçilir oldu?Eski köye yeni adet mi getiriyorsunuz? Mızmızlık etme de çabuk gel.” Küçük bir kahkaha attı Göktürk. “Kızma hala… Darı dövmek derviş işi, sabır işi de ondan dedim. Darıyı köyün kızları dövsün. Buğdaya yetişirim. Ertuğrul’un tahılını dövmeyeceğiz de kimin tahılını döveceğiz?” deyip gönlünü aldı Akkız Kadın’ın. “Şunun bilmişliğine bak… Darıyı kızlar dövecekmiş… Adam olmuş da, buğday dövecekmiş…” diye söylene söylene Çayır’a, tahıl dibeğinin başına vardı Akkız Kadın.


.......Köyün kadınları, kızları ve birkaç genç darı tahılını bitirmek üzereydiler. Düğün hazırlığı yapılan Gülhan’la anası Alanur dövülecek buğdayı yıkamakla meşgullerdi. “Herkese kolay gelsin, darısı gençlerin başına, işi yarılamışsınız.” dedi Akkız Kadın. Gençlere dönüp; “ Gelirken Göktürk ile Oğuz’u da çağırdım. Göktürk olacak soyka boyundan büyük laflar etti. Yok darı tahılı dövmezmiş de, yok o kızların işiymiş de… Az sonra gelecek. O soykaya lafını yutturun da göreyim sizi. Ona nefes aldırmayın, bu dibeğin başından kaçırtın onu, size ziyafet çekeceğim.” dedi.


.......Gençler birbirine bakıştılar yapabilir miyiz dercesine. Hakan, Alper’i çağırıp bir şeyler fısıldadı. Alper hemen köyün ara sokağına daldı.


.......Darı Dövmesi dibekten çıkarıldı, dibek temizlendi, Gülhan’la, Alanur’un yıkadığı buğday dibeğe döküldü, dibeğin etrafına sıçrayan buğdayları toplamak için sergi serildi ve gençler yavaş yavaş solguları dibeğe vurmaya başladılar. Önce ağır ağır vurulmalı; buğday keperdikçe vuruşlar güçlenmeli ve hızlanmalı ki, buğday kabuğundan ayrılsın, keşkek lezzetli olsun.


.......Birinci dibekte buğday kepermeye başlamıştı ki, İki kardeş; Göktürk’le Oğuz yan yana girdiler Çayır’a. “Neşeniz bol, bileğiniz sağlam, tahılınız dualı olsun millet.” dedi Göktürk. “Sağ ol, darısı başına” dedi Hakan. “Tahıl benim kıvamıma geldi mi?” diye sordu Göktürk. “Geldi.” dedi Akkız Kadın. “Hem tahıl, hem de gençler geldi senin kıvamına. Lafı bırak, kollarını sıva, elinin beğendiği solguyu al da geç dibeğin başına. Bugün çok terleyeceksin çook” diyerek meydan okudu Göktürk’e. Göktürk “Bugün hem Ertuğrul, hem de Gülhan için döveceğim tahılı. Ertuğrul can yoldaşım, Gülhan sırdaşım benim. Ben öyle bir tahıl döveceğim ki bugün, gençler görecek ve benim tahılımı da öyle dövecekler. Hadi Bismillah.” deyip, geçti dibeğin başına. Karşısında Kürşad ve Hakan vardı. Üçlü dövüyorlardı tahılı. Arada bir de türkü mırıldanıyordu Göktürk. Tahta da oturanlara da laf yetiştiriyordu.


.......Birinci dibek bitmek üzereyken Alper geldi. Hakan’la göz göze geldiler. Alper başını salladı “tamam” dercesine. Hakan da başını salladı. Kimse fark etmedi Alper’le Hakan’ın planını. “Oldu mu?” dedi Alanur, Akkız Kadın’a. Akkız Kadın dibekteki tahılı eliyle karıştırdı, parmaklarıyla ovuşturdu ve “Olmuş, çıkaralım” dedi. İkinci dibek dolduruldu. Göktürk, Kürşad ve Hakan nefeslenirken, kızlar yavaş yavaş kepertiyorlardı buğdayı. Üç genç tekrar geçtiler dibeğin başına. Gökçe Kız göründü Çayır’ın başında. Tahıl dövülen yere ve tahıl dövenlere bakmadan yürüyordu. Akkız Kadın, “Ne o Gökçe, selâmsız, sabahsız gidiyorsun. Kolay gelsin demek yok mu? Küs müsün, kırgın mısın?” deyince; Gökçe Kız “Yok be halam. Küs de değilim, kırgın da değilim. Önce bir su içeyim hele, geleceğim. Hem de gelişim yedi köye, kırk yıl anlatılacak. Gönlünü rahat tut.” Bu sözden Akkız Kadın bir şey anlamamıştı. Hakan’la Alper’den başkası da bir şey anlamamıştı. Hakan güldü bıyık altından. Alper “Bu iş tamam” dedi sessizce.


.......Suyunu içip, derin bir oh çeken Gökçe, dibeğin başına varıp önce selâm verdi. Sonra; “Bana da sıra var mı arkadaşlar? Gülhan kardeşin hakkı kalmasın, bir-iki solgu da ben sallasam.” dedi. Hakan; “Olmaz mı Gökçe Bacı, ben zaten biraz yoruldum. Solgumu sana verebilirim.” deyip, uzattı solguyu. Gökçe Kız öyle bir kavradı ki solguyu; gören bir daha bırakmayacak sanırdı. Göktürk, Kürşad’a baktı. Bir kızın, erkeklerin karşısında tahıl dövmesi görülmüş bir şey değildi o güne kadar. Şaşkınlığı Gökçe’nin sesi dağıttı. “Hadi beyler, başlayalım” Başladılar… Birkaç vuruştan sonra Gökçe solguyu sallamaya başladı. Sağ eliyle tuttuğu solguyu sağ tarafından çeviriyor, başının hizasında sol eliyle kavrıyor ve iki eliyle dibeğe indiriyordu. Sol eliyle tutup, sol tarafından çeviriyor yine başının hizasında sağ eliyle tutup vuruyordu. Daha birinci turda Kürşad; “ Ben çekiliyorum. Bu dibeğe solgu sallayarak üç kişi sığmaz.” deyip çekildi. Artık dibek de, tahıl da Gökçe’yle Göktürk’e kalmıştı.


.......Solgular havada uçuşuyor, ahenkle yükselip, ahenkle iniyordu. Dibekten çıkan ses Çayır’a hakim tek sesti. Kimse konuşmuyor, herkes seyrediyordu. Gökçe’yle, Göktürk dibek karıştırılırken nefesleniyor, terlerini siliyorlardı. Onlar da konuşmuyordu. Gökçe bu tavrıyla bir şeyler söylemek istiyordu. Aslında söylüyordu da. Ama anlayan kim? Bir Akkız Kadın, bir Gülhan, bir Hakan, bir de anlamaya çalışan Göktürk.


.......Üçüncü dibek de bitmişti ki, tahta da oturup, tahıl dövülüşünü seyredenlerden Çağrı manzaraya bakıp bir türkü tutturmuştu.


.......Keşkeğin lezzetlisi

.......Sarı buğdaydan olur...

.......Bekar genç sevdiğini

.......Tahıl döverken bulur…


.......Kora düşmüş yüreğe

.......Solgu sesi haz verir…

.......Gökçe Kız’ın yaptığı

.......Anlayan koz verir…


.......Akkız Kadın bir Gökçe’nin çözülmüş yazmasına, bir Göktürk’ün kolu sökülmüş gömleğine, bir de Çağrı’ya baktı. “Çağrı… Alırım ayağımın altına. Çağıracaksın bir uzun hava çağır. Yoğurt yiyeni karıştırma.” diye azarladı.


.......Beşinci dibekte tahıl dövme işi de, Gökçe Kız’da, Göktürk’te bitmişti. Gökçe Kız “Dualı olsun” deyip gitti. Akkız Kadın, Göktürk’e “Senin gücün Gökçe Kız kadarmış. Aklın varsa anlarsın, aklın yoksa gayri sana ne diyeyim.” Dedikten sonra bir de teşekkür edip, alnından öptü.


.......Düğün günü keşkek, yahni, pilav kazanlarda pişirilmiş davetlileri bekliyordu. Önce akrabalar, sonra köylüler, daha sonra da uzaktan gelenler köy meydanını doldurmaya başlamıştı. Düğün telaşındaki Akkız Kadın’ın gözüne turkuvaz renkli elbisesiyle genç kızların arasında meydana doğru gelen Gökçe Kız ilişti. Eliyle gel işareti yaptı. Gökçe gelip önünde durdu.


.......- Buyur hala. Geldim.


.......- Kız bu hâl ne böyle? Daha önce bu elbiseyi hiç görmemiştim.


.......- Bugün giydim.


.......- Kız bugün giydin de bugün mü aldın?


.......- Bugün aldılar.


.......- Kim aldı?


.......- Göktürk


.......- Neden?


.......- Göktürk’le söz kestik.


.......- Ne vakit?


.......- Dün gece.


.......- Nasıl oldu?


.......- Dün gece istediler beni. Babam “Verdim” demiş. Sonra bana

söyledi. Ben de benim fikrimi niye sormadın dedim. Babam; “Sen fikrini tahıl döverken söylemiştin.” deyince, kalkıp elini öptüm. Oldu bu iş.


.......- Tahıl döverken ne söyledin ki?


.......- Sen de biliyorsun hala... Biz; solguyu umut, dibeği dünya, tahılı kaderimiz bildik. Umut solgusuyla, dünya dibeğinde, kaderimizi dövdük. Tahılla birlikte kaderimiz de oldu. "En çok sevdiğinizi onun için harcamadıkça ona kavuşamazsınız." diyor ya Rabb`im; dün, bileğimi, yüreğimi, gururumu koydum Çayır`a. Dualı olsun dedim ya hala, gerçekten dualı oldu. Şimdi keşkekle birlikte sevincimizi de servis yapıyoruz.


.......- Elbise nerden çıktı geceden beri?


.......- Göktürk’e iş tamam denilince gece vakti inmiş şehre. Daha önce

bu elbiseyi beğenmişmiş. Güzel olmuş mu, yakışmış mı hala?


.......- Güzel olmuş ya… Yakışmış ya… Yakışmaz mı a kızım. Metrenin ölçtüğü şaşar, gönülün ölçtüğü şaşmaz. Tahıldan sonra Göktürk’ü öpmüştüm, gel şimdi de seni öpeyim.


.......Akkız Kadın, gözleri nemli Gökçe Kız’ı gönderirken; Çağrı bir yandan davetlilere servis yapıyor, bir yandan da türkü mırıldanıyordu:


.......Yağ, et zararlı sanan

.......Darı Keşkeği yesin…

.......Aşkın narında yanan

.......Yoğurtla serinlesin…



Anamur, 27.07.2006

Hüseyin Gümüş.mersinistikbal.net
(Not: Konunun içindeki isimlere dikkatinizi çekerim. Hepsi Özbeöz Türk isimleridir.Özgeylani)


EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum


Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0