özgeylani
29-11-2007, 02:15 AM
KARADENİZ'E YÖNELİK MERCEK YOĞUNLAŞIRKEN
PETROL POLİTİKASININ GEREKLİLİĞİ ARTIYOR
Bir gazetede; "Dünyanın gözü Türkiye'de" başlıklı bir haber gördüğümüzde dikkat kesiliyoruz. Dünyada onlarca gözün Türkiye'ye; hem de kem niyetle çevrildiği bir ortamda; bu sefer hangi gözler çevrilmiş diye incelemek gerekiyor.
Geçtiğimiz hafta içinde çıkan haberler; Titanic'i bulan araştırmacı Richard Ballard'ın; "Nuh Tufanı'nın izini aramak" için Sinop merkezli dalış çalışmaları yapacağını ve Karadeniz'İn altında uygarlıklar arayacağını belirtiyordu.
Yalnız haberin ayrıntıları; Karadeniz gibi sülfür deposu bir denizde kalıntı aramanın ne kadar mantıklı olacağını sorabilecek kafalara karşı ön alma bilgileri ile doluydu ki; bunlardan en önemlisi; "Karadeniz'in derinliklerinde oksijen olmadığı için buluntuların fazla bozulmadan kalmış olabileceği" belirtiliyordu.
Ballard ve ekibinin; Karadeniz'in derinliklerinde oksijen olmadığını tespit edecek kadar su altından anlaması; dünyanın diğer denizlerinin derinliklerinde oksijen olduğunu zannedenler için inandırıcı bir ayrıntı idi tabiki.
Ballard'la birlikte araştırma yapacak olan Friedrick Hiebert'in Karadeniz'de daha önce yaptıkları çalışmalar sırasında sarfettiği şu sözler ise dikkat çekiciydi. Çalışmalarının eski Yunan gemilerinin ticaret yollarını gösterdiğini belirten Hiebert; "Karadeniz, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine kadar; bütün ticaret yollarının kesiştiği canlı bir alandı" şeklinde konuşuyor. İşin ilginç yanı; yapılan bu çalışmalarda hep Osmanlı öncesi döneme dair eserler Karadeniz'in derinliklerinde bozulmamış olarak bulunurken; Osmanlı'ya dair kalıntılara pek rastlanılmıyor. Buna iyiniyetli bir gözlükle; Osmanlı'nın gemi yüzdürmedeki becerisi olarak bakıp üzerine fazla gitmeyelim.
Ballard'ın; Pennsylvania Üniversitesi'nden Friedrick Hiebert ile yapacağı çalışmanın sponsorunun kim olduğu haberlerde yer almıyordu. Daha önceki çalışmalarını ABD'nin National Oceanic and Atmospheric Administration'un finanse ettiğini düşünürsek; Ballard'ın bu gezisinde de benzer bir katkı aldığını düşünmek yersiz olmayacaktır.
Ballard'ın Sinop merkezli su altı arkeoloji çalışmaları yapacağını açıkladığı sıralarda; BP'ye ait dünyanın en büyük sondaj gemilerinden bir tanesinin; petrol araştırmaları için Karadeniz'e doğru hareket ettiği ve bu geminin de sondaj çalışmalarına Sinop açıklarında başlayacağı haberleri gazetelere düştü.
Bu tabloya baktığımızda tek eksiğin bölgede çevre çalışmaları yapmak için DenizTemiz derneği olduğunu düşünüyoruz.
Karadeniz'in; kah arkaeloji, kah petrol , kah çevre başlığı altında mercek altına alınması son günlerde iyice yoğunlaşıyor.
BU noktada; Türkiye'nin haklı olarak Karadeniz'de petrol bulunacağı umudu ile taşıdığı heyecan arka planda çok önemli bir eksiği gizliyor.
Türkiye; Karadeniz'de petrol bulunduğu anda; eğer sağlıklı ve ülke çıkarlarını koruyan bir petrol politikası yok ise; (Petrol Politikası; petrol piyasasını düzenleyen yasa ile aynı şey değildir); bulunan petrolun tutsağı olacaktır.
Bu tutsaklığın altyapı çalışmaları şimdiden yapılmaya başlanmıştır bile.
PETROL POLİTİKASININ GEREKLİLİĞİ ARTIYOR
Bir gazetede; "Dünyanın gözü Türkiye'de" başlıklı bir haber gördüğümüzde dikkat kesiliyoruz. Dünyada onlarca gözün Türkiye'ye; hem de kem niyetle çevrildiği bir ortamda; bu sefer hangi gözler çevrilmiş diye incelemek gerekiyor.
Geçtiğimiz hafta içinde çıkan haberler; Titanic'i bulan araştırmacı Richard Ballard'ın; "Nuh Tufanı'nın izini aramak" için Sinop merkezli dalış çalışmaları yapacağını ve Karadeniz'İn altında uygarlıklar arayacağını belirtiyordu.
Yalnız haberin ayrıntıları; Karadeniz gibi sülfür deposu bir denizde kalıntı aramanın ne kadar mantıklı olacağını sorabilecek kafalara karşı ön alma bilgileri ile doluydu ki; bunlardan en önemlisi; "Karadeniz'in derinliklerinde oksijen olmadığı için buluntuların fazla bozulmadan kalmış olabileceği" belirtiliyordu.
Ballard ve ekibinin; Karadeniz'in derinliklerinde oksijen olmadığını tespit edecek kadar su altından anlaması; dünyanın diğer denizlerinin derinliklerinde oksijen olduğunu zannedenler için inandırıcı bir ayrıntı idi tabiki.
Ballard'la birlikte araştırma yapacak olan Friedrick Hiebert'in Karadeniz'de daha önce yaptıkları çalışmalar sırasında sarfettiği şu sözler ise dikkat çekiciydi. Çalışmalarının eski Yunan gemilerinin ticaret yollarını gösterdiğini belirten Hiebert; "Karadeniz, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine kadar; bütün ticaret yollarının kesiştiği canlı bir alandı" şeklinde konuşuyor. İşin ilginç yanı; yapılan bu çalışmalarda hep Osmanlı öncesi döneme dair eserler Karadeniz'in derinliklerinde bozulmamış olarak bulunurken; Osmanlı'ya dair kalıntılara pek rastlanılmıyor. Buna iyiniyetli bir gözlükle; Osmanlı'nın gemi yüzdürmedeki becerisi olarak bakıp üzerine fazla gitmeyelim.
Ballard'ın; Pennsylvania Üniversitesi'nden Friedrick Hiebert ile yapacağı çalışmanın sponsorunun kim olduğu haberlerde yer almıyordu. Daha önceki çalışmalarını ABD'nin National Oceanic and Atmospheric Administration'un finanse ettiğini düşünürsek; Ballard'ın bu gezisinde de benzer bir katkı aldığını düşünmek yersiz olmayacaktır.
Ballard'ın Sinop merkezli su altı arkeoloji çalışmaları yapacağını açıkladığı sıralarda; BP'ye ait dünyanın en büyük sondaj gemilerinden bir tanesinin; petrol araştırmaları için Karadeniz'e doğru hareket ettiği ve bu geminin de sondaj çalışmalarına Sinop açıklarında başlayacağı haberleri gazetelere düştü.
Bu tabloya baktığımızda tek eksiğin bölgede çevre çalışmaları yapmak için DenizTemiz derneği olduğunu düşünüyoruz.
Karadeniz'in; kah arkaeloji, kah petrol , kah çevre başlığı altında mercek altına alınması son günlerde iyice yoğunlaşıyor.
BU noktada; Türkiye'nin haklı olarak Karadeniz'de petrol bulunacağı umudu ile taşıdığı heyecan arka planda çok önemli bir eksiği gizliyor.
Türkiye; Karadeniz'de petrol bulunduğu anda; eğer sağlıklı ve ülke çıkarlarını koruyan bir petrol politikası yok ise; (Petrol Politikası; petrol piyasasını düzenleyen yasa ile aynı şey değildir); bulunan petrolun tutsağı olacaktır.
Bu tutsaklığın altyapı çalışmaları şimdiden yapılmaya başlanmıştır bile.

