4umTurk Portal.Sizin için en iyisi Türkiye'nin incisi


4umTurkü ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.Burası sitemizin arşividir.Ana siteye giriş için lütfen yukarıdaki bannerı tıklayınız.


Mossad Ve Türkiye

özgeylani
29-11-2007, 02:00 AM
İSTİHBARATI MOSSAD'DAN ALAN BİR ÜLKENİN MOSSAD OPERASYONUNA MEZE OLMASININ ÖYKÜSÜ

(İran - İsrail - ABD Müttefik; Türkiye Asker)RAPORUN ÖZETİ
Elimizdeki bilgiler;

Irak'ta ABD'ye karşı direnişin temel örgütleyicilerinden birinin İsrail'in olduğunu ve MOSSAD'ın bu şekilde bölgedeki savaşın ana sebebi olan "kontrollü kaos" projesine çok özgün katkılarda bulunduğunu
Türkiye'de güvenlik birimlerinin; Türk askerinin konuşlandırılması planlanan bölgelerde istihbarat işbirliği için MOSSAD'la anlaştıklarını
ABD ile İran arasında İngiltere ve İsrail'in hakemliğinde derin bir işbirliğinin kurulduğunu (Bunu ilk Açık İstihbarat savaşın başlangıcında duyurmuş ve Mart başında Londra'da gerçekleştirilen bir toplantıya dikkat çekmişti)
İsrail ile yeni ve daha kapsamlı bir stratejik işbirliği sürecinin başlatıldığını ("şehir şavaşları" konsepti yine İsrail'in bizim ekiplerimizi eğitmesine ve bu yolla içeri sızmasına yarayacak)göstermektedir. Diğer gelişmeler ile birlikte ele alındığında; 28 Şubat sürecinde MOSSAD tarafından dezenforme edildiklerini anlayamayan kadroların yine MOSSAD'la; hem de Irak gibi bir bölgede istihbari işbirliğine gitmesinin (siz bunu bütün istihbaratı MOSSAD'ın yönlendirmesi olarak alın); Türkiye'yi, uzun vadede Irak'ta İran'la karşı karşıya getirecek ve dolayısı ile hegemon güçlerin kaos projesine vazgeçilmez bir katkı sağlayacak yolda geri dönülemez bir noktaya taşıyacağını analiz etmekteyiz. Türkiye; İsrail'in, "dost" olduğu ülkeleri önce kaosa sürükleyip, daha sonra o kaostan çıkmak için stratejik yardım teklif ederek, güvenlik mekanizmalarını kontrol alma planlarını ABD örneğinden öğrenemedi ise; Irak'ta sürükleneceği bataklığa girdikten sonra çıkması dahi mümkün olmayacaktır. Nihai süreçte; bölgede İran, İsrail ve ABD ile müttefikliğini derinleştirip, bütünlüğünü korurken; Türkiye, kendi bütünlüğünü de tehlikeye sokacak bir sürecin gönüllü askeri olacaktır.

Serdar Turgut'un kendisine de ulaştırdığımız Jeo-Kritik'leri okumadığını geçenlerde çok net bir şekilde gördük. Türk medyasında ender rastlanan samimi bir entellektüel çizgiye sahip bu isim; köşe yazısında 1. tezkere sürecinde Türkiye'nin Irak'a müdahil olmasını istediğini fakat artık istemediğini çünkü ABD'nin Irak'taki niyeti konusunda yanıldığını açıklıyordu. Serdar Turgut yanıldığını itiraf ettiği yazısında; ABD'nin Irak'ta bir düzen kurmaya çalıştığını zannettiğini ve bu yüzden Türkiye'nin bu düzen içerisinde yerini almasını gerektiğini düşündüğünü fakat daha sonra geçen zamanda ABD'nin Irak'ta bir düzeni değil düzensizliği hedeflediğini ve siyasi hedefinin kaos olduğunu gördüğünü yazdı.

Açık İstihbarat olarak; ABD'nin Irak'taki hedefinin düzen değil düzensizlik olduğunu ve bir kontrollü kaos projesinin hedeflendiği hem savaşın ilk günlerinden beri yayınladığımız savaş raporlarında, hem de o günlerdeki Jeo-Kritik'ler bünyesinde açıkca ilan etmiştik. Türk medyasında bazılarının bu gerçeği geç de olsa görmeleri bizim açımızdan sevindirici bir gelişme.

Bu noktada Irak ile ilgili yaptığımız analizlerde; Türk medyasının dört ana çizgide ayrıştığını gözlemlemekteyiz. Bunlar;
a) Irak'ta ABD 'nin yanında nöbet tutmayı; "vazgeçilmez" bir milli çıkar sayan ve ABD ile sadece ufak tefek pazarlıkların sonucunda bölgeye mutlaka ama mutlaka asker gönderilmesini Türkiye'nin bekaası için şart zanneden; Meclis iradesini arada halledilecek bir formalite olarak gören, verilecek kararın nihayetinde bir "devlet kararı" olacağını savunan "EVET" cephesi
b) Türkiye'nin göndereceği askeri yapının kontrolü ve gideceği bölgede kontrolün tam olarak elinde olması gerektiği gibi konularda sıkı pazarlık yapması gerektiğini fakat bu pazarlığın "Irak'ta bulunma gerekliliğimize" gölge düşürmemesini savunan; ABD ile stratejik işbirliğinin devamı ve bölge yapılanmasında rol oynanamız açısından Irak'a asker göndermenin şart olduğunu düşünen; Meclis iradesinin formaliteden öte olduğunun bilincinde fakat isterse "devletin" milletvekillerini ikna edebileceğini söyleyen ve Meclis iradesini sadece ABD'den daha fazla taviz koparmak için bir koz olarak gören "EVET AMA" cephesi
c) Türkiye'nin bölgeye ancak; Kuzey Irak'taki ve Irak genelindeki yapılanması konusunda ciddi söz sahibi olma şartı ile girmeyi düşünmesi gerektiğini savunan; ABD'nin niyetleri konusunda diğer cephelere göre hayli mesafeli yaklaşan fakat nihai tespitte ABD ile bölgesel çıkarları konusunda bir senkronizasyonun gereğine işaret eden; Meclis iradesini önemseyen ve kamuoyunun ve Meclisin Türkiye'nin çıkarları üzerinden ikna edilmesi gerektiğini vurgulayan "HAYIR AMA" cephesi
ve
d) Türkiye'nin bölgeye hiç bir şart altında girmemesi gerektiğini, bölgeye girildiği takdirde büyük bir kaosun içine "işgalci" görüntüsü ile sürüklenileceğini dillendiren; ABD ile işbirliğine ideolojisine göre, inanç veya strateji bazında karşı çıkan; toplumsal hissiyatın belirleyiciliğini vurgulayan ve Meclis iradesi ile birlikte genel bir "meşruiyet" kavramını şart koşan "HAYIR" cephesi

Bu klasifikasyon ile incelediğimizde Hürriyet, Türkiye, Milliyet gibi gazeteleri "Evet" cephesinde, Akşam, Zaman, Yeni Şafak, Sabah, D.B Tercüman gibi gazeteleri "EVET AMA" cephesinde, Cumhuriyet, H.O. Tercüman; Yeni Çağ ve Radikal'i "HAYIR AMA" cephesinde; Vakit'i ise "HAYIR cephesinde görüyoruz.

Türk medyasının Irak'a asker konusunda yaşadığı cepheleşme bir yana; Türkiye'nin Irak'a asker gönderme konusundaki kafa karışıklığının devletin üst düzeyinde sürdüğünü artık herkes görüyor. Bu kafa karışıklığı yokmuşcasına; özellikle "EVET" cephesine mensup gazeteler (Hürriyet bu noktada; Çevik Bir'in koordinasyonunda Pentagon'dan aldığı brifinglerinin etkisinden olsa gerek, en başı çekiyor. ); ortada verilmiş bir "devlet kararı" varmış gibi yayın yapmaya ve belirsiz bir süreci belirlenmiş gibi göstermeye devam ediyorlar.
Geçenlerde yaşanan Çankaya zirvesini; günler öncesinden "Sezer'i İkna Zirvesi" diye kamuoyuna duyurup; zirveden hemen sonra yayınlanan bildiriyi; "Sezer İkna Oldu" şeklinde yorumlayan medya grupları; bir gün sonra Sezer'in "fikirlerinde değişiklik olmadığını" bildiren beyanatı ile resmen yalanlanmış oldular. İstihbarata analiz yaptığını bildiğimiz bazı başyazarların ise köşelerinde resmi broşürlerin seviyesini aşmayacak derinlikte yaptıkları analizlerde; Irak'la ilgili "verilmiş devlet kararı"ndan sözetmeleri; devlet içindeki bazı odakların dış odakların desteği ile birlikte diğerleri üzerinde baskı kurmaya çalıştığının açık bir göstergesi olarak dikkat çekiyor.

Bölgede MOSSAD ile istihbarat işbirliği tuzağı
Türkiye'de devlet içi odakların; dış koçlarının yönetiminde kamuoyu yaratma girişimleri sürerken; her an bölgeye asker gönderecekmişiz gibi hazırlanan güvenlik birimlerinin ilginç işbirliklerine imza attıkları haberleri geliyor kulağımıza.
Bunlardan en önemlisi; Tikrit-Felluce bölgesinde "görev verilmesi" (ABD'den "görev bekleyen" bir bürokratın kafa yapısının Türkiye'nin çıkarlarını ne kadar koruyabileceği ayrı bir soru işareti ve tartışma konusudur) beklenen Türkiye'nin; bölge istihbaratını sağlamak için MOSSAD ile anlaştığı yolunda.

Bu bilginin üzerinde bir de Açık İstihbarat olarak bizim bölgeden edindiğimiz istihbaratı ekleyelim ve bölgede ABD'ye direnişi örgütleyenin bizzat MOSSAD olduğunu okuyucularımıza duyuralım. MOSSAD'ın küçük birimler halinde örgütlediği ABD'ye direniş hücrelerinin; bölgede oluşturulması planlanan kaosa yaptığı katkı ve bu durumda ABD'nin bölgede İsrail'in tecrübesine ve varlığına daha fazla ihtiyaç duyacak olması ve bunun İsrail'in ABD'nin güvenlik mekanizmalarına sızmasını nasıl kolaylaştıracağı gözönüne alındığında; dikkatinize sunduğumuz bu bilgi size daha bir mantıklı gelebilir.


İsrail'in Filistin şehirlerinde yarattığı onca kaostan sonra "şehir savaşları" konusunda herkesçe kabul edilen tecrübesini; Türkiye'ye sunma konusunda da arka planda temasların olduğunu ve İsrail ile Türkiye'nin Çevik Bir zamanında atılan "stratejik işbirliğinin" bu eksen üzerinden tazelenmesi için çalışmaların başlatıldığı zaten biliniyor. İsrail'in; "dostlarını" önce zor duruma sokup; daha sonra onları soktuğu zor durumdan çıkarmak için yardım teklif etmesi ve bu süreçte yakın ilişki kurduğu güvenlik personeli aracılığı ile ülkenin güvenlik sistemine sızması artık bu devletin ilgili birimlerinin her yönü ile bilmesi gereken bir gerçek.

Durum bu haldeyken; Türkiye'nin, konuşlanacağı bölgede, Irak'ta kaos projesinin ana direklerinden İsrail ile istihbarat işbirliğine gidecek olması, (siz bunu kritik istihbaratı Mossad sağlayacak olarak okuyun); kuzunun kasaptan kaçış yolunu kurt ile planlamasından başka bir anlam taşımamaktadır.

Açık İstihbarat olarak yaptığımız analizler;

Türkiye'nin bölgede konuşlanması ile birlikte; Türkiye ile İran'ı Irak üzerinden karşı karşıya getirecek süreçlerin başlatılacağı ve Türkiye'nin bölgeye ABD/İsrail lehine işleyecek kaosu derinleştirecek şekilde gittikçe daha fazla bulaşmaya başlayacağını göstermektedir.
Bu tabloda İran nerede?

Geçenlerde gazetelerde bir haber yeraldı. Habere göre İran'lı Manuçer Gobifer, bir Pentagon heyeti ile İtalya'da ve Paris'te görüşmeler yapmıştı. Bu görüşmenin anlamı; Gorbanifar'ın, İran-Kontra skandalında, "devrimci" İran'a , "can düşmanı" İsrail'den 508 adet TOW tanksavar füze satışına aracılık eden isim olduğu hatırlandığında daha bir belirginleşecektir. Sözkonusu görüşmede; ABD Savunma İstihbaarat Ajansı ve Pentagon'dan İran/Irak uzmanı Harold Rhode ve analizci Larry Franklin'in de olduğu söyleniyor. Şimdi İran ile İsrail arasındaki derin bağa işaret eden bu haberi bir kenara koyup, devam edelim.

Savaş sırasında yayınladığımız 3. Nolu savaş raporunda; İran ile ABD'nin Mart ayı başlarında, İsrail ve İngiltere'nin de hazır bulunduğu gizli bir toplantı yaptığını ve bu toplantıda başlatılacak süreçte İran'ın rolü ile ilgili bir uzlaşma sağlandığını duyurmuştuk. Raporumuzun ana tezi; uzun vadede İran ile ABD'nin gizli bir müttefikliğe doğru gideceği yolunda idi. Bu raporu yayınladığımızda herkes güldü ve İran ile ABD'nin nasıl müttefik olabileceğini düşündüğümüzü sordular? Biz bu kişilere; uluslararası ilişkileri gazete sayfalarından değil çok daha derinden takip etmeleri gerektiğini, aksi takdirde kendilerine sergilenen kukla oyununun kukla seyircilerinden başka bir şey olamayacaklarını hatırlattık.

İşte o raporda ortaya koyduğumuz tezin yavaş yavaş şekillenmeye başladığına yönelik emareleri görmeye başladık. ABD'nin İran'lı rejim muhaliflerinin bürolarını kapatıp, hesaplarını dondururken; İran'ın da ülke çapında başlattığı El-Kaide operasyonu bugüne kadar perde arkasında ve özellikle Irak'taki Şii'ler üzerinden yürütülen işbirliğinin daha geniş bir alana yayılarak, somutlaştırılmasından başka bir şey değildi. Bu gelişmeler yaşanırken; Türkiye'de hiç kimsenin aklına; müttefikimiz ABD'nin neden PKK/KADEK unsurlarına; İran rejim muhaliflerine yaptığı muameleyi yapmadığı sorusu gelmedi. ABD, Türkiye ile müttefik; İran ile ise açıkca düşman değilmiydi?

Bu tabloda en kritik gözlem; İran'ın; Türkiye'nin askere 10 bin asker göndermesinin sözkonusu olduğu bir ortamda; sesini hiç bir şekilde çıkarmadan gelişmeleri izlemesidir. İran'ın bu sessizliği; ABD ve İsrail'in Türkiye'yi bölgeye çekerek çok daha derin bir amaç güttüklerinin ve bu amaç ile ilgili İran'ı da bilgilendirip; onun sessizliğini sağladıklarının en önemli göstergelerinden bir tanesidir.

İran'ın bu anlaşmadan sağladığı mı nedir? Bölünmemek. Yerine kimin anatomi masasına yatırılacağını tahmin etmeniz pek zor olmayacaktır.
Sonuçta;
Türkiye; Irak bataklığına sürüklenerek, hem bölgedeki kaosu, hem de kendi içindeki çözülmeyi pekiştirecektir. Bunu; istihbaratını MOSSAD'dan; teknolojisini ABD'den, vizyonunu ise Soros'tan alan kadroların görmesi, anlaması ve tedbir alması mümkün gözükmemektedir.

Jeo-Kritik-Sayı 18

N@L@N
29-11-2007, 08:23 PM
mossad ın teşkilat yapılanmasında abdülhamit in kurduğu "yıldız" istihbarat örgütünü model aldıkları bilinen bir gerçektir...türk istihbaratıda dünya konjüktöründe üstündür......hocam konular pek derin....tehlikeli sulardasınız..(!)dikkat...

özgeylani
29-11-2007, 11:11 PM
klasik oldu ama ne yapalım,sussak da susmasak da sıra bize gelecekse gelsin ne yapalım. Ülke için değmez mi ?


EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum


Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0