4umTurk Portal.Sizin için en iyisi Türkiye'nin incisi


4umTurkü ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.Burası sitemizin arşividir.Ana siteye giriş için lütfen yukarıdaki bannerı tıklayınız.


Ha Amerikalılar Ha Suudiler

özgeylani
14-11-2007, 11:43 PM
Yılmaz ÖZDİL (http://www.hurriyet.com.tr/index/yılmaz_özdil)



yozdil@hurriyet.com.tr (yozdil@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/249b.jpg Zat-ı şahane...


KAFAMIZA çuval geçiren Amerikalı’nın ayağına gidiyorsan... Sırtımızdan hançerleyen Arap’ın ayağına gitmenin ne sakıncası var?

Soykırımı tanıyan Arap’a, adında "Türk" olan şirketi satmakta sakınca görmüyorsan... Atatürk’ü tanımayan Arap’a madalya takmanın nesi şaşırtıcı?

*

Zat-ı şahane, nereye gitti bizden önce?

İngiltere’ye.

Ne yaptı orada?

Kraliçe’nin ayağına gitti.

Başbakan’ın ayağına gitti.

Londra Belediye Başkanı’nın ayağına gitti...

İki gün daha kalsaydı, inanın, pazarcılar odasının ayağına bile giderdi.

Niye?

Çünkü...

İngiltere’nin başsavcısı, "devlet" şirketi, British Aerospace Systems hakkında soruşturma açtı.

Bu devlet şirketinin, uçak satarken, Suudi Arabistan’a rüşvet verdiğini tespit etmişti.

Suudi Kraliyet Ailesi, uçak almak için para öderken, Aile’nin bazı fertleri rüşvet almıştı.

(Bunların kenefteki ibrikleri bile som altından ama, rüşvet almaktan vazgeçemiyorlar.)

Sonra?

İngiltere’de rüşvet almak yasak, vermek de yasak.

Başsavcı tam fişi çekecekti...

Suudi Arabistan nota verdi!

Dedi ki zat-ı şahane:

"Soruşturmayı derhal durdurun, yoksa sizden alacağım uçakları almam!"

Rüşvet alırken suçüstü yakalanan ülke, kendisine rüşvet veren ülkeyi tehdit ediyordu yani...

İngiltere Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve Adalet Bakanı, apar topar başsavcıyı çağırdılar.

Ne oldu biliyor musunuz?

Suudiler’in yakası bırakıldı.

Ve, resmen şu açıklama yapıldı:

"Hukuk üstündür... Ama hukuk, İngiltere’nin çıkarlarından üstün değildir!"

*

İngiltere, işte bu.

Hani şu bize, AB normları dersi veren İngiltere!

Zat-ı şahanenin, tıpış tıpış Londra Belediye Başkanı’nın bile ayağına gitme sebebi de, bu.

*

Bakın, "rüşvet" dedim, aklıma geldi.

Zat-ı şahane, İngiltere Kraliçesi’ne ne hediye etti?

Abbas Paşa’nın elyazmalarını.

Abbas Paşa kim?

Osmanlı’ya karşı İngiltere’yi tutan Mısır Valisi...

Hatta, o da rüşvet almış, İskenderiye-Kahire demiryolunu İngilizlere vermişti!

*

"Osmanlı" dedik, oradan devam edelim...

Malum, bu zat-ı şahane, Mekke’deki Osmanlı kalesi Ecyad’ı yıkacaktı... İmza kampanyaları açmış, Kültür Bakanlığımız kınamış, TBMM’de özel oturum yapmış, Suudi Büyükelçisi’ni Dışişleri’ne çağırıp fırçalamış, UNESCO’ya falan şikáyet etmiştik.

Netice?

Çatır çatır yıktı!

Yerine diktiği binaların en iyi müşterisi kim oldu?

Biz.

Üstelik...

Bu zat-ı şahane, Ecyad’ı yıkarken, Cidde’de bir evi restore etmiş, kapısına da şu tabelayı asmıştı:

"Bu ev, Türklere karşı savaş vermemize yardımcı olan Lawrence’in karargáhıdır!"

*

Bitirmeden, ilave edeyim...

Bizim "hele bi yık" diye höt zöt yaptığımız günlerde, zat-ı şahanenin sesi olarak bilinen Okaz Gazetesi, hangi manşeti atmıştı?

"Dünyada, tarihe saygı hakkında konuşacak en son ülke, Türkiye’dir!"

Vallahi haklıymış... Kendi payıma özür dilerim.


( Bu Suudiler İngiliz parası,silahı ile Osmanlı ordusunu arkadan vuran ve gavurla bir olup müslüman kanı akıtan hain bir ailenin temsilcisidir. Anıtkabire gitmez, 10 Kasım'da bayraklarının yarıya indirilmesini kabul etmez ama bizim devlet adabı almamış C.Başkanı ve B.bakanımız hain kıralın ayağına gider biri sağına biri soluna oturur ve o ortamda türk bayrağı da olmaz. Hadi oradan hadi... Devletimize,bayrağımıza, Atatürk'e saygılı olmayana Devlet şeref madalyası değil, ancak gazoz kapağı takdim edilir.Özgeylani )

özgeylani
14-11-2007, 11:59 PM
13 Kasım 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Bekir COŞKUN (http://www.hurriyet.com.tr/index/<%=yazarkes%>)



bcoskun@hurriyet.com.tr (bcoskun@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/2b.jpg Benim cumhurbaşkanım olsaydı...


BEN böyle "devlet adamı" görmedim. Sen kalk git kaldığı otele, Kral'ın dibine otur.

Öbürü de öte yanında...

Kral ortada.

İki gündür bekliyorum:

9 uçak, iki bin bavul, üç yüz gardırop ve altın tahtı ile gelen (iyi ki petrol kuyularını getirmedi) Kral'ın oteline giden ve sağına-soluna oturan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı size "gurur" mu verdi, yoksa "hüzün" mü?

O zaman ben "Benim cumhurbaşkanım olamaz" dediğimde niye kızdınız?

*

"Benim cumhurbaşkanım" olsaydı; Anıtkabir'i ziyareti reddeden, bu ülkeyi kuran insana saygı göstermeyi kabul etmeyen bir Kral'a "Devlet Şeref madalyası" vermezdi.

Hem de 10 Kasım günü...

Mustafa Kemal; son yüzyılda, İslam áleminin Batı emperyalizmine karşı tek onurlu ve şanlı zaferini kazanmış komutandır.

Kral ise; Körfez savaşları boyunca, kendi topraklarını korumak için kutsal mekanların savunmasını dahi elinde bira kutusu olan Amerikalı askerlere bırakmış birisidir.

"Benim cumhurbaşkanım" olsaydı....

Kimin koltuğunda oturduğunu bilir, en şerefli savaşın kahramanına saygı göstermeyen, kutsal toprakları ABD deniz piyadelerine bekleten bir Kral'ın oteline koşmazdı.

Kral, görüşme salonuna Atatürk'ün resimlerinin asılmasını da kabul etmedi, kendi fotoğrafını astırmış, onun altına oturdular.

10 Kasım nedeniyle tüm bayraklar yarıya indirilirken, Suudi Arabistan bayrağının yarıya indirilmesini de reddetti Kral.

Ama bizim "devlet adamları" doğru otele.

Biri sağında, biri solunda.

Ortada Kral...

Tepelerinde de, kendisi yetmiyormuş gibi fotoğrafı.

Ben ise televizyonda şeriat bayrağının altındaki öpücükleri sayıyorum; işte sırayla ve hasretle yumuluyorlar... Sağ yanak bir, sol yanak iki, sağ yanak bir kez daha, etti üç...

*

Ne yapacaksınız?

Abdullah Gül "Benim Cumhurbaşkanım" olsaydı böyle yapmazdı.

Ben böyle "başbakan" ya da böyle "cumhurbaşkanı" istemem.

Benim de; en yüce değerlerimizi ayaklar altında paspas yapanları "reddetme" hakkım vardır.

Böyle yapmazdı "Benim Cumhurbaşkanım" olsaydı.


( Bu konuların AKP düşmanlığıyla ya da düşüncelerini benimsememe ile ilgisi yoktur. Devleti yöneten devletin onurunu esas alır. Devletime onurlu davranmayana onurlu davranılmaz. Gerisi boş laftır. )

özgeylani
15-11-2007, 12:02 AM
13 Kasım 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Oktay EKŞİ (http://www.hurriyet.com.tr/index/<%=yazarkes%>)



oeksi@hurriyet.com.tr (oeksi@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/1b.jpg Beyhude çaba


Keşke Cumhurbaşkanlığı adına Basın Merkezinden yeni bir açıklama yapılmasaydı da, Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El-Suud'u kaldığı otelde ziyaret etmesi meselesini bir kaç hafta yahut birkaç ay sonra unutulmaya terk etseydik.

Hem yanlış yapıyorlar -Basın Merkezi değil, öteki yetkililer- hem de hatalarını düzeltecekleri yerde üstüne çıkmaya çalışıyorlar. Bunun için de Basın Merkezi'nikullanıyorlar.

Neymiş?

Cumhurbaşkanı Gül, bundan önce de Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın kaldığı Camlı Köşk'e gitmişmiş.

Oraya Suriye Devlet Başkanı'nın daveti üzerine mi gitmiş?

Konuk devlet başkanının "sizi bekliyoruz" türü bir çağrıda bulunmasının ayıbı, onu yapana aittir. Ama öyle bir çağrı olunca gitmenin faturası, bunda bir yanlışlık olduğunu -bir başka ifadeyle böyle bir ziyaretin temsil ettiğiniz ulusun onurunu zedeleyeceğini- görmeyene kesilir.

Kaldı ki Camlı Köşk'ün Çankaya Köşkü'nün bir parçası olduğunu, bunun bir otele gitmekle farklı bir algılamaya yol açacağını da görmek gerekir.

Bitmedi...

Meğer bu ziyaretin sebeplerinden biri de "Suudi Arabistan'da, yüzbinden fazla vatandaşımızın" bulunuyor ve iş yapıyor olmasıymış. Nitekim Suudi Arabistan söz konusu şirketlerimize "ev sahipliği" yapıyormuş ve esasen "bölgesel konularda yakın istişare içinde olmamız gereken bir ülke" imiş.

Sevsinler!

Aynı ölçülerle meseleye bakacak olursak, resmi rakamlara göre 2 milyon 700 bin insanımızın yaşadığı Federal Almanya'nın Cumhurbaşkanı Türkiye'ye geldiği zaman hepimizin ona kul köle olmamız ve kapısında nöbet tutmamız gerekir. Hatta kaldığı yerdeki otel hizmetlerini de kabinemizin üyeleri üstlense iyi olur.

Şunun aslını konuşsak iyi edeceğiz.

Hem Sayın Cumhurbaşkanı, hem de Sayın Başbakan belli ki Arap'lara "Kavm-i necip" (soylu toplum) diyen o Osmanlı kalıntısı anlayışı zihinlerinin gerisinden hálá tasfiye edememişler. Araya bir de "iki kutsal caminin koruyuculuğu" girince, ayarı tutturamamışlar.

Zaten Kral hazretlerine -makul hiç bir gerekçesi yokken- tutup Devlet Şeref Madalyası verilmesi de aynı ölçüsüzlüğün bir başka yansıması olsa gerek.

Gerekçeden söz etmişken belirtelim:

"Madalya ve Nişanlar" hakkındaki 2933 sayılı yasa, bu madalyanın "Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası (ölümsüzlüğü), ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzuru" gibi Kral hazretlerinin senede bir kere olsun aklından geçmeyen konularda "üstün yararlık gösteren Türk ve yabancılara verilebileceğini" söylüyor.

Nitekim madalyayla ilgili Bakanlar Kurulu kararında, Kral'ın "iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmesi" gibi enti püften bir gerekçeyle bu madalyaya layık görüldüğü bildiriliyor.

Asıl mesele, "madalya"da değil. Asıl, yasaların verdiği yetkileri kullanırken, o konuda hepimize örnek olması gerekenlerin bu kadar sorumsuz olmalarıdır bizim sorunumuz.

özgeylani
17-11-2007, 02:12 AM
Suudi Krala İngiltere tarifesi
Suudi Arabistan Kralı'nın Türkiye ziyareti, gerçekte 13 günlük Avrupa gezisinin son durağı. Kralın ekim sonunda çıktığı gezinin ilk ayağı İngiltere olmuştu.
İngiltere ziyareti, bir skandal gibi yaşandı. Londra'da insan ve kadın hakları savunucuları, hop oturup hop kalktılar. Suudi rejimin barbarlıkları teşhir edildi; tespih taneleri gibi ortalığa saçıldı:
Şeriat yasalarının kadına uyguladığı zulüm, yargısız infazlar, kafa kol kesmeler, göçmen işçilerin mahkûm edildiği esaret düzeni, teokratik polis devleti, silah-petrol-rüşvet üçgeni ilişkileri... Abdullah 'ın İngiltere gezisi boyunca manşetlerden, köşelerden inmedi.
Nerde kalmış "devlet protokolünü değiştirmek" ?
İngiltere'de geçirdiği dört gün boyunca Suudi Kral; İngiliz protokol kurallarına noktası virgülüne uydu. Buckingham Sarayı'nda Kraliçe'ye konuk oldu. Başbakan Gordon Brown' la; Başbakanlık ikametgâhı "Downing Street" te bir araya geldi, velihat Prens Charles' ı "Clarence House" ta ziyaret etti, Londra'da Belediye Başkanı için üşenmeden "Guildhall" a gitti. Londra'dan ayrılırken Kraliçe'ye bir zahmet gene "makamında" veda etti.
Suudi Kralı Vatikan'da İsa'nın gölgesinde

Kral'ın, Türkiye'ye gelmeden son durağı Vatikan'da Papalık oldu.
"Bana Muhammet'in yeni olarak ne getirdiğini göster? Dini kılıç ile yayma emri ve kötü, insanlık dışı şeylerden başka bir şey bulamazsın!" sözleriyle peygambere geçen yıl hakaret eden Papa'nın ayağına gitmekte hiçbir sakınca görmeyen Suudi Kralı, tahmin edersiniz Vatikan'a "şeriat bayrağı" çekmeye falan kalkmadı...
Tersine... Haçlı Papa'nın yanı başında, İsa' nın göğe yükselen resminin altında süt dökmüş kedi ğibi fotoğraf verdi.
Papa buna karşın, Abdullah'dan Suudi Arabistan'da "din ve vicdan özgürlüğü" önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti. Ve sadece Hıristiyanlara değil, Vahabi mezbehi dışındaki Müslümanlara yapılan baskıları da alenen "protesto etti".
Kral Abdullah Vatikan'ın maruzatlarını efendi efendi dinledi ve sineye çekti. "Armudun sapı, üzümün çöpü" demedi... Taa ki laik Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara'ya gelene kadar.
"Haç" ve "İsa" nın resmi altında fotoğraf veren Suudi Kral, Ankara'da "Bizde türbe ziyareti yoktur!" diye Anıtkabir'e çıkmıyor. Atatürk portresi yerine, şeriat bayrağı ile kendi resmi önünde poz veriyor.
Devletimiz tabii Suudileştiği için, adam burayı artık "kendi evi" -pardon "özel çadırı" - sayıyor!
nilgun@cumhuriyet.com.tr (nilgun@cumhuriyet.com.tr?subject=YoreNet+e-MEDYA+12.11.2007-Gazete-)


EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum


Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0