4umTurk Portal.Sizin için en iyisi Türkiye'nin incisi


4umTurkü ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.Burası sitemizin arşividir.Ana siteye giriş için lütfen yukarıdaki bannerı tıklayınız.


Cumhurbaşkanı Hakkında Görüşler ( 1 )

özgeylani
12-11-2007, 11:32 PM
ŞEVKET KAZAN ANLATIYOR
Exeter'de yetişti Amerika seçti!
ŞEVKET KAZAN ANLATIYOR: ABDULLAH GÜL AMERİKAN ELÇİLİĞİ'NDEN HİÇ ÇIKMAZDI.

Yaklaşık 12 yıl önce İstanbul'da bir Kafkaslar Toplantısı düzenlenmişti! Toplantıya gazeteci olarak davetliydim. Graham Fuller de oradaydı. Kendisinden bir röportaj talebim oldu, kabul etmedi. Ertesi gün, Yenişafak gazetesinde Graham Fuller ile yapılmış bir röportaj çıktı! Bunun üzerine istihbarat servisleri ile diyaloğu iyi olan bir muhabire görev verdim. Graham Fuller, konferanstan ayrıldıktan sonra nereye gitmiş ve kimlerle görüşmüştü? Bunu araştırmasını istedim. Kısa bir süre sonra bilgi geldi: Graham Fuller, Topkapı'daki Yenişafak gazetesine gitmiş, röportajdan sonra o zaman gazetenin üst katında bulunan Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı'nda Abdullah Gül ile görüşmüştü!
Yıllar sonra bu durumu Prof. Dr. Necmettin Erbakan'a "Neden böyle oldu? Bu kadrolar, nasıl böyle birdenbire değişim gösterdi? Siz, hepsinin hocası olarak onların bu değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?" diye sorduğumda şu cevabı aldım:
"Bu arada önemli husus şudur: Maya çok mühim bir şey. Mayasız ekmek olmaz. O cevher sizde yoksa, ekmeği yapamazsınız."
ABD derin devleti ile...
DSP'nin çökertilmesi sırasında Abdullah Gül ABD'de idi. İki kişiyle görüştü: CFR'nin beyni Morton Abramowitz ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman!
Tayyip Erdoğan da daha RP Beyoğlu İlçe Başkanı iken, Morton Abramowitz ile görüşmüş ve CIA'nın önemli şeflerinden Graham Fuller ile temasa geçmişti. Amerika'nın Adana Konsolosu Elizabeth Shelton, ABD'nin İstanbul Başkonsolosu Caroline Hagins, ABD Büyükelçilik Müsteşarı Silwer Lawrens ve CIA görevlisi Kenny Bob ile de görüşüyordu!
312-2'den aldığı cezanın onanmasından bir gün sonra 28 Eylül 1998'de, ABD'nin İstanbul başkonsolosu Caroline Hagins, Tayyip Erdoğan'ı makamında ziyaret ederek, "Bu tür gelişmeler, Türkiye demokrasisine olan güveni azaltır" demiş ve Erdoğan'a destek vermişti!
Erdoğan'ın AKP'yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001'de İsrail büyükelçisi David Sultan ile görüştüğü de basına yansıdı. Erdoğan'ın "Yeni oluşacak partinin İsrail ve ABD politikalarına asla ters düşmeyeceği" yolunda garanti verdiği yazıldı. Abdullah Gül de bir taraftan İngiltere Büyükelçisi Sir David Logan'ı makamında ziyaret ederek parti çalışmaları hakkında bilgi veriyordu!
Londra Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Türkiye Uzmanı Dr. Andrew Mango, Abdullah Gül'ün sık sık ABD ve İngiltere'ye giderek görüşmeler yaptığını açıklıyordu!
CIA şefi Graham Fuller de tam o sıralarda Türkiye'de artık Kemalizm'in modasının geçtiğini ve "ılımlı İslam" a öncülük etmesi gerektiğini ileri sürüyordu! Fuller, "Fazilet Partisindeki gençlerin baskın çıkacağı ve Yenilikçi Hareketin ılımlı İslama liderlik yapacağı" nı söylüyordu!
Sonunda, Tayyip Erdoğan gayrımeşru bir ara seçimle TBMM'ye sokuldu, AKP'nin başına getirildi. Bu arada AKP'nin parti programı, yerel yönetimlere otonomi vermeyi önören gizli bir CFR memorandumundan aynen kopyalanmıştı. AKP, CFR'nin verdiği gizli programla kurulmuştu! Bunu yayınladığımız halde yüksek yargı organları kapatma davası için harekete geçmedi!
Gazeteci Yavuz Selim'in "Milli Görüş Hareketindeki Ayrışmaların Perde Arkası: Yol Ayırımı" kitabında ise ilginç bilgiler veriliyordu:
Yoldan nasıl çıktılar?
Mehmet Bekaroğlu anlatıyor:
-Daha Refah Partisi kapanmadan Talat Halman, FP kapanmadan da Güneri Civaoğlu, Milliyet gazetelerinde yazdıkları makalelerinde, Milli Görüş Partilerinin kapatılmasının yetmeyeceğini, mutlaka bölünmesi gerektiğini söylediler; hatta nasıl bölüneceğini de ifade ettiler. Güneri Civaoğlu, 24 Eylül 1998 tarihli yazısında, bölünme konusunda Sayın Erdoğan'a bir misyon da yüklemektedir. Nitekim gelişmeler bu doğrultuda oldu. Bölünme, öngörüldüğü gibi bir proje olarak adım adım gerçekleşti.
Amerikalıların ilgisi
SP Genel Başkanı Recai Kutan anlatıyor:
-Abdullah Gül, Fazilet Partisi döneminde Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıydı. Dolayısıyla, özellikle dış ülkelerin temsilcilikleriyle, elçilikleriyle en yakın ilişkide olan bir arkadaş idi. Sonradan aldığımız intiba o ki, Abdullah Gül'e karşı özel bir ilgileri ve sempatileri varmış. Bunu daha sonraları çeşitli vesilelerle gördük. Bizimle beraber çalıştığı dönemde bu durumdan herhangi bir gocunmamız da olmamıştır. Fakat sonradan Amerikalı makamların, "Acaba hangi isim bizimle en iyi uzlaşma halinde olabilir" diye özellikle seçim yaptıklarını ve Abdullah Gül'e özel bir ilgi gösterdiklerini hissettik.
Boyuna Amerika ile fakslaşıyorlar
Şevket Kazan anlatıyor:
-Abdullah Gül, hiçbir zaman Refah Partisi için çalışmadı. Hep kendisi için çalıştı. Erbakan Hoca, Abdullah Gül'e Politik Araştırma Merkezi diye bir merkez kurdurmuştu. Dış ilişkilerden sorumluydu ya, Refah Partisi'ni Avrupa'ya, elçiliklere tanıtacağı yerde, sadece kendisini tanıttı. Danışmanı olan Murat Mercan, ki aynı zamanda Melih Gökçek'in danışmanıydı, Amerika'ya boyuna fakslar gönderiyormuş. Oradan da boyuna fakslar geliyormuş. Sekreteri de bir hanım kız. Bu hanım kızın annesi de benim hanımın arkadaşı. Annesine anlatmış, "Böyle böyle, bunlar devamlı Amerika ile fakslaşıyorlar, hep Abdullah Gül'ün propagandasını yapıyorlar" demiş. Hanım da bana söyledi. Ben de "Belki yanlış tespit etmiştir. Öyle bir şey varsa, bir gün o fakslardan bir tanesinin fotokopisini alsın, sana getirsin, ben de göreyim" dedim. Kızı yakalıyorlar ve işine son veriyorlar. Şimdi Amerika'da kendisini tanıtan bir kitap bastırmış...
Refahyol Hükümeti'nde, Türk Cumhuriyetleri'nden Sorumlu Devlet Bakanlığını biz almıştık. Gül, Türk Cumhuriyetlerine bir tek seyahat yapmıştır, o kadar. Adamın aklı, fikri Amerika'daydı. Bir de Amerikan Elçiliği'nde ne vardı, bilmiyorum, oradan hiç çıkmazdı!
Recai Kutan anlatıyor:
-AKP'deki arkadaşlarımız, teslimiyetçi bir anlayış içerisindedirler. İMF'cilerle, Dünya Bankası ile ilişki içinde olmak ayrı bir şeydir, onların telkinlerine ve empozelerine açık olmak ayrı şeydir..
Exeter lobisi ve Gül
İngiltere'de bir Exeter Üniversitesi vardır. İngiliz Üniversiteleri arasında "Kürt Araştırmaları Enstitüsü" olan tek yüksek öğretim kurumudur. Exeter Üniversitesi'nde ayrıca Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor! Başında, Abdullah Gül'e fahri doktora unvanı veren Tim Niblock vardır.
İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi'nde eğitim görür. Ayrıca Arap ve İslam Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitilir. Üniversite yayınlarında, Irak'ın kuzeyinden "Irak Kürdistanı" diye söz edilir.
Green Peace (Yeşil Barış) örgütü de Exeter Üniversitesi'nde bir laboratuvar sahibidir!
Exeter Üniversitesi'nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür. Mesela İslam Kalkınma Bankası'nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi'nde yüksek lisans veya doktora yapmıştır! Tabii buraya gönderilecek öğrencileri de kendi ülkelerindeki "İslami kuruluşlar" seçer!
İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş seneler önce İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın kendisini Londra'ya ve güneye Exeter Şatosuna davet ettiğini, burada medyanın demokrasiyi tahrip etmesi üzerine bir beyin fırtınasına katıldığını bir Meclis konuşmasında açıklamıştır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Exeter Üniversitesi'nde iki yıl eğitim-öğretim görmüştür. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da Abdullah Gül'ün bu üniversiteden arkadaşıdır! Abdullah Gül, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Sebahattin Zaim gibi hocalarının teşviki ve sağladıkları Milli Kültür Vakfı bursu ile 1976-1978 yıllarında Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe ile birlikte İngiltere'ye gönderilmiştir.
Gül, burada İslam ülkelerinde ileride görev alacak olan doktora öğrencileri ile sıkı bir arkadaşlık kurmuştur. Dönüşte Sebahattin Zaim'in daveti ile Sakarya Üniversitesi'nde görev almıştır. Abdullah Gül, 12 Eylül'den birkaç gün sonra evinden alınıp götürülür ve İstanbul'da Metris Askeri Cezaevine kapatılır!
Çıktıktan bir süre sonra Merkezi Cidde'de olan ve 48 İslam ülkesinin üye olduğu İslam Kalkınma Bankası'nda diğer Exeter mezunu arkadaşları ile birlikte ekonomi uzmanı olarak görev alır. İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğu, Exeter Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmalar yapmıştır.
Exeter Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ian Markham'ın "Said Nursî'nin başarısı: Hakikat ve hoşgörü" başlıklı bir makalesi vardır! Yani bu üniversite "dinlerarası diyalog" un kurgulanmasında da vardır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gül, görüldüğü gibi özellikle ABD ve İngiltere'nin derin devleti ile yakın ilişkiler içinde olan bir kişidir.
Üniversiteyi bitirdikten sonra İngiliz istihbaratına eleman yetiştiren Exeter Üniversitesi'nde yüksek lisans yapan Abdullah Gül, CIA istasyon şefi Graham Fuller ile gizli bir görüşme yaptıktan sonra Yenilikçi Hareket'in başına geçti!
İslam ülkelerine yönetici yetiştiriyorlar
İngiltere'de bir Exeter Üniversitesi vardır. İngiliz Üniversiteleri arasında "Kürt Araştırmaları Enstitüsü" olan tek yüksek öğretim kurumudur. Exeter'de Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor! Başında, Abdullah Gül'e fahri doktora unvanı veren Tim Niblock vardır. İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter'de eğitim görür. Ayrıca Exeter'den mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür.
İsrail ile özel ilişki
Abdullah Gül, İsrail ile ilişkileri çok sıkı tutan bir politikacı olarak dikkat çekti. Kasap Şaron olarak bilinen ve sonradan İsrail Başbakanlığı da yapan Ariel Şaron ile de görüşen Abdullah Gül, ABD derin devletine hizmetleriyle tanınan Ahmet Ertegün'ün Özbekler tekkesindeki cenaze töreninde ön saftaydı.
Tarih:25.04.2007 Arslan BULUT -YENİÇAĞ
ÜLKEMİZE YABANCI BÜYÜKELÇİ Mİ ATIYORUZ NE?
************
Kayip Trilyon Ayip Fezleke..11'inci Cumhurbaskanimizi Taniyalim...
Digimedya/OZEL
Kapatilan Refah Partisi, faaliyet gosterdigi donemde, devletten aldigi 1 trilyon lirayi, parti orgutlerine ve yasal faaliyetlerine harcamis gibi gosterdi. Bunlara iliskin belgeler duzenlendi. Bunu biz soylemiyoruz, kapatilan RP'nin Genel baskani Erbakan'a 2 yil 4 ay 10 gun hapis cezasi veren yargi soyluyor.
Kesinlesen yargi kararina gore, Parti yoneticileri, parayi Erbakan7in kisisel hesabina aktardi. Ancak parti faaliyetlerine harcanmis gibi gosterdi. Buna iliskin belgelerin altinda Erbakan(la birlikte bir baska kisinin imzasi da yer aliyordu; Abdullah Gul.

Ancak RP'nin kapatilip, Fazilet Partisi'ne, donustu. FP de kapatilip AKP olusumu siyasi hayatta yerini aldi. Ve tabii Abdullah Gul de Parlamentoda yerini aldi. Bu da Abdullah Gul'un yargilanamamasi sonucunu dogurdu.
Savcilar fezleke hazirladi. Hani TBMM olur da dokunulmazligi kaldirirsa Sayin Gul yargilanabilsin diye. Ancak aradan yillar gecti. Dava sonuclandi. Ancak o fezleke hala TBMM raflarinda.

Cumhurbaskani adayi Abdullah Gul'un fezlekesi Meclis'te bekliyor.
Necmettin Erbakan'in 2 yil 4 ay 10 gun hapis cezasina carptirildigi Kayip Trilyon Davasi'nin "saniklari" arasinda Gul de bulunuyor. Donemin Ankara Cumhuriyet Bassavcisi Melih Tari'nin imzasini tasiyan fezlekede Gul'un, kapatilan RP'ye verilen Hazine yardimini ozel evrakta sahtecilik yaparak parti teskilatlarina dagitmis gibi gosterdigi ileri suruluyordu.
Fezlekede, Gul'un "ozel evrakta sahtecilik" yaptigi ve "Siyasi Partiler Yasasi'na aykiri davrandigi" iddia ediliyor. Bu iddia nedeniyle hic hakim karsisina cikmayan Gul'un Kosk'e cikmasindan sonra Meclis'in verecegi karar, ayni zamanda "Cumhurbaskanlari, daha onceki bir eylemlerinden dolayi vatana ihanet disindaki baska suctan yargilanabilir mi?" sorusunun da yanitini olusturacak.
AKLANDI MI?
20 Nisan tarihli gazetelerde Abdullah Gul'un bu davadan aklandigina iliskin haberler malum basinda yer aldi. Oysa ortada aklanma degil "YARGILANAMAMA" vardi. Yapilamayan yargilamanin aklanmasi da olamazdi.
Olan suydu;
Yargitay'da kesinlesen dava sonucuna gore, mahkum edilenlere bir de, "Biz bu parayi kimden alacagiz?" davasi acilmisti. Bu dava sonuclandi, donemin Genel baskani Necmettin Erbakan, donemin ust duzey yoneticisi Riza Ulucak gibi isimler mahkum oldu.
Gul mahkum olmadi. Cunku "dokunulmazlik nedeniyle zaten yargilanamadi".

EXETER ÜNİVERSİTESİ:ISLAM ORDUSU KOMUTANI VE ABDULLAH GUL
Sizleri Milli gorusun gecmisteki onemli olaylarindan birisine goturecegim.
Bildiginiz gibi bugun Abdullah Gul'un CUMHURBASKANLIGI makamina aday olma atamasi basbakan tarafindan aciklanarak Turk halkina ve TBMM'ye teblig edildi !

Tabii ki AKP milletvekillerine kalan tek davranis ise, kendi iradelerini basbakana ipotek ettikleri icin bu ATAMAYI onaylamak olacaktir.

Basbakan AKP grup toplantisinda ve GERCEK BINDIRILMIS KITALARIN tezahuratlari arasinda , " kendisinin cok istemesine ragmen olmak cesareti gosteremedigi" CUMHURBASKANI adayini uzun arastirmalardan sonra sectigini soyledi !

Bizler de boylece yonetim seklinin DEMOKRASI oldugunu sandigimiz ! ulkemizde , boyle bir basbakana sahip oldugumuz icin cokkk sevindik !!!
TBMM yerine tek basina CUMHURBASKANINI SECEREK ATAYIVERMISTI !

Bakiniz , "Milli Cozum Dergisi" ne diyor ;
"Tayyip Erdoğan ve ekibinin, AKP'yi kurma aşamasında ABD Büyükelçiliğinde görevli üst düzey mason, müsteşar Lawrence ile sık sık görüştükleri ve yine Abdullah Gül'ün İngiltere Büyükelçisi Sir David Logan'ı makamında ziyaret edip parti çalışmaları hakkında bilgilendirdiği basına sızdı. Ve zaten Londra Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Türkiye Uzmanı Dr. Andrew Mango, Abdullah Gül'ün sık sık ABD ve İngiltere'ye giderek görüşmeler yaptığını açıklamıştı."
Isler nasil bir biri icine girerek farkli yollara sapmaya basladi degil mi sayin okurlar ? Devam edelim ;
"1998 yılında bu USIP'ın düzenlediği Lonra'daki bir özel toplantıya Abdullah Gül ile, MÜSİAD'ın eski başkanı Erol Yarar katıldı...Ve ne tesadüf aynı tarihler Tayyip Erdoğan da Londra'daydı.
ABD'nin Yahudi kökenli iki Türkiye stratejisti Marc Grosman ile Morton Abramowitz ise bu toplantının mimarlarıydı."
Simdi diyeceksiniz ki USIP nedir ? aciklayayim ;
USIP, CIA ve Pentagonla bağlantılı, başka ülkelerde ve özellikle Türkiye'de iktidara gelecek kişilerin İsrail ve ABD'ye sadık kalıp kalmayacaklarını araştıran ve garantiye alan bir üst kuruluş olarak bilinmektedir.
Simdiye kadar ulke liderlerini biz mi seciyoruz saniyordunuz ?
Yoneticilerimizin ,goruldugu gibi ICAZET alarak , aldiklarinin karsiliginda ise VAADLER verdigini mi dusundunuz ?
Cok fesatsin sayin okur cokkk !
Simdi ,Basbakan tarafindan Cumhurbaskanligi makami icin aday olarak atanmis olan Abdullah Gul'un gecmisine hep birlikte bakalim ;
Ama Once Yenicag gazetesinden Arslan Bulut'un yazisini okuyalim ;

İNGİLİZ EXETER ÜNİVERSİTESİ MEZUNLARI

Arslan BULUT
arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr (arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr)

Türkiye'deki Exeter lobisi ve Abdullah Gül

İngiltere'de bir Exeter Üniversitesi vardır. İngiliz Üniversiteleri arasında "Kürt Araştırmaları Enstitüsü" olan tek yüksek öğretim kurumudur. Exeter Üniversitesi'nde ayrıca Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor!
İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi'nde eğitim görür. Ayrıca Arap ve İslam Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitilir. Üniversite yayınlarında, Irak'ın kuzeyinden "Irak Kürdistanı" diye söz edilir.
* * *
İngiliz istihbarat servisinin bir yan kuruluşu olan Green Peace (Yeşil Barış) örgütü de Exeter Üniversitesi tarafından kurulmuştur.
Exeter Üniversitesi'nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür. Mesela İslam Kalkınma Bankası'nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi'nde yüksek lisans veya doktora yapmıştır! Tabii buraya gönderilecek öğrencileri de kendi ülkelerindeki "İslami kuruluşlar" seçer!
İngiliz tarihinde kullanılan işkence aletlerinden biri "Exeter Dükünün Kızı" olarak anılır.
* * *
İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş seneler önce İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın kendisini Londra'ya ve güneye Exeter Şatosuna davet ettiğini, burada medyanın demokrasiyi tahrip etmesi üzerine bir beyin fırtınasına katıldığını bir Meclis konuşmasında açıklamıştır.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Exeter Üniversitesi'nde iki yıl eğitim-öğretim görmüştür. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da Abdullah Gül'ün bu üniversitedeki sınıf arkadaşıdır!
Abdullah Gül, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Sebahattin Zaim gibi hocalarının teşviki ve sağladıkları Milli Kültür Vakfı bursu ile 1976-1978 yıllarında Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe ile birlikte İngiltere'ye gönderilmiştir.
Gül, burada İslam ülkelerinde ileride görev alacak olan doktora öğrencileri ile sıkı bir arkadaşlık kurmuştur. Dönüşte Sebahattin Zaim'in daveti ile Sakarya Üniversitesi'nde görev almıştır. Doktara tezi, "Türkiye ile İslam Ülkeleri Arasındaki Ekonomik İlişkilerin Gelişimi" başlığını taşır. Tez hocası ise Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş'tır!
Abdullah Gül, 12 Eylül'den birkaç gün sonra evinden alıp götürülür ve İstanbul'da Metris Askeri Cezaevine kapatılır!
Çıktıktan bir süre sonra 48 İslam ülkesinin üye olduğu İslam Kalkınma Bankası'nda diğer Exeter mezunu arkadaşları ile birlikte ekonomi uzmanı olarak görev alır.
* * *
İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğu, Exeter Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmalar yapmıştır. Harry Potter serisinin yazarı Joanne Rowling, Exeter Üniversitesi'nde, Fransızca ve klasik edebiyatlar okumuştur!
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Tutulmaz Exeter Üniversitesi'nde kamu yönetimi yüksek lisansı yapmıştır.
Exeter Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ian Markham'ın "Said Nursî'nin başarısı: Hakikat ve hoşgörü" başlıklı bir makalesi vardır! Yani bu üniversite "dinlerarası diyalog" un kurgulanmasında da vardır. Markham, Exeter'de ilahiyat dalında öğretim görevlisidir .
* * *
İçişleri Bakanlığı, birçok kaymakam adayını Milli Güvenlik Akademisi eğitiminden sonra Exeter Üniversitesi'ne göndermiş ve burada dil eğitimi almasını sağlamıştır. Halen Türkiye'de, özellikle Güneydoğu ilçelerinde görev yapan birçok kaymakam ve vali yardımcısı Exeter'de doktora yapmıştır! Yüksek yargı organlarından da tetkik hakimleri Exeter Üniversitesinde yüksek lisans eğitimine gönderilmektedir!
Bilgilerinize sunulur

özgeylani
12-11-2007, 11:35 PM
Cumhurbaşkanı hakkında Görüşler ( 2 )

YENİ ÇAĞ
Simdi siyasi tarihimiz icinde unutulmayan ve Ulkemizin asagilanmaya calisildigi , Abdullah Gul'un ise gizli dis isleri bakani oldugu , basbakan
Erbakan'in , itirazlara ragmen Libya'ya yapmis oldugu bir dis ziyareti animsayalim ;
ERBAKAN VE GUL'UN LIBYA ZIYARETI RADIKAL- MURAT YETKIN
Refahyol iktidarının ciddiyetine ilişkin bir başka tartışma yer aldı medyada. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, 5 Eylül'de Irak'ta gelişen olaylar ve PKK ile ilgili ABD Başkanı Bill Clinton ile bir telefon görüşmesi yaptığını açıkladı. Her şey kontrol altına alınıyordu.

Ancak kısa süre sonra Washington'dan yapılan açıklama Çiller'in Erbakan'dan rol kapma girişimini suya düşürüyordu. ABD yönetimi böyle bir konuşmanın yapılmadığını açıkladı.

Demirel küplere bindi. Erbakan ve Çiller'i, ikisini birden Çankaya'ya çağırdı; devlet yönetimi ciddiyet isterdi. Bu tartışmanın ardından Libya krizi patlak verdi. Erbakan, D-8 için doğu seferi ardından, batı seferine hazırlanıyordu.

Batı seferinin durakları Mısır, Libya ve Nijerya idi. RP'li Devlet Bakanı Abdullah Gül ve DYP'li Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek, Erbakan'dan önce Libya'ya yaptıkları geziden pek hoş izlenimlerle dönmemişlerdi.
Libya herkesin kara listesindeydi Libya'daki Türk Büyükelçisi Ateş Balkan, uluslararası koşulların ve Libya liderliğinin içinde bulunduğu bu durumun, Türk başbakanının ziyaret etmesine uygun olmadığı yolunda mesajlar geçiyordu Ankara'ya.

Libya, 1988'de iki ajanının Pan-Am 103 sefer sayılı yolcu uçağının İskoçya, Lockerbie üzerinde patlatılarak düşürülmesinden sorumlu tutulduğu için uluslararası kara listedeydi.

Libya lideri Muammer Kaddafi tam bir diktatördü. Hizbullah'tan PKK'ya dek dünyada destek vermediği silahlı örgüt yoktu; PKK militanları yönetime el koyduğu darbenin yıldönümünde resmi geçide katılıyorlardı. Kaddafi, başka ülke müteahhitlerine ödeme yaptığı halde, Türk müteahhitlerin parasını tutuyordu. Bu da Erbakan'a mükemmel bir ziyaret bahanesi oluşturuyor, 'Libya ile 2.5 milyar dolar ticaret' demeçleri veriyordu.

DYP'li İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, bu gezinin yapılmasına karşı olduğunu ve gezi kararnamesini imzalamayacağını, gerekirse istifa edeceğini açıkladı. Ağar'ın bu açıklamayı yaptığı 30 Eylül günü, Türk siyaset sahnesinde yeni bir aktör öne çıktı. RP Rize Milletvekili Şevki Yılmaz, kısa boylu, tıknaz yapısı, çember sakalı ve bağırarak, saldırgan konuşma üslubuyla 1960'ların siyasi karikatürlerindeki 'mürteci' tiplemesinin canlı simgesi gibiydi. Batman'da yaptığı bir konuşmada "Ben Hizbullahım" demişti; "Türkiye'nin yüzde 99'u Hizbullahtır. Hizbullah olmayanlar, hizbülşeytandır".

Erbakan hükümeti muhalif ve muarızlarının eline başka hiçbir malzeme vermeyecek olsa bile, Şevki Yılmaz tek başına yetebilirdi. Ertesi gün TBMM Yasama Yılı açılış töreni vardı. Demirel, RP'liler dışında diğer partilerce alkışlanan cümlesini sarf etti:
"Cumhuriyet'in temel nitelikleri değiştirilemez".
Genelkurmay'a ayrılan loca şöyle bir hareketlendi. Hoca ise bir şey olmuyormuş gibi davranıyordu. O ertesi gün başlayacak seyahatle ve İslam ülkeleri birliğiyle meşguldü. Libya seyahati bir fiyaskoya, gerçek bir skandala dönüştü.
BAKINIZ BU ZİYARETİ ANLATAN USTA GAZETECİ HASAN PULUR
NE DIYOR ? OKUYALIM ;
Mızrak çuvala girdi, tapular ortaya çıktı baslikli yazisindan bolum alintisi.
HASAN PULUR - 22.02.2206
NEYSE Kİ Sayın Abdullah Gül, bu işlerin yabancısı değildir.
"Refah-Yol" hükümetinde Devlet Bakanı'ydı ama, aslında Erbakan Hoca'nın gizli Dışişleri Bakanı'ydı .

"Dün"ü "yarın" olmadan unutanlar Erbakan'ın haysiyet kırıcı Libya gezisinde kendisine refakat edenin Devlet Bakanı Abdullah Gül olduğunu belki hatırlamazlar.
Oysa, bu gezi o tarihlerde Türkiye'nin gündeminde birinci maddeydi; Erbakan Hoca, Müslüman ülkelerin desteğini almak için bu geziye çıkıyordu. Maksadın ne olduğunu tahmin edenler bu geziye karşıydılar. Başta, o tarihte bakan olan DYP'li Mehmet Ağar, gezi kararnamesini imzalamadı. Türk heyeti Mısır'da gayet soğuk karşılandı, havaalanına Türk bayrağı bile çekilmedi. Büyük umutlar beslenen Kaddafi ise Türk heyetini saatlerce bekleterek gece yarısından sonra saat 2'de çöl ortasında kurulan Bedevi çadırında kabul etti...
***
VE sonra açtı ağzını, PKK'ya destek verdi, Türkiye Cumhuriyeti tarihini yok saydı, Türkiye yönetimine hakaret etti, herkes donup kaldı... Türk heyetindekiler hop oturup hop kalkıyordu. Umutlar Başbakan Erbakan'daydı, hele Kaddafi lafını bir bitirsin, onun ağzının payını "Hoca" verecekti.
***
HEYHAT! Umutlar suya düşer, Erbakan'ın cevabı teşekkürdür:
"Muhterem Kaddafi Beyefendi'ye, gösterilen misafirperverlikten dolayı kalpten teşekkür ediyorum."
Sayın Gül de zevahiri kurtarmaya çalışır, gerginliği azaltmak için, gazetecileri "Deli saçması der, geçeriz!" diyerek güya yatıştırır.
***
MEHMET Ağar, kararnameyi imzalamadığı gibi, bakanlıktan da istifa eder. Aynı gün de Erbakan kendisini arar:
"Çok başarılı hizmetleriniz oldu, size çok teşekkür ederim. Libya gezisi konusunda da doğru bir öngörü içindeydiniz. Keşke sizi dinleyip Libya'ya gitmeseydik. Ama oldu; bu konuda haklı çıktınız, doğru düşünmüşsünüz."
***
Iste boyle sayin okurlar ,Abdullah Gul o havanin ve siyasetin icinden gelmis olan bir politikacidir.Yolu , yontemi bellidir.
ONLAR , BERABER ISLANDILAR AYNI YAGMUR ALTINDA ...
Ozetle Erdogan ne ise , Abdullah Gul de Odur...
KAPTAN 'dan paylaşım.24.04.2007
********
Greenpeace'in Exeter'deki Laboratuvari!
"Türkiye'deki Exeter Lobisi ve Abdullah Gul" baslikli yazimda Greenpeace "Yesil Baris" Orgutu ile ilgili olarak "Ingiliz Istihbarat Servisi'nin bir yan kurulusu olan Greenpeace Orgutu de Exeter Universitesi'nde kurulmustur" diye bir ifade kullanmistim.
Orgutun "Akdeniz Iletisim Sorumlusu" Yesim Aslan gazetemize bir aciklama gonderdi ve soyle dedi:
"Greenpeace 1971 yilinda Kanada'da kurulmustur ve hicbir politik ve siyasi aktivitenin icinde yer almamaktadir. Hicbir kurumu bagli olmamakla beraber hicbir kurum tarafindan kurulmamistir.
Greenpeace gezegenin dogal cevresini ve biyocesitliligini tehdit eden onemli cevre sorunlariyla, siddetsiz, dogrudan eylem yoluyla mucadele eder.
Greenpeace, Avrupa, Amerika ve Pasifik'te 40 ulkede kâr amaci gutmeden varligini surduren bir cevre kurulusudur. Dunya genelinde 2.8 milyon destekcisi vardir ve bircoklari da her gun aldiklari ilhamla harekete gecmektedir. Bagimsizligini korumak amaciyla Greenpeace, hukumetlerden, sirketlerden bagis kabul etmez, tum calismalarinin kaynagini bireylerden aldigi maddi manevi desteklerle saglar.
Yapilan hatanin duzeltilmesini ve tekzip yazimizin degerlendirilmesini rica ederim."
Gonderilen yazi bir aciklamadir ve yayinlamak mecburiyetimiz yoktur. Fakat aciklamayi yayinlamaktan sakinmamiz icin bir sebep de yoktur.
* * *
Greenpeace orgutunun Ingiltere'deki Exeter Universitesi ile **** bir baglantisi vardir. Bu universitenin Ingiliz istihbarat servisi elemanlarini yetistiriyor olmasi da bir gercektir!
Kasim 1997'de Ingiltere Exeter Universitesi'ndeki Greenpeace Arastirma Laboratuvari'nda gorevli bir atik yakit uzmaninin da dahil oldugu Greenpeace heyeti, Ankara'da donemin Cevre Bakani Imren Aykut'u ziyaret ederek, Greenpeace'in atik yakma tesisleri uzerine hazirlanmis oldugu bilimsel raporlari sunmustu. Bu raporu Imren Aykut istemisti.
Korfez depreminden sonra yayinlanan bir haber de soyleydi:
IZMIT - Uluslararasi Greenpeace (Yesil Baris) orgutune ait Rainbow Warrior II (Gokkusagi Savascisi) adli gemi, iki gun boyunca depremle olusan deniz kirliligini arastirmak icin Izmit Korfezi'ne demir atti. Ingiltere'deki Exeter Universitesi'nden Dr. David Santillo, kimyasal sizintilarin bitkileri nasil etkilediginin henuz arastirilmadigini, onlem olarak bu urunlerin tuketilmemesi gerektigini soyledi.
Denizdeki kirliligin gozle gorulur bicimde yogun oldugu bolgede kimyasal atiklarin ve sizintilarin hayati tehlike tasidigini belirten uzmanlar, Tupras, Petkim, Koruma Tarim, Seka ve Aksa yakinlarindan topladiklari ornekleri Exeter Universitesi'ndeki Greenpeace Arastirma Laboratuvari'na gonderecek. Dr. Santillo, "Tupras ve Aksa fabrikasi civarinda olen hayvanlar gibi gozle acikca gorulebilir etkilerden baska, bu sizintilarin cevre ve insan sagligi uzerindeki nihai etkisi arastirilmadi" dedi. Aksa'nin yaydigi maddenin dogada cozunulurlugunun zor olmadigini belirten Dr. Santillo, "Oysa klorlu bilesIkler, dogada cok uzun zaman kalir. Insanin yag dokusunda birikip zehirleyen maddeler, cok uzun mesafeleri etkilerini yitirmeden kat edebiliyor" diye konustu.
* * *
Greenpeace orgutunun cevreci faaliyetlerini takdir etmiyor degiliz. Ancak gazeteciler gorunen veya gosterilen tabloya degil, tablonun arka planina da bakarlar. Baktiklari zaman da gemi sahibi olabilen Greenpeace orgutunun nicin kendi laboratuvarini kurmadigini veya nicin baska bir yerde degil de istihbaratci yetistiren Exeter Universitesi'nde laboratuvar sahibi oldugunu sorarlar!


İşte 2007 10 Kasım,ve tablo bu durumdadır.
Acaba hala şehitler Ölmez,Vatan bölünmezmidir?
Yoksa şehitler ölmez,EYALET siz olmaz mı dır?

TAME®
13-11-2007, 12:29 AM
hocam bakıyorum sizin bir akp ile alıp veremediğiniz var galiba hizmet sizin için önemli değil galiba....bana bunlardan önce düzgün hizmet yapanları söyleyinde bizde bilelim...artı pkknın tairhine inersen kimler daha önce meclise sokmuş kimler zamanında daha çok artmış siz daha iyi bilmeniz lazım sanki pkk dün kuruldu bütün suçlular akp lilar oldu yapmayın biraz olaya objektif olalım...pkk bitirmek o kadar kolaydı şimdiye kadar neden bitiremediler apo Türkiyeye geldiği zaman idam kalksın diye imza atanlar...şimdi topu erdoğana atıyorlar..işin kolayı bulmuşlar nasıl olsa daha çok nice yazılacak olaylar var ...

özgeylani
13-11-2007, 02:15 AM
Takıntı değil bu kardaş. Bu sorunlar elbette önceden vardı, yeni değil. Ancak bu dönemin özelliği sorunlara duyarsız kalması( özelliklede ulusal sorunlara ). SHP döneminde de meclise Pkk zihniyetliler girdi. Bu halk bir sonraki seçimde SHP'yi barajın altında bırakarak yanıtını verdi. Ama halkımız değişik yollarla bilgilendirilmezse bildiklerimizi kendimize saklarsak ne anlamı olur bilginin. Aponun idamına hayır diyenlerin içinde şimdiki hükümetin bakanları,milletvekilleride vardı. Hatta Gül de dahil.
Bunlar öncekilere rahmet okutuyor bence....


EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum


Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0