mbiterge
08-08-2007, 02:59 PM
İlk Türkçe Gramer: Müyessiretü’l-Ulûm
Galip GÜNER
Erciyes Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi,
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Araştırma Görevlisi
Özet
Bu çalışmada, XVI. yüzyılda Bergamalı Kadrî tarafından yazılmış olan Türkçe gramer kitabı Müyessiretü’l-Ulûm’da ortaya konulan gramer kuralları aslına sadık kalınarak Türkiye Türkçesiyle ifade edilmiştir. Bu yapılırken Esra Karabacak tarafından yayımlanan metin esas alınmıştır (KARABACAK, Esra, Bergamalı Kadrî, Müyessiretü’l-Ulûm, TDK Yay., Ankara 2002) . Eserin yazarı olan Bergamalı Kadrî’nin görüşlerine ve verdiği örneklere birebir uyulmuştur. Böylece eser Osmanlı Türkçesi üzerinde araştırma ve çalışma yapacaklar için daha kullanışlı bir hale getirilmiştir. Çalışma bir tanıtma ve inceleme niteliğindedir.
1. Giriş
Dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türkçenin tarih içerisinde yaşadığı en önemli sorunlarından biri Türkçe gramer kitaplarının düzenli olarak yazılmamış olmasıdır.
Yazılanların çoğu ise Arapça veya Farsçadır. Büyük Türk dilcisi Kâşgarlı Mahmud’un yazdıgı Kitâbü Cevâhiri’n-Nahvi fi Lûgati’t-Türk adlı kitabı ise kayıptır.
Hâl böyle olunca Türkçenin yapısı ve işleyişi üzerinde çalışmak isteyen araştırmacılar inceleyecekleri devrin gramer özelliklerini devir eserlerinden hareket ederek çıkarmaya çalışmaktadırlar. Bu da araştırmacıları ister istemez birden fazla eseri incelemeye mecbur bırakmaktadır. Oysa, değişik dönemlerde Türkçe yazılmış gramer kitapları olsaydı, Türkçe üzerinde daha sağlıklı incelemeler yapma imkânı olabilirdi.
Işte bu açıdan, incelemeye çalışacağımız Müyessiretü’l-Ulûm Kâşgarlı Mahmud’un kayıp eserinden sonra Türkçe yazılmış ilk gramer kitabımızdır. Eser XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman’ın veziri Ibrahim Paşa’ya sunulmak üzere Bergamalı Kadrî tarafından kaleme alınmıştır.
2. Amaç ve Yöntem
Müyessiretü’l-Ulûm’un Lâtin harflerine aktarılmış metni 2002 yılında Türk Dil Kurumu yayımları arasından çıkmıştır (Yrd. Doç. Dr. Esra KARABACAK, Bergamalı Kadrî, Müyessiretü’l-Ulûm, TDK Yay., Ankara 2002).
Çalışmanın esası yayımlanan bu metin üzerine dayanmaktadır. Amaç, Bergamalı Kadri’nin ortaya koyduğu XVI. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin genel özelliklerini gözler önüne sermek olup şöyle bir yol takip edilmiştir:
1. Ele alınan gramer kurallarının gösterilmesinde sıralama yazarınınkiyle aynı tutulmuştur.
2. Kurallarla ilgili görüşler ve örnekler aslına sadık kalınarak Türkiye Türkçesiyle ifade edilmeye çalışılmıştır.
3. Yazarın fikirleri ve ortaya koyduğu örnekler Türkiye Türkçesiyle ifade edilirken metnin aslında geçtikleri yerler parantez içerisinde gösterilmiştir.
3. Inceleme
Kelime (10/11)
Kelime ister kullanılsın ister kullanılmasın söylendiginde kendisinden bir anlam çıkarılan sözdür (10/12). Insanın dile getirip söyledikleri iki kısma ayrılır (11/4): Bir kısmı kelimedir, bir kısmı ise anlamsız, boş sözlerdir. Boş sözlerin (mühmelât) anlamı olmaz (11/6); deyz gibi, meyz gibi, çeşen, meşen ve bunlara benzeyen daha ne varsa (117). Kelime, anlamsız sözlerin zıddıdır; çünkü söylendiğinde ondan bir anlam hasıl olur (11/8). Er gibi (11/9). Insan er dese bununla sakalı, bıyığı olan ve aklı kemale ermiş kişiyi kasteder (11/10). Bildi dese bununla geçmiş zamanda olmuş ve kişinin bildigi bir işten haber verir (12/3, 4, 5).
Kelime Çeşitleri (Taksîmi’l-kelimeti)
Kelime çeşitleri üçe ayrılır: Isim, fiil ve bağlaç (12/12).
Isim, söylendiğinde kendisinden bir anlam çıkarılan ve üç zamandan biriyle çekimlenemeyen kelimedir (13/1). Er desek, ‘avrat desek onunla bir anlamı, manayı kastederiz ve üç zamandan herhangi biriyle söylemeyiz.
Fiil, söylendiğinde ondan bir anlam çıkarılmakla kalmayıp aynı zamanda üç zamandan biriyle de çekimlenebilen kelimedir (13/1, 2, 3). Bildi gibi (13/3). Geçmiş zamanla bildi dediğimizde bununla kişinin geçmiş zamanda olup da bildiği bir işten haber verdiğini anlarız (13/4, 5). Bilür desek şimdiki zamanda olan bir işi kastederiz (13/7, 8). Bile desek gelecek zaman ile gelecekte olacak bir işi kastederiz (13/10, 11).
Bağlaç ise ancak başka bir kelimeye ulandığında anlam kazanan kelimedir (14/3, 4). Üzre gibi. Üzre bağlacının anlamı üstünlüktür; ancak sadece üzre demekle asıl anlam ortaya çıkmaz. Tam üzre veya yir üzre ya da gök üzre deriz. (14/5, 6, 7).
Fiil Kipleri
Geçmiş Zaman (el-Mâzî) (17/1)
Geçmiş zaman, işin geçmişte işlenmiş şeklidir. Bildi gibi (17/2, 3). Bildi dedigimizde işin geçmiş zamanda yapıldıgı anlaşılmaktadır (17/3). Fiillerin geçmiş zamanı iki şekilde yapılır: Biri bilinen, malûm (etken); diğeri bilinmeyen, meçhul (edilgen) geçmiş zamandır (17/5). Bilinen geçmiş zamanda işi yapan bellidir. Bilinmeyen geçmiş zamanda ise işi yapan söylenmez, sadece yapılan iş zikredilir. Bundan dolayı bilinmeyen, meçhul denilmiştir (17/6, 7, 8, 9, 10).
Çekimi (20/3-6):
Bildi
Bildiler
Bildüñ
Bildüñüz
Bildüm
Bildük
Bilinmeyen, Meçhul (Edilgen Fiille) Geçmiş Zaman (Fi’l-i mâzî-i mechûl) (21/10)
Bilinmeyen, meçhul geçmiş zaman fiil kök ya da gövdesinden sonra -l- ve -n- getirilerek yapılır. Bilindi , yazıldı gibi (21/10, 11, 12).
Çekimi (22/11, 12; 23/1):
Bilindi
Bilindiler
Bilindüñ
Bilindüñüz
Bilindüm
Bilindük
Şimdiki Zaman (Etken Fiille) (el-Hâlü‘l-ma‘lûmü’l-muttarıda) (23/1)
Iş, içinde bulunulan zamanda yapılmaktadır. Mastardan sonra -r getirilerek yapılır.
Çekimi (23/2- 7):
Bilür
Bilürler
Bilürsün
Bilürsiz
Bilürem
Bilürüz
Edilgen fiille (el-Hâlü’l-mechûlü‘l-muttarıda) (23/11)
Bilinür (23/11)
Bilinürler (23/12)
Olumsuz Çekimi (Ma‘lûm-ı nefyi’l-hâl) (25/1, 4)
Mastardan sonra -mAz getirilerek yapılır (24/11; 25/1-4).
Bilmez
Bilmezler
Bilmezsin
Bilmezsiz
Bilmezem
Bilmezüz
Edilgenin Olumsuz Çekimi (Mechûl-i nefyi’l-hâl) (25/5-9)
-mAz’dan önce -n- veya -l- getirilerek yapılır. Bilinmez, yazılmaz gibi (26/1).
(25/5-9)
Bilinmez
Bilinmezler
Bilinmezsin
Bilinmezsiz
Bilinmezem
Bilinmezüz
Şimdiki Zamanın Hikâyesi (Hikâyet-i hâliyye-i teşkîkiyye)
(26/2) (26/5-8)
Bilmez imiş
Bilmezler imiş
Bilmez imişsin
Bilmez imişsiz
Bilmez imişem
Bilmez imişüz
Şimdiki zaman ekinden sonra imiş sözünün getirilmesiyle yapılır. Şüphe, başkasından işitme, sonradan öğrenme anlamları katar (26/10, 11, 12). Örn. ‘ilmi olıvirüp bilmez imiş didi. Bu durum sadece şimdiki hâle özgü değildir. Başka şekil-leri de vardır; bilür imiş, bilmek imiş, bilici imiş, bilinmiş imiş, bir kerre bilmek imiş, bir dürlü bilmek imiş, bilmecük imiş, bilmeğe mensûb imiş, bilicirek imiş gibi (27/3, 4, 5, 6).
Bilinen geçmiş zamanda bu kullanım yürürlükte degildir: bildi imiş, bilmedi imiş, ne ‘aceb bildi imiş gibi kullanımlar uygun değildir (27/7, 8, 9). Çünkü bilinen geçmiş zamanda verilmiş bir hüküm vardır; oysa imiş şekli şüphe ifadesi taşımaktadır (27/11,12). Emirde de kullanılmaz. Ancak isimlere eklemek mümkündür: er imiş, Zeyd imiş gibi (27/12; 283, 4, 5).
Olumsuz Gelecek Zaman (Etken Fiille) (Ma‘lûm-ı nefy-i müstakbel) (28/5)
İşin gelecekte yapılmayacağını gösteren zamandır (28/6, 7). Bu zamanda işi gelecekte yapmayacak kişi bellidir (28/8, 9). Fiil kök ya da gövdesinden sonra –mA getirilerek yapılır: Bilmeye, oqumaya gibi (28/11, 12; 29/1, 2, 3).
Çekimi (29/4-7):
Bilmeye
Bilmeyeler
Bilmeyesin
Bilmeyesiz
Bilmeyem
Bilmeyevüz
Gelecek zaman ifade eden başka bir zaman daha vardır: Bilmeyiser, oqımayısar gibi (29/8, 9). Olumlu şekli -IsAr ile yapılır. Sonu ünlü ile biten bir fiile eklendiginde araya -y- girer. Oqıyısar gibi. Ünlü ile bitmiyorsa girmez. Biliser gibi (29/12, 13; 30/1, 2).
Olumsuz Gelecek Zaman (Edilgen Fiille) (Mechûl-i nefy-i müstakbel) (30/7)
İşi gelecek zamanda yapmayacak kişi belli değildir (30/8, 9, 10.). Işi yapmayacak kişinin söylenmemesiyle onu bilinmez yaparız. Zaten edilgenin, meçhulün anlamı da budur (30/11, 12). -mA ekinden önce bir -n- veya -l- getirerek yaparız. Bilinmeye, yazılmaya gibi (30/12; 31/1).
Çekimi (30/2-5):
Bilinmeye
Bilinmeyeler
Bilinmeyesin
Bilinmeyesiz
Bilinmeyem
Bilinmeyevüz
Diğer gelecek zamanın edilgeni şu şekilde yapılır:
Bilinmeyiser, yazılmayısar gibi.
Pekiştirilmiş Olumsuz Gelecek Zaman (Etken Fiille) (Ma‘lûm-ı te‘kîd-i nefy-i müstakbel) (31/8)
Olumsuz gelecek zamanla çekimlenmiş fiilden önce hergiz veya ebedî getirilerek yapılır. (31/11, 12)
Çekimi (32/1-7):
Hergiz bilmeye
Hergiz bilmeyeler
Hergiz bilmeyesin
Hergiz bilmeyem
Hergiz bilmeyevüz
Artuq görmeye
Şimdiden girü görmeye
Ebedî görmeye
Hîç görmeye
Ašlâ görmeye
Qat‘â görmeye
Ilâ gayri’n-nihâye görmeye
Pekiştirilmiş Olumsuz Gelecek Zaman (Edilgen Fiille) (Mechûl-i te‘kîd-i nefy-i müstakbel) (33/9)
Bu zamanda işi yapacak olan belli değildir (34/3, 4).
Çekimi (33/9-12; 34/1):
Hergiz bilinmeye
Hergiz bilinmeyeler
Hergiz bilinmeyesin
Hergiz bilinmeyesiz
Hergiz bilinmeyem
Hergiz bilinmeyevüz
Üçüncü Şahsın Emri (Etken Fiille) (Ma‘lûm-ı emr-i gayib) (34/9)
Üçüncü şahsa yani hazır olmayan, bulunmayan kişiye emretmek için kullanılır. (34/11, 12). Var söyle fülân kimseye iş işlesün gibi (35/ 3, 4). Fiil kök ya da gövdesinden sonra -sün getirilerek yapılır(35/7).
(35/8)
Bilsün
Bilsünler
Gelsüne, gitsüne şekli de vardır (38/12). Bu şekilde emirle beraber gizli bir istek anlamı da vardır. Gelsüne, niçün gelmez dedigimizde hem gelmesini emrede-riz hem de niçin gelmediginin sebebini ögrenmek isteriz (39/1, 2, 3).
Üçüncü Şahsın Emri (Edilgen Fiille) (Mechûl-i emr-i gayib) (41/1)
-sün emir ekinden önce -n- veya -l- getirilerek yapılır (41/5, 6). Bilinsün, yazılsun gibi (41/6).
(41/1)
Bilinsün
Bilinsünler
Üçüncü Şahsın Olumsuz Emri (Etken Fiille) (Muttarıda-i ma‘lûm-i nehy-i gayib) (41/6-8)
Üçüncü şahsa işi yapmaması konusunda emretmektir.
Bilmesün gibi (42/12).
(41/6-8)
Bilmesün
Bilmesünler
Üçüncü Şahsın Olumsuz Emri (Edilgen Fiille) (Mechûl-i nehy-i gayib) (43/4)
Üçüncü şahsın olumsuz edilgen emrinde işlenmeyecek iş ya da nesne söylenir; işi yapacak kişi söylenmez (43/7, 8).
(43/5-6)
Bilinmesün
Bilinmesünler
Birinci ve Ikinci Şahısların Emri (Etken Fiille) (Muttarıda-i ma‘lûm-ı emr-i hâzır) (44/1)
(44/1-3)
Bil
Bilüñ
Bileyin
Bilelüm
Bulunan yani hazır olan kişilere emir için kullanılır (44/4, 5). Işi yapması için emredilen kişi bilinir (45/4). bile, oqıya şekilleri de vardır; ancak burada emirle beraber istek anlamı da bulunmaktadır (45/6, 7, 8). Ayrıca bu çekimin şu kullanılışları da mevcuttur:
bilseñe, oqusaña (Serzeniş anlamı vardır), (45/12)
bile gör, añlayu gör (Emirle beraber gizli bir istek anlamı vardır.), (46/2, 3, 4)
bilecegüñ var (i)se gör, añlayacaguñuz var ise görüñ (Emirle beraber gizli bir istek anlamı vardır.), (46/7, 8)
bile bil, añlayu bil (Emirle beraber gizli bir istek anlamı vardır.), (47/1)
Kimi zaman emri pekiştirmek için ikinci şahsa -gil, -gıl getirilir (47/5). Gelgil, oqıgıl gibi (47/5).
bilseñene, oqısañana (Emirle birlikte gizli bir istek ve serzeniş anlamı vardır), (49/4,5)
gel otur, gel yaz (Emirle beraber gizli bir istek anlamı vardır.), (49/8, 9)
Galip GÜNER
Erciyes Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi,
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Araştırma Görevlisi
Özet
Bu çalışmada, XVI. yüzyılda Bergamalı Kadrî tarafından yazılmış olan Türkçe gramer kitabı Müyessiretü’l-Ulûm’da ortaya konulan gramer kuralları aslına sadık kalınarak Türkiye Türkçesiyle ifade edilmiştir. Bu yapılırken Esra Karabacak tarafından yayımlanan metin esas alınmıştır (KARABACAK, Esra, Bergamalı Kadrî, Müyessiretü’l-Ulûm, TDK Yay., Ankara 2002) . Eserin yazarı olan Bergamalı Kadrî’nin görüşlerine ve verdiği örneklere birebir uyulmuştur. Böylece eser Osmanlı Türkçesi üzerinde araştırma ve çalışma yapacaklar için daha kullanışlı bir hale getirilmiştir. Çalışma bir tanıtma ve inceleme niteliğindedir.
1. Giriş
Dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türkçenin tarih içerisinde yaşadığı en önemli sorunlarından biri Türkçe gramer kitaplarının düzenli olarak yazılmamış olmasıdır.
Yazılanların çoğu ise Arapça veya Farsçadır. Büyük Türk dilcisi Kâşgarlı Mahmud’un yazdıgı Kitâbü Cevâhiri’n-Nahvi fi Lûgati’t-Türk adlı kitabı ise kayıptır.
Hâl böyle olunca Türkçenin yapısı ve işleyişi üzerinde çalışmak isteyen araştırmacılar inceleyecekleri devrin gramer özelliklerini devir eserlerinden hareket ederek çıkarmaya çalışmaktadırlar. Bu da araştırmacıları ister istemez birden fazla eseri incelemeye mecbur bırakmaktadır. Oysa, değişik dönemlerde Türkçe yazılmış gramer kitapları olsaydı, Türkçe üzerinde daha sağlıklı incelemeler yapma imkânı olabilirdi.
Işte bu açıdan, incelemeye çalışacağımız Müyessiretü’l-Ulûm Kâşgarlı Mahmud’un kayıp eserinden sonra Türkçe yazılmış ilk gramer kitabımızdır. Eser XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman’ın veziri Ibrahim Paşa’ya sunulmak üzere Bergamalı Kadrî tarafından kaleme alınmıştır.
2. Amaç ve Yöntem
Müyessiretü’l-Ulûm’un Lâtin harflerine aktarılmış metni 2002 yılında Türk Dil Kurumu yayımları arasından çıkmıştır (Yrd. Doç. Dr. Esra KARABACAK, Bergamalı Kadrî, Müyessiretü’l-Ulûm, TDK Yay., Ankara 2002).
Çalışmanın esası yayımlanan bu metin üzerine dayanmaktadır. Amaç, Bergamalı Kadri’nin ortaya koyduğu XVI. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin genel özelliklerini gözler önüne sermek olup şöyle bir yol takip edilmiştir:
1. Ele alınan gramer kurallarının gösterilmesinde sıralama yazarınınkiyle aynı tutulmuştur.
2. Kurallarla ilgili görüşler ve örnekler aslına sadık kalınarak Türkiye Türkçesiyle ifade edilmeye çalışılmıştır.
3. Yazarın fikirleri ve ortaya koyduğu örnekler Türkiye Türkçesiyle ifade edilirken metnin aslında geçtikleri yerler parantez içerisinde gösterilmiştir.
3. Inceleme
Kelime (10/11)
Kelime ister kullanılsın ister kullanılmasın söylendiginde kendisinden bir anlam çıkarılan sözdür (10/12). Insanın dile getirip söyledikleri iki kısma ayrılır (11/4): Bir kısmı kelimedir, bir kısmı ise anlamsız, boş sözlerdir. Boş sözlerin (mühmelât) anlamı olmaz (11/6); deyz gibi, meyz gibi, çeşen, meşen ve bunlara benzeyen daha ne varsa (117). Kelime, anlamsız sözlerin zıddıdır; çünkü söylendiğinde ondan bir anlam hasıl olur (11/8). Er gibi (11/9). Insan er dese bununla sakalı, bıyığı olan ve aklı kemale ermiş kişiyi kasteder (11/10). Bildi dese bununla geçmiş zamanda olmuş ve kişinin bildigi bir işten haber verir (12/3, 4, 5).
Kelime Çeşitleri (Taksîmi’l-kelimeti)
Kelime çeşitleri üçe ayrılır: Isim, fiil ve bağlaç (12/12).
Isim, söylendiğinde kendisinden bir anlam çıkarılan ve üç zamandan biriyle çekimlenemeyen kelimedir (13/1). Er desek, ‘avrat desek onunla bir anlamı, manayı kastederiz ve üç zamandan herhangi biriyle söylemeyiz.
Fiil, söylendiğinde ondan bir anlam çıkarılmakla kalmayıp aynı zamanda üç zamandan biriyle de çekimlenebilen kelimedir (13/1, 2, 3). Bildi gibi (13/3). Geçmiş zamanla bildi dediğimizde bununla kişinin geçmiş zamanda olup da bildiği bir işten haber verdiğini anlarız (13/4, 5). Bilür desek şimdiki zamanda olan bir işi kastederiz (13/7, 8). Bile desek gelecek zaman ile gelecekte olacak bir işi kastederiz (13/10, 11).
Bağlaç ise ancak başka bir kelimeye ulandığında anlam kazanan kelimedir (14/3, 4). Üzre gibi. Üzre bağlacının anlamı üstünlüktür; ancak sadece üzre demekle asıl anlam ortaya çıkmaz. Tam üzre veya yir üzre ya da gök üzre deriz. (14/5, 6, 7).
Fiil Kipleri
Geçmiş Zaman (el-Mâzî) (17/1)
Geçmiş zaman, işin geçmişte işlenmiş şeklidir. Bildi gibi (17/2, 3). Bildi dedigimizde işin geçmiş zamanda yapıldıgı anlaşılmaktadır (17/3). Fiillerin geçmiş zamanı iki şekilde yapılır: Biri bilinen, malûm (etken); diğeri bilinmeyen, meçhul (edilgen) geçmiş zamandır (17/5). Bilinen geçmiş zamanda işi yapan bellidir. Bilinmeyen geçmiş zamanda ise işi yapan söylenmez, sadece yapılan iş zikredilir. Bundan dolayı bilinmeyen, meçhul denilmiştir (17/6, 7, 8, 9, 10).
Çekimi (20/3-6):
Bildi
Bildiler
Bildüñ
Bildüñüz
Bildüm
Bildük
Bilinmeyen, Meçhul (Edilgen Fiille) Geçmiş Zaman (Fi’l-i mâzî-i mechûl) (21/10)
Bilinmeyen, meçhul geçmiş zaman fiil kök ya da gövdesinden sonra -l- ve -n- getirilerek yapılır. Bilindi , yazıldı gibi (21/10, 11, 12).
Çekimi (22/11, 12; 23/1):
Bilindi
Bilindiler
Bilindüñ
Bilindüñüz
Bilindüm
Bilindük
Şimdiki Zaman (Etken Fiille) (el-Hâlü‘l-ma‘lûmü’l-muttarıda) (23/1)
Iş, içinde bulunulan zamanda yapılmaktadır. Mastardan sonra -r getirilerek yapılır.
Çekimi (23/2- 7):
Bilür
Bilürler
Bilürsün
Bilürsiz
Bilürem
Bilürüz
Edilgen fiille (el-Hâlü’l-mechûlü‘l-muttarıda) (23/11)
Bilinür (23/11)
Bilinürler (23/12)
Olumsuz Çekimi (Ma‘lûm-ı nefyi’l-hâl) (25/1, 4)
Mastardan sonra -mAz getirilerek yapılır (24/11; 25/1-4).
Bilmez
Bilmezler
Bilmezsin
Bilmezsiz
Bilmezem
Bilmezüz
Edilgenin Olumsuz Çekimi (Mechûl-i nefyi’l-hâl) (25/5-9)
-mAz’dan önce -n- veya -l- getirilerek yapılır. Bilinmez, yazılmaz gibi (26/1).
(25/5-9)
Bilinmez
Bilinmezler
Bilinmezsin
Bilinmezsiz
Bilinmezem
Bilinmezüz
Şimdiki Zamanın Hikâyesi (Hikâyet-i hâliyye-i teşkîkiyye)
(26/2) (26/5-8)
Bilmez imiş
Bilmezler imiş
Bilmez imişsin
Bilmez imişsiz
Bilmez imişem
Bilmez imişüz
Şimdiki zaman ekinden sonra imiş sözünün getirilmesiyle yapılır. Şüphe, başkasından işitme, sonradan öğrenme anlamları katar (26/10, 11, 12). Örn. ‘ilmi olıvirüp bilmez imiş didi. Bu durum sadece şimdiki hâle özgü değildir. Başka şekil-leri de vardır; bilür imiş, bilmek imiş, bilici imiş, bilinmiş imiş, bir kerre bilmek imiş, bir dürlü bilmek imiş, bilmecük imiş, bilmeğe mensûb imiş, bilicirek imiş gibi (27/3, 4, 5, 6).
Bilinen geçmiş zamanda bu kullanım yürürlükte degildir: bildi imiş, bilmedi imiş, ne ‘aceb bildi imiş gibi kullanımlar uygun değildir (27/7, 8, 9). Çünkü bilinen geçmiş zamanda verilmiş bir hüküm vardır; oysa imiş şekli şüphe ifadesi taşımaktadır (27/11,12). Emirde de kullanılmaz. Ancak isimlere eklemek mümkündür: er imiş, Zeyd imiş gibi (27/12; 283, 4, 5).
Olumsuz Gelecek Zaman (Etken Fiille) (Ma‘lûm-ı nefy-i müstakbel) (28/5)
İşin gelecekte yapılmayacağını gösteren zamandır (28/6, 7). Bu zamanda işi gelecekte yapmayacak kişi bellidir (28/8, 9). Fiil kök ya da gövdesinden sonra –mA getirilerek yapılır: Bilmeye, oqumaya gibi (28/11, 12; 29/1, 2, 3).
Çekimi (29/4-7):
Bilmeye
Bilmeyeler
Bilmeyesin
Bilmeyesiz
Bilmeyem
Bilmeyevüz
Gelecek zaman ifade eden başka bir zaman daha vardır: Bilmeyiser, oqımayısar gibi (29/8, 9). Olumlu şekli -IsAr ile yapılır. Sonu ünlü ile biten bir fiile eklendiginde araya -y- girer. Oqıyısar gibi. Ünlü ile bitmiyorsa girmez. Biliser gibi (29/12, 13; 30/1, 2).
Olumsuz Gelecek Zaman (Edilgen Fiille) (Mechûl-i nefy-i müstakbel) (30/7)
İşi gelecek zamanda yapmayacak kişi belli değildir (30/8, 9, 10.). Işi yapmayacak kişinin söylenmemesiyle onu bilinmez yaparız. Zaten edilgenin, meçhulün anlamı da budur (30/11, 12). -mA ekinden önce bir -n- veya -l- getirerek yaparız. Bilinmeye, yazılmaya gibi (30/12; 31/1).
Çekimi (30/2-5):
Bilinmeye
Bilinmeyeler
Bilinmeyesin
Bilinmeyesiz
Bilinmeyem
Bilinmeyevüz
Diğer gelecek zamanın edilgeni şu şekilde yapılır:
Bilinmeyiser, yazılmayısar gibi.
Pekiştirilmiş Olumsuz Gelecek Zaman (Etken Fiille) (Ma‘lûm-ı te‘kîd-i nefy-i müstakbel) (31/8)
Olumsuz gelecek zamanla çekimlenmiş fiilden önce hergiz veya ebedî getirilerek yapılır. (31/11, 12)
Çekimi (32/1-7):
Hergiz bilmeye
Hergiz bilmeyeler
Hergiz bilmeyesin
Hergiz bilmeyem
Hergiz bilmeyevüz
Artuq görmeye
Şimdiden girü görmeye
Ebedî görmeye
Hîç görmeye
Ašlâ görmeye
Qat‘â görmeye
Ilâ gayri’n-nihâye görmeye
Pekiştirilmiş Olumsuz Gelecek Zaman (Edilgen Fiille) (Mechûl-i te‘kîd-i nefy-i müstakbel) (33/9)
Bu zamanda işi yapacak olan belli değildir (34/3, 4).
Çekimi (33/9-12; 34/1):
Hergiz bilinmeye
Hergiz bilinmeyeler
Hergiz bilinmeyesin
Hergiz bilinmeyesiz
Hergiz bilinmeyem
Hergiz bilinmeyevüz
Üçüncü Şahsın Emri (Etken Fiille) (Ma‘lûm-ı emr-i gayib) (34/9)
Üçüncü şahsa yani hazır olmayan, bulunmayan kişiye emretmek için kullanılır. (34/11, 12). Var söyle fülân kimseye iş işlesün gibi (35/ 3, 4). Fiil kök ya da gövdesinden sonra -sün getirilerek yapılır(35/7).
(35/8)
Bilsün
Bilsünler
Gelsüne, gitsüne şekli de vardır (38/12). Bu şekilde emirle beraber gizli bir istek anlamı da vardır. Gelsüne, niçün gelmez dedigimizde hem gelmesini emrede-riz hem de niçin gelmediginin sebebini ögrenmek isteriz (39/1, 2, 3).
Üçüncü Şahsın Emri (Edilgen Fiille) (Mechûl-i emr-i gayib) (41/1)
-sün emir ekinden önce -n- veya -l- getirilerek yapılır (41/5, 6). Bilinsün, yazılsun gibi (41/6).
(41/1)
Bilinsün
Bilinsünler
Üçüncü Şahsın Olumsuz Emri (Etken Fiille) (Muttarıda-i ma‘lûm-i nehy-i gayib) (41/6-8)
Üçüncü şahsa işi yapmaması konusunda emretmektir.
Bilmesün gibi (42/12).
(41/6-8)
Bilmesün
Bilmesünler
Üçüncü Şahsın Olumsuz Emri (Edilgen Fiille) (Mechûl-i nehy-i gayib) (43/4)
Üçüncü şahsın olumsuz edilgen emrinde işlenmeyecek iş ya da nesne söylenir; işi yapacak kişi söylenmez (43/7, 8).
(43/5-6)
Bilinmesün
Bilinmesünler
Birinci ve Ikinci Şahısların Emri (Etken Fiille) (Muttarıda-i ma‘lûm-ı emr-i hâzır) (44/1)
(44/1-3)
Bil
Bilüñ
Bileyin
Bilelüm
Bulunan yani hazır olan kişilere emir için kullanılır (44/4, 5). Işi yapması için emredilen kişi bilinir (45/4). bile, oqıya şekilleri de vardır; ancak burada emirle beraber istek anlamı da bulunmaktadır (45/6, 7, 8). Ayrıca bu çekimin şu kullanılışları da mevcuttur:
bilseñe, oqusaña (Serzeniş anlamı vardır), (45/12)
bile gör, añlayu gör (Emirle beraber gizli bir istek anlamı vardır.), (46/2, 3, 4)
bilecegüñ var (i)se gör, añlayacaguñuz var ise görüñ (Emirle beraber gizli bir istek anlamı vardır.), (46/7, 8)
bile bil, añlayu bil (Emirle beraber gizli bir istek anlamı vardır.), (47/1)
Kimi zaman emri pekiştirmek için ikinci şahsa -gil, -gıl getirilir (47/5). Gelgil, oqıgıl gibi (47/5).
bilseñene, oqısañana (Emirle birlikte gizli bir istek ve serzeniş anlamı vardır), (49/4,5)
gel otur, gel yaz (Emirle beraber gizli bir istek anlamı vardır.), (49/8, 9)

