4umTurk Portal.Sizin için en iyisi Türkiye'nin incisi


4umTurkü ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.Burası sitemizin arşividir.Ana siteye giriş için lütfen yukarıdaki bannerı tıklayınız.


**İntihar bilimi** çok önemli

mbiterge
05-06-2007, 04:08 PM
İNTİHARIN TANIMI
Tarihsel sürece baktığımızda, insanla ilgili bilimlerin çok eski bir geçmişi olmadıklarını görürüz. İnsan, düşünen bir varlık niteliğini kazandığından bu yana kendiyle ilgili birçok soruya yanıt aramaya başlamıştır. Fakat, bunu sistemli bir biçimde ele alışı ancak günümüze yakın tarihlerde gerçekleşmiştir.

Bunun yanında, insanın bir anlam veremediği, anormal olarak değerlendirdiği insanın kendi canına kıyması eylemi o derece karmaşık ve acı verici bir olaydır. Bundan dolayı intiharın herkes tarafından kabul edilebilir bir tanımını yapmak da son derece güçtür. Çünkü, intihar olgusu ile ilgili bir konuyu açıklayabilmek için sağlam temellere dayanan bir tanım gerekmektedir.

Suicide (intihar) kavramının ortaya çıkışı oldukça yeni sayılır. Latin kökenli kelimelerden oluşmasına rağmen, Latince değildir. İngilizce’de suicide olarak ilk kullanım tarihi 1662’dir.

Ortaçağda Latince’de sui homicido ya da sui ipisus homicidum deyimleri kullanılırdı. İntihar kavramı dilimize Tanzimat döneminde girmiştir. Bu dönemde Türkçe’ye çevrilen eserlerde kendini katletmenin yerine intihar kelimesi kullanılmaya başlanmıştır. Bu kelime Arapça’da kurban anlamına gelen nahr kelimesinden meydana gelmiştir. Günümüzde bazı eserlerde ise intihar yerine öz-kıyım ya da öze-kıyım gibi kavramlar kullanılmaya başlanmıştır.

İntihar olgusu ile doğrudan veya dolaylı olarak ilgilenen herkes, kendi bakış açısından hareket ederek bir tanım yapmaya çalışmıştır. Yani konuyla ilgilenen kişi sayısı kadar çeşitli intihar tanımları vardır. Fakat bu tanımların çoğu, dikkatlice bakıldığında, ya dar kapsamlı ya da tanım olamayacak kadar geniştir.

Genel geçerliliği olabilecek bir tanıma ulaşabilmek için, olgunun çeşitli niteliklerine anlam kazandıracak noktalara temas etmek gerekir. Bu nedenle geçmişte yapılan tanımları inceleyerek ve bunların eksikliklerini vurgulayarak bir tanıma ulaşmak mümkündür.

Belçikalı bir astronom ve istatistikçi olan L. A. Quetelet, topladığı istatistiksel bulgulardaki sonuçlara bakarak, intiharı değişmez bir fenomen olarak, insan istem ve iradesi ile ilgili olmayan, adeta insanlığın ödemek zorunda olduğu bir borç olarak ele alır. Konuya bu şekilde soyut olarak yaklaşılırsa, felsefi anlamda bu tanımın doğruluğu savunulabilir. Çünkü intiharın nedenleri bütünü ile ortaya konulmazsa, sayıları gün geçtikçe hızla artan kurbanların bu borcu ödemeye devam edecekleri kaçınılmaz bir gerçektir. Fakat, Quetelet’in yaptığı gibi, istatistiksel sonuçlardan böylesi yargılara ulaşmak bilimin uğraş alanı dışında kalır. Bu nedenle yukarıdaki gibi bir tanımda insanla ilgili bir konu olan intihar tanımlamasında insan öğesinin tanım dışı bırakılması, tanımın geçersizliğini ortaya koymaktadır.

İntiharı tanımlarken en temel öğe olan insanı ele almak gereklidir. Fakat insan öğesini dikkate alan her tanımlama da doğrudur demek anlamına gelmez bu. Belirli bir bakış açısından yapılan tanımlar, o yaklaşımın temelinde yatan anlayışı sergiler.

Altavilla’nın “intihar, kendini isteyerek öldürmektir” tanımını Faruk Erem de kabul etmiştir. Bu tanıma göre içki, sigara, uyuşturucu madde vb. kullanan kişi de intihar etmiş sayılmaktadır. Fakat bu gibi maddeleri kullananların hemen hepsinin intihar etmek gibi bir niyetlerinin olmaması tanımın eksik olduğunu göstermektedir.

Malapert ise; “intihar hemen daima egoizmin ürünüdür” demektedir. Bu görüş oldukça fazla taraftar toplamasına rağmen, tanım olmaktan uzak ve eleştiriye açıktır. Kimi intihar olayının temelinde vatan sevgisi, ideoloji, başkasının durumuna üzülme gibi nedenler yatmaktadır.

“Bir kimsenin yakın ve kaçınılmaz olan veya öyle zannedilen bir acıyı (şerefsiz bir durum, mahkumiyet, sefalet, çok sevilen bir kişiyi kaybetme vb.) bertaraf etmek niyetiyle hayatına son vermesi intihardır” tanımı ise Ferri’ye aittir.

Kriminoloji alanının uzmanları olan bu kişiler intihar olgusuna suç kavramı açısından yaklaşan düşünürlerdir. Fakat intihar ne sadece egoizmin ürünü, ne de sadece yaklaşan bir acıdan kurtulmaktır. Çünkü, ölümün kendisi acı ve korku veren bir olaydır.

T. G. Masaryk ise intiharı tanımlamadan önce doğal ve doğal olmayan ölüm ayrımını yapar. Kişinin organizmasının herhangi bir nedenle fonksiyon göremedigi durumda yaşamı ölümle noktalanır, ki bu doğal ölümdür. Savaş, cinayet, kürtaj, kaza ve intihar ise doğal olmayan ölümlerdir.

Masaryk’a göre geniş anlamda intihar hayatın tehlikelerine karşı gerek pozitif ve gerek bir katılma veya negatif ve pasif bir tutumla kişinin hayatına kasıtsız bir müdahalesi sonucu ortaya çıkan anormal tip ölümlerdir. Dar anlamda intihar ise kişinin kasıtlı olarak hayatına son vermesidir. Masaryk’a göre intiharda ölümün hemen gerçekleşmesi gerekmez; kişi ölümü yavaş yavaş da arayabilir. Ayrıca, davranışa aktif olarak da katılmayabilir. Günümüz modern toplumlarında intiharın daha yaygın olduğunu savunan Masaryk’a göre, temizlik ve sağlık şartlarına gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanan birçok ölüm de geniş anlamda intihardır.

Littre’ye göre; “intihar kendisini öldüren insanın eylemidir.” Bu tanıma göreyse, kaza ile zehir içen bir kişinin ölümünü de intihar olarak değerlendirmek gerekir.

İntihar konusunda uzmanlığı tartışılmaz kişilerden biri olan Durkheim ise Littre’nin tanımını eleştirerek belirli sınırlar çizer. Durkheim’a göre; “intihar, bir insanın, doğuracağı sonucu bilerek olumlu veya olumsuz bir eylemle doğrudan veya dolaylı olarak kendini ölüme sürüklemesidir.” Böylece kaza sonucu olan ölümler tanım dışı bırakılmıştır.

Durkheim da, Masaryk gibi, aktif bir eylemin intiharla sonuçlanması yanında, pasif ve dolaylı bazı eylemlerle de aynı sonuca ulaşılabileceğini vurgulamaktadır. Örneğin, din korkusu ile intihar edemeyen kişiler, ölüm cezası verilen bir davranışta bulunarak da aynı sonuca ulaşabilirler.

Halbwachs, Durkheim’in tanımını geniş bulur. Çünkü, Durkheim tanımında intihar edenin ölüm niyetinden, ölüm kararından sözetmez. Halbwachs, onun tanımına “fedakârlık olmayan” ve “kasıtlı ölüm” kaydını koyar ve intiharı şöyle tanımlar: “Kendisini öldürmek niyetiyle olay kurbanı tarafından yapılan bir aksiyonun sonucu olan her tür ölüm intihardır”.

Durkheim’ın tanımı aynı şekilde Delmas tarafından da geniş bulunmuştur. Delmas’a göre, o halde tehlikeli işlere atılan kişileri de intihara kalkışmış saymamız gerekir. Gözüpek canbazların, kendi üzerinde deney yapan doktorların, tehlikeli inişler yapan pilotların az veya çok muhakkak bir yoldan ölüme götürecek davranışta bulundukları sık sık görülür. Ancak bunları intihar olarak isimlendiremeyiz. Delmas, tanımında kişinin aklı başında olduğunu ve ölümle yaşamak arasında tam ve iradeli bir seçme yaptığını belirtir. Delmas’a göre “intihar, aklı başında bir insanın yaşamakla ölmek arasında bir seçme yapabileceği halde, her türlü ahlak baskısı dışında ölümü seçip kendini öldürmesidir”.

Daha sonra Dynes, Clarke, Dinitz gibi araştırmacılarla birlikte, intihar tanımında saldırganlık kavramını görmekteyiz. Bu araştırmacılar intiharı kişinin saldırganlığını kendine yöneltmesi sonucu meydana gelen bir olay olarak ele almışlardır.

Psikoloji alanında söz sahibi olan Sigmund Freud saldırganlık kavramını daha detaylı olarak incelemiştir. Teorilerini bu kavram üzerinde yoğunlaştıran Freud, “intiharı önceleri özdeştirilmiş bir sevgi nesnesine yöneltilmiş saldırganlık neticesi meydana gelen bir depresyonun sonucu olarak yorumlamış; daha sonraları ise ölüm içgüdüsünün etkinlik kazanarak kişinin kendi üzerine çevrilmesi olarak tanımlamıştır.”

Schilder, Freud’un tanımını eksik bularak şöyle bir tanım yapar: “İntihar, bir diğer insana yöneltilmek istenen kızgınlığın kişinin kendi üzerine çevrilmesinin yanısıra, sevgisini esirgeyen bir insanı cezalandırma veya onunla bir tür barış yapma isteğinin ve de aynı zamanda, başedilemeyen güçlüklerden kaçışın anlatımıdır.”

Freud ve Schilder’in tanımlarını belli ölçüde kabul eden Bernfeld, saldırganlığın kişinin kendine yönelmesini ele alarak daha katı bir tanım yapar. Bernfeld’e göre, intihar eden kişi gerçekte başka birini öldürmek ister. Bu eylemi kendisine yöneltmesi için karşısındaki o kişiyi güçlü bir biçimde özdeştirmiş olması gerekir. Ancak o zaman kişi, önceleri sevdiği ve sonradan nefret ettiği bu ikinci kişiyi de kendi ölümü ile ortadan kaldıracağına inanır. Ayrıca, öldürme isteğinden ötürü duyduğu suçluluğun karşılığını da ödemiş olur.



Bu tanımların da gösterdiği gibi, psikoloji alanındaki bilim adamları intiharın içsel faktörlerinde odaklaşmış görüşleri benimsemektedirler. Oysa, sadece içsel faktörlerin ele alındığı, toplumsal faktörlere hiç değinmeyen bir tanım, toplumsal bir varlık olan insanın intihar eylemini açıklayabilmekten uzak olacaktır.

Değişik bir tanım ise Richman tarafından yapılmıştır. Richman’a göre, intihar bir iletişimdir; yardım için ağlamaktır; başkalarından yardım istemektir; tehdit veya intikam metodudur; pişmanlık ve bir itiraftır. İntihar anlamında kullanılan iletişim sözlü veya sözsüz olsun, dolaylı veya dolaysız bir mesajdır. Yapılan birçok araştırmanın ortak sonucuna göre, intihar edenlerin büyük bir çoğunluğu (% 75’i) bu niyetlerini eylemlerinden çok az bir zaman önce birçok şahsa tekrar tekrar anlatmışlardır. Bu sonuçlar Richman’ı destekler görünmektedir. Fakat getirdiği tanım bir çok yönden eksik ve hatta tanım olmaktan bile uzaktır.

Yukarıdaki tanımların hemen hepsinde, insanın ölmek istemek niyetiyle kasten bu eyleme girişmesinin intihar olmak kabul edilmesine karşılık, insanın başkası için böyle bir eyleme girişmesinin gerçekten intihar olarak kabul edilip edilemiyeceği üzerinde bir anlaşma sağlanamamıştır. Örneğin; bazı bilim adamları, Hindistan’ın bazı yörelerinde uygulanmakta olan “suttee” (Kocası ölen kadının, kocasının cenaze töreninde kocasının cesedi ile beraber kendini yakması)nin gerçek bir intihar olarak ele alınamayacağını savunurken, bazıları bunun da intihar olduğunu, böyle ele alınması gerektiğini savunmaktadırlar.

Suttee ve benzeri eylemleri intihar olarak ele almak gereklidir. Çünkü, her toplumun kendine özgü değerlerini, normlarını ele alırsak görürüz ki, bu değerler ve normlar bireyi öylesine sarmıştır ki, birey bunu kabullenmiştir. Suttee yapan bir kadın, kocası ölünce kendinin de ölmesi gerektiğine öylesine inandırılmıştır ki, belki de yaşaması gerektiğini hiç düşünmemiştir ve ölüme isteyerek atılabilmektedir.

Hangi tür eylemlerin intihar olarak ele alınabileceği konusunda bazı kriterleri şöylece sıralayabiliriz:

1) Kişinin akli dengesinin yerinde olması gereklidir. Böylece kaza, bunama, akli dengesizlik sonucu kişilerin kendilerini öldürmelerini intihar olarak değerlendiremeyiz.

2) Kişi doğrudan veya dolaylı olarak ölümü istemelidir. Bu istek kişisel menfaatler sonucu olabileceği gibi, ahlâki değer yargıları sonucu da olabilir. Burada, toplumun kuralları dikkate alınmalıdır. Örneğin; bir Japon kamikazesi ölmeyi kişisel olarak düşünmediği halde, kendi ölümü ile ülkesinin savaşı kazanacağına inandığı için düşmanın üzerine uçağı ile pike yaparak ölmektedir. Burada birey yüce bir amaç için kendi ölümünü isteyerek kabüllenmiştir.

3) İntihar için seçilen yöntem doğrudan ve ani olabileceği gibi, dolaylı ve uzun zaman sonucunda da gerçekleşebilir.

Bu noktaları dikkate alarak diyebiliriz ki, intihar, aklı başında bir bireyin, toplumsal değerlerin desteklediği veya karşısında olduğu bir eylemle doğrudan veya dolaylı olarak kendi yaşamına isteyerek son vermesidir.

mbiterge
05-06-2007, 04:09 PM
İNTİHARIN TARİHÇESİ

İntihar kelimesi yeni olmasına rağmen, gerçekte anlatmak istediği eylem tarihin ilk çağlarına kadar uzanmaktadır. Yapılan birçok antropolojik araştırma, ilkel kabilelerde intihar olgusunun olduğunu doğrulamaktadır. Burada görülen intihar daha çok yenmesi tabu olan yiyeceklerden olmaktadır. Tabuyu çiğnemesi halinde doğacak sonucu bildiği halde, birey bu tabuyu çiğnemekte; yani ölümü göze almaktadır. Tabuyu çiğneyen birey hastalanır ve ölür. Hatta bazı durumlarda fiziksel bir dış etki olmaksızın, tabunun çiğnenmesi halinde yine ölümle sonuçlanan olaylara rastlanmıştır. Örneğin; Yeni Kurnei’lerde bir genç sağlam ve güçlü olduğu halde, yenmesi yasak olan ‘opussum’u yediği ve ihtiyarlar da bunu farkettiği için derhal hastalanır ve üç hafta içinde ölür.

Eski yazıtların çoğunda intihar konusu ele alındığı halde, 19. yüzyıl sonuna kadar ilkel kabilelerde intihar fenomeninin bulunmadığı iddia edilmiştir; hatta günümüzde bile bu görüşü savunanlar vardır. Bu görüşün ortaya atılması ve savunulmasında herhalde 18. yüzyıl düşünür ve yazarlarının tanımlamaya çalıştıkları Happy Savage (Mutlu İlkel) imajı yatmaktadır.

İlkel toplumlardaki intihar olgusu daha çok kahramanlık türünden olan intiharlardır. İleride değinileceği gibi, Durkheim ilkellerde “elcil” (altruistic) intiharların daha sık olduğunu belirtir. İntiharla ilgili en eski yazıt olan Oedipus Mitolojisindeki Epikaste’in intiharı da bu türden bir intihardır.

İntihar, geçmişte bazı toplumlarda benimsenmiş ve hatta bazı durumlarda başvurulması zorunlu bir davranış biçimi olarak kabul edilmiştir. Eski İskandinavlarda doğal ölüm utanç verici kabul edilir ve yaşlanan kişiler, daha onurlu bir ölüm biçimi olarak kabul edildiği için kendilerini uçurumdan atarlardı. Bugün bile bazı Güney Pasifik adalarında intihar onurlu bir davranış olarak değerlendirilir.

Bazı antropolojik incelemeler ilkel kabilelerin bazılarında intihar olaylarına hiç rastlanılmadığını bildirirler. Bu gibi sonuçlar ilkel insanlarda intihar olaylarının hiç olmadığını değil; modern toplumlarda neden daha fazla görüldüğünü düşündürmelidir.

İlkel insan, uygar insanla kıyaslandığında kendi içindeki intihar eğilimin farkında değildir. İlkel insanlar yüksek uygarlıktan haberdar olunca intihar oranları artmaya başlamıştır. Örneğin; Eski Yunanlılar Roma Uygarlığına katıldıklarında intihar oranı en yüksek seviyesine ulaşmıştır.

Tarihsel süreç içinde intihar oranları genellikle nisbi bir artış göstererek günümüzde önemli toplumsal sorunlardan biri haline gelmiştir. Farklı toplumlarda ve farklı zamanlarda intihar oranlarının artması veya azalması genellikle, toplumsal normların bireyleri etkileme derecesiyle belirlenmiştir. Bu türden toplumsal engelleme veya desteklemeler intihar olgusunun hukuksal boyutunu oluşturmaktadır

mbiterge
05-06-2007, 04:10 PM
İNTİHAR DÜŞÜNCESİ, İNTİHAR GİRİŞİMİ ve GERÇEK İNTİHAR

Yakın bir geçmişe kadar intihar girişimleri, yani ölümle sonuçlanmayan intihar olayları, ölümle sonuçlanan intiharların bir alt-kategorisi olarak ele alınmış ve girişimde bulunup, bunu başaramamış olanlar ise sadece ölüme ulaşamamış kişiler olarak değerlendirilmiştir.

Son zamanlarda yapılan birçok araştırma intihar girişimleri ve gerçek intiharların farklı dinamiklere sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır. Bundan dolayı, intihar olgusunu temel boyutları bakımından farklı davranışlardaki kategorilere ayırmak gerekmektedir. Bu kategoriler:

İntihar düşüncesi: İnsanların büyük bir çoğunluğu yaşamlarının belli dönemlerinde intihar etmeyi düşünmüşlerdir. Çünkü insan, her zaman ölümü ve ölümden sonrasını merak etmiştir. Bundan dolayı, kendi hayatına kendisi son vererek bu merakını tatmin edebileceğini düşünür. Böyle bir düşünce, insanın zihinsel faaliyetlerinin bir sonucudur; anormal birşey değildir. Bu tür düşünceleri kafalarından geçirenlerin büyük bir bölümü bunu uygulamaya geçirmeyerek, sadece düşünsel alanda bu eylemi gerçekleştirerek ölümlerinden sonra nelerin olabileceğini tahmin etmeye çalışırlar.

İntihar tehditleri: Bazı kimseler, istedikleri bir şeyi elde etmek için intihar tehditleri savururlar. Böyle bir davranışla istediklerini elde edenlerde bu davranış biçimi adeta alışkanlık haline gelebilir. Bu tür tehditler savuranlar diğerlerinin ilgisini, yardımlarını sağlama amacı güderler. Çevredeki kişiler bu tehditleri ciddiye almazlarsa, bazen göstermelik ve hatta gerçek intihar girişimleri ortaya çıkabilir.

Göstermelik intihar girişimi: Şaka yapmadığını, kendisini gerçekten öldürebileceğini göstermek amacıyla, tehditlerine cevap alamayan kişiler göstermelik intihar girişiminde bulunurlar. Fakat eyleme girişmeden önce, diğerlerinin kendisini kurtarmaları için birçok açık kapı bırakır. Örneğin; kişi ilaç içtiğini ve intihar edeceğini bir yakınına telefonla bildirir. Böylece, onun gelip kendisini kurtarmasını sağlar. Artık, istediği şeyi elde etmesinde diğerleri daha tavizkar davranacaklardır. Bazen de, özellikle sanatçılar, halkın kendilerine karşı azalan ilgilerini tekrar kazanmak amacıyla göstermelik intihar girişiminde bulunurlar veya bu yolda haberler yayarlar. Böylece basın ve kamuoyu günlerce bu kişiden sözeder.

Gerçek intihar girişimi: Göstermelik intihar girişimlerinin yanısıra, gerçek intihar girişimleri de vardır. Böyle bir eylemde bulunan kişi, ölmeyi gerçekten istemekte, fakat seçtiği yöntem ve zamanlama nedeniyle amacına ulaşamamakta ve diğerlerince kurtarılmaktadır.

Önceden bir intihar düşüncesi olmaksızın meydana gelen intihar: Bazı durumlarda ise, kişide önceden bir intihar düşüncesi olmadığı halde ortaya çıkan intihar olayları vardır. Ölmek niyeti olmaksızın, örneğin; bir kişi, ölürken insanın neler hissettiğini merak ederek kurtulma niyetiyle kendini asabilir, ama kurtulamayarak ölür. Gazetelerde bazen bu tür olaylara rastlanılmaktadır. Bunun yanısıra, değişik amaçlarda bu tür olaylar olabilir. Örneğin; Stearn’ın bir arştırmasına göre, 13-19 yaşları arasındaki erkeklerin intihar niyetleri olmadan, sadece orgazm olmak için kendilerini astıkları ve ölü bulundukları görülmüştür.

Gerçek intihar: Gerçek intihar olarak adlandırılan davranışta en temel koşul eylemin ölümle sonuçlanmasıdır. Fakat, yukarıda da bahsedildiği gibi, bazı olaylarda kişinin amacı ölmek olmadığı halde, eylemi ölümle sonıçlanmaktadır. Bunlar bir istisna olarak kalıp, fazla bir oran teşkil etmezler. Niyeti gerçekten ölmek olan girişimciler ise, bu eylemlerini tekrarlayarak amçlarına ulaşmayı başarabilirler. Tabii, eylemlerini tekrarladıklarında daha öldürücü metotları seçerler.

İntihar girişimleri ve gerçek intiharlar arasındaki farkları ortaya çıkarmak amacıyla yapılan araştırmalardan bazılarına kısaca değinmekte yarar vardır.

1957 yılında Los Angeles’ta yapılan bir araştırmaya göre, intihar girişimlerinin % 69’u kadınlar, % 31’i erkekler tarafından yapılmıştır. Gerçek intiharlarda ise % 70’i erkekler, % 30’u kadınlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Yaş bakımından, girişimlerde en yüksek oranlar erkeklerde 32, kadınlarda ise 27; gerçek intiharlarda 42 yaş her iki cinsiyet için de en yüksek oranı teşkil etmektedir.

Ülkemizde de araştırma sonuçları benzer durumları yansıtmaktadır. Kadınlarda girişimler, erkeklerde gerçek intiharlar daha çok görülmektedir. Her iki cinsiyette de yaşın ilerlemesi ile birlikte intihar girişimleri azalmakta, gerçek intiharlar ise artmaktadır.

Stengel’e göre, “intihar girişimleri ile gerçek intiharlar bazı noktalarda çakışan, aslında birbirinden büyük ayrılıkları olan iki grup insana has davranışlardır.”

Farberow ve Shneideman da aynı kanıyı desteklerler. Yaptıkları araştırmalara göre, gerçek intiharlarda insan, kendi içindeki yıkıcılık içgüdülerinin etkisiyle ölümü aramaktadır. Girişimlerde ise, insanlararası faktörler önemlidir; yani, kişilerarası çatışma ve geçimsizlikler. Gençlerdeki girişim oranının fazla olmasını bu sonuca bağlayabiliriz. Çünkü araştırmaların ortak sonuçlarına göre, 17-35 yaşları arasında intihar girişimleri tüm intihar girişimlerinin %65 ile % 77’sini oluşturmaktadır. Yaşlılıkta ise insan kendisi ile çatışma halinde ve hayata küsmüş durumdadır. Böylece, saldırganlığının hedefi kendisi olmaktadır.

Kadınlarda girişimlerin fazla olmasının nedeni seçilen yöntemden de büyük ölçüde kaynaklanmaktadır.

İntihar girişimleri, gerçek intiharlardan ortalama on kat fazladır. Buna göre, yılda İngiltere’de 60.000, ABD’nde 200.000 intihar girişimi olayı görülür.

mbiterge
05-06-2007, 04:10 PM
GİRİŞİM ve GERÇEK İNTİHARLAR ARASINDAKİ YÖNTEM FARKLILIKLARI

Girişimlerde insanlar-arası faktörler; gerçek intiharlarda ise insan-içi faktörler daha etkili bir rol oynar.

Seçilen intihar yönteminin aktif olması, kişinin ölümü istemesinin derecesiyle doğru orantılıdır. Ölmeyi gerçekten isteme daha çok yaşlılarda görülür. Bu nedenle her iki cinsiyette de, yaşın ilerlemesi ile beraber daha ölümcül yöntemler tercih edilmektedir. Bu ise, yaşla birlikte intihar oranlarının artmasında etkili olmaktadır. Daha genç yaşlarda girişimlerin fazla olmasına rağmen, yöntemlerin ölümcül olmaması nedeniyle gerçek intihar oranları düşük seviyede kalmaktadır.

Son yıllar araştırmalarına göre, girişimlerde kişiler tarafından sıklıkla seçilen yöntemler arasında yüksek doz ilaç içme, kesi – özellikle bilek kesici – önde gelmektedir.

Gerçek intiharlarda olduğu gibi, intihar girişimlerinde de erkekler kadınlara göre daha ölümcül ve aktif yöntemleri seçmektedirler. Sheidman ve Farberow’un Los Angeles’taki araştırmasında, başına ateş eden kadınların % 14’ü, erkeklerin ise % 35’i başarılı olmuştur. Aynı metod kullanıldığında erkekler daha başarılıdır. Örneğin, aynı araştırmada yüksek yerden atlayarak intihar eden 24 erkekten 16’sı, 27 kadından 9’u ölmüştür. Bu sonuçlar intihar etmenin adeta erkekler tarafından daha fazla ciddiye alındığını ve bu nedenle daha fazla başırılı olduklarını göstermektedir.

Ülkemizde, 1927-1941 yılları arasında İstanbul’daki intiharları inceleyen Nezahat Arkun da benzer sonuçlar elde etmiştir.

1927-41 Yılları Arasında İstanbul’da Girişim ve Gerçek İntiharlarda Kullanılan Yöntemler (mutlak rakamla)


İntihar Girişimi
Gerçek İntihar

Seçilen Yöntem
Erkek
Kadın
Erkek
Kadın

Kendini asmak
31
19
106
34

Kendini denize atmak
137
133
49
26

Silahla vurmak
67
29
85
13

Bıçakla kesmek
196
46
26
1

Zehir içmek
132
252
26
20

Tentürdiyot içmek
164
407
3
1

Yüksekten atlamak
26
46
15
13

Kendini kuyuya atmak
18
33
9
23


Tabloda da görüldüğü gibi, intihar girişimlerinde kadınların en çok başvurdukları yöntem tentürdiyot içmek, daha sonra ise zehir içmektir. Erkeklerin en çok kullandıkları yöntem bıçakla kesmek, daha sonra tentürdiyot içmektir.

Gerçek intiharlarda kendini asmak her iki cinsiyette de birinci sırada gelmektedir. Rağbet bakımından ikinci olarak gelen, kadınlarda kendini denize atarak boğulma, erkeklerde silahla kendini vurmaktır.

İntihar girişimleri için, özellikle kadınların seçtikleri tentürdiyot kolayca elde edilebilecek bir maddedir. Ayrıca dozu ayarlanabildiğinden ve pek tehlikeli olmadığından göstermelik intiharlarda sıkça kullanılır. İntihar gösterisi yapmak isteyen bir kişi, tentürdiyot gibi az tehlikeli olan ve renkli maddeleri ağız yoluyla almakta ve büyük bir kısmını da ağızdan dışarıya çıkararak, renkli görüntüler meydana getirerek intihar ettiğini etrafa duyurmak isterler.

Tentürdiyot içerek intihar etmek Avrupa’da hemen hiç kullanılmazken, A.B.D.’nde 1935 yılında intiharların %42’si bu yöntemle gerçekleştirilmiştir. M.Moore, tentürdiyotun tercihindeki sebebin iyotun İngilizce karşılığı olan “iodine” ile ölüyorum anlamına gelen “I die” kelimesinin telaffuzundaki ses benzerliğiyle açıklanabileceğini iddia etmiştir. Ama Türkçede böyle bir benzerlik olmadığını dikkate alırsak, bu iddianın yanlış olduğunu söyleyebiliriz.

İntihar girişimleri ile gerçek intiharlar arasındaki yöntem farklılıkları niyetten kaynaklandığı gibi, yöntemlerin ölüme götürücü etkisi hakkındaki bilgisizlikten de kaynaklanmaktadır. Niyetleri gerçekten ölmek olan kişiler, başarısız olan ilk girişimlerinden sonra, daha ölümcül olan yöntemleri seçerek bu amaçlarını gerçekleştirmektedirler. Bu tür yinelenen intihar girişimleri tüm intihar olaylarının % 25-33’ünde görülmektedir.

mbiterge
05-06-2007, 04:11 PM
İNTİHAR YÖNTEMLERİ

İntihar olgusu incelendiğinde, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri de kuşkusuz intihar yöntemleridir. Fakat, günümüze kadar yapılan intihar araştırmalarında bu konuyla yeterince ilgilenilmemiş veya kısaca ele alınmıştır.

İntihar yöntemleri, özellikle toplumsal açıdan belirli özellikler göstermektedir. Bir kişinin kendi canına kıymasının intihar olarak adlandırabilmesi için herşeyden önce kişinin “aklı başında olması” gereklidir; yani, eylemin biliçli olarak yapılmalıdır.

Toplum içinde yaşayan bir bireyin yaşamı, onun anlamlı eylemlerinden oluşur. Birey toplumda eylemleri ile vardır. İntihar eden aklı başında bir bireyin bu eylemi ise yaşamının son ve belki de en önemli eylemidir. İntihar eyleminin yöntem biçimi de bu açıdan önemlidir.

Bireyler intihar ederken rastgele yöntemler seçmemektedirler. Kendi yapılarına, anlatmak istedikleri şeye ve daha da önemlisi toplumsal yapının özelliklerine uygun olan yöntemleri tercih etmektedirler. Örneğin; kentin en yüksek binasından atlayan, kalabalık bir seyirci kitlesinin önünde hayatlarına kıyan kişilerin belki de tüm dünyaya olan kızgınlıklarını ilanettikleri ve o güne kadar önemsiz kalmış varlıklarına bir an için herkesin dikkatini çekmeyi umut etmiş oldukları düşünülebilir.

İntihar istatistiklerine bakıldığında, zamandan zamana ve topkumdan topluma intihar yöntemlerinin belirgin bir biçimde farklılık gösterdiği görülür. Belirli yöntemlerin belirli toplumlarda özellikle tercih edilmesi yöntemlerin rastgele seçilmediğini gösterir. İntihar yönteminin toplumlardaki bu farklı biçimleri, toplumsal güçlerin intiharın yönteminde belirleyici bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle konu toplumsal açıdan ele alınmalı ve incelenmelidir.

İntihar yöntemleri üzerinde özellikle durulması gerektiren nedenlerin en önemlilerinden biri de, bir toplum içinde görülen farklı durumdur. Cinsiyetler arsında olsun, yaş grupları arasında olsun seçilen yöntemlerdeki farklılıklar belirgin özellikler gösterir.

Tüm bunları dikkate alarak bu bölümde belirli sınırlar içinde, toplumsal güçlerin intihar yöntemlerinin seçiminde nasıl bir rol oynadıkları ve yöntem seçiminde nelerin etkili oldukları gibi konular üzerinde durulacaktır. Daha sonra ülkemizdeki intihar yöntemleri incelenecek ve genel bir sonuca varılacaktır.

Bu konuları açıklamaya girişmeden önce, başlıca intihar yöntemleri nelerdir, nasıl uygulanırlar; bunların belirlenmesi gerekir.

BAŞLICA İNTİHAR YÖNTEMLERİ

Kendi canlarına kıyan kişiler akla gelmeyecek kadar ilginç yöntemler seçebilmektedirler. Fakat, bu ilginç yöntemlere oldukça az rastlanmaktadır. Günümüzde belirli intihar yöntemleri adeta klasikleşmiştir. Bu çalışmada en çok tercih edilen başlıca intihar yöntemlerinin açıklanması yapılacaktır.

Her intihar yöntemi aynı etkinlikte ölümcül değildir. Bazı yöntemler ölüm çok kısa bir sürede gerçekleşirken bazısında belirli bir sürenin geçmesi gerekmektedir. Ayrıca, kimi yöntemde kişinin pasif kalması yeterliyken kimisinde eylemi aktif bir biçimde gerçekleştirmesi gerekir. İleride değinilecek konularda faydalı olması bakımından bu yöntemler hakkında kısa bir bilgi verilecektir.

Kendini asmak: Bir kimsenin, boynundan iple yüksekçe bir yere kendini asması, kendi ağırlığı ile ipin çekilmesidir. İntihar için kişinin çok yüksek bir yer saçmesi gerekmez. Yerden 40-50 cm. yukarda bir noktaya bile ası yapılabilir. Örneğin; bir kapı koluna bağlanan ipin boyundan geçirilerek, vücut ağırlığının yere verilmesiyle de intihar gerçekleştirilebilir.

Asılma sonuçunda, kısa bir süre içinde bilinç kaybolur. Ölüme ise aşağıdaki sebeplerden biri veya birkaçı birlikte yolaçar:

1) Solunum yolunun kapanması sonucu “asfiksi”.

2) Boyundaki damarların sıkışmasıyla “beynin kansız kalması”.

3) Omurilik halkalarından birinin çıkması veya kırılmasıyla “medulla spinalinin kopması”.

4) Boyundaki ipin deriye ansızın dış bir darbe yapması sonucu “inhibisyon”.

Kendini boğmak: Bir kimsenin ip, eşarp, kravat, kemer vb. şeylerle kendi boynunu sıkmasıdır. Çoğu kimse boynunu direk olarak sıkmak yerine, boyunlarına bağladıkları şeyin arasına bir çubuk geçirerek sıkışana kadar çevirmekte veya bağladıkları düğümlü şeyin diğer ucunu ayaklarına bağlayarak gerdirmektedirler.

Bu yöntemde de kısa sürede bilinç kaybı meydana gelmekte ve asfiksiden ölüm olmaktadır.

Kendini yüksekten atmak: Kişinin yüksek bir yerden atlaması sonucu ölüm olabilir. Pencere ve balkon gibi yerlerden atlanmasıyla, şiddetli bir şekilde yere çarpma sonucu beyin kanaması veya organların parçalanmasıyla travma ölüme sebep olur.

Kendini suya atmak: Bu yöntemde kişiler kurtulma ihtimalini azaltmak amacıyla el ve ayaklarını bağlarlar veya boyunlarına ağır bir cisim bağlayarak suya atlarlar.

Bu yöntem genellikle, önceden başka yöntemleri denedikleri halde ölüme ulaşmayan kişilerce tercih edilmektedir. Solunum yolunun suyla dolması sonucu ölüm olabileceği gibi, yüksek bir yerden suya atlanmışsa, dış darbe sonucu da olur.

mbiterge
05-06-2007, 04:11 PM
İNTİHAR HAKKINDA NELER BİLİYORUZ

Eninde sonunda herkesin kendini öldürmek için geçerli bir sebebi vardır. Fakat intihar eden kişi diğerleri ile uzun süre iletişim kurmuş, onlardan yardım beklemiştir; intihar ise kişi için genellikle son çare olmaktadır. İntihar edenlerin büyük bir çoğunluğu bu niyetlerini eylemlerinden önce doğrudan veya dolaylı olarak arkadaşlarına veya yakınlarına anlatmışlardır.

Halk arasında yaygın olan bazı yanlış kanılar vardır ki, bunlar intihara eğilimi olanlar için tehlikeli ve teşvık edicidir. Bu tür yanlış kanılar yerine doğru olanları bilinirse, intihar niyetleri olan birçok kişinin bu niyetleri çok önceden anlaşılmıs ve yardım edilmiş olabilecektir.

Farberow ve Leonard bu konudaki yanlış kanıları ve doğru olan şekillerini bir liste halinde toplamışlardır:



Yanlış
Doğru

İntihar hakkında konuşanlar intihar etmez.
Kendini öldüren her on kişiden sekizi intihar niyetlerini daha önce kesin uyarılarla bildirmislerdir.

İntihar eden kişiler gerçekten ölmek niyetindedir.
İntihara kalkışanların bir kısmı ölmek ve yaşamak arasında karar verememişir.

İntihar uyarısız olur.
İntihara kalkışan kişi bunu çeşitli yollarla bildirir. Bu yollara karşı alarmda olursak intihar önlenebilir.

Bir kişi intihar etme eğilimindeyse, bu sonsuza kadar devam eder.
Bu kişilerde intihar etme arzusu kısıtlı bir süre için olur. Kurtarılabilirlerse, hayatlarının geri kalan kısmını mutlu olarak yaşayabilirler.

Bir intihar krizinden sonra intihar riski sona ermiştir.
Birçok intihar ilk girişimten sonraki bireyin sağlıksız fikirlerini eyleme geçirebileceği enerjıye sahipken üç ay içinde olmuştur.

İntihar olayları zenginler arasında veya tam tersi fakirler arasında görülür.
İntihar ne sadece zenginin ne de fakirin sorunudur. Toplumun her kesiminde olmaktadır ve de çok demokratiktir.

İntihar bir ailede genetik olarak bireylere aktarılan bir mirastır.
İntihar aileye dadanmaz. Sadece bireyin sorunudur ve önlenebilir.

Bütün intihar eden bireyler kafaca hastadır. Yüzlerce intihar olayında intihar edenler çok mutsuzdurlar; fakat bu, onların kafaca hasta olmalarını gerektirmez.

mbiterge
05-06-2007, 04:11 PM
PSİKO-SOSYAL GELİŞİM DÖNEMLERİ ve İNTİHAR

İntihar belirli bir yaşla sınırlandırılabilecek bir olgu değildir. İnsan yaşamının her evresinde, farklı oranlarda da olsa kendini gösterir.

İlkel insandan günümüze değin intihar olaylarının süregeldiğini belirtmemize rağmen, günümüz çağdaş toplumlarında büyük artışlar göstererek başlıca toplumsal sorunlardan büyük artışlar göstererek başlıca toplumsal sorunlardan biri haline gelmiştir. Toplumsal farklılıkları bir an dikkate almasak bile, genellikle çağdaş dünyada intihar olayları belirli ortak özellikler göstermektedir; erkeklerde kadınlara oranla fazla olması, teşebbüslerde ise kadınların fazlalığı gibi. Bu nedenle intihar olgusunu çağdaş toplumdaki insanın psiko-sosyal gelişim dönemleri içinde de incelemek gereklidir.

İnsan ancak mutluluk için verdiği savaşta yenik düştükten sonra trajik bir son arar. Aranılan bu mutluluk ise, her yaş döneminde farklılıklar gösterir. Bu nedenle doğaldır ki, her dönemde karşılaşılan sorunlarda da farklılıklar olacaktır. İntihar nedenlerini ortaya çıkarma yolunda yapılan her çalışmada öncelikle, bu yaş dönemlerindeki farklı sorunları ortaya çıkarmak zorunludur.

Ayrıca sorunun bu boyutu üzerinde özellikle durmak öyle sanıyorum ki, psikolojik ve sosyolojik açıklamalar arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak için gerekli olan en temel noktadır. Durum böyle olunca, intihar olgusunun toplumsal boyutu yanında kişisel boyutuna da değinmek zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Konuyu açıklamada bakış açısını bu şekilde genişletmek, sosyolojik alandan çıkarak sosyal psikolojik bir platforma kaydığımız kanısını uyandırıyorsa da, yarattıkları insan modeliyle çağdaş toplumsal güçlerin intiharlar üzerindeki etki derecelerini açığa çıkarmakta ve dolayısıyla sosyolojik açıklamaların ne denli önemli olduğunu vurgulamaktadır.

İnsanın psiko-sosyal gelişimini pratikte kesin çizgilerle ayırmak hemen hemen imkansız gibidir. Çünkü, gelişim dönemleri her insanda aynı değildir ve her dönem geçmiş dönemler üzerinde gelişir. Fakat, teorik olarak kolaylık sağlaması bakımından böyle bir yaş sınırının çizilmesi de gereklidir.

Burada çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık olarak ayırdığımız psiko-sosyal gelişim dönemlerin hangi yaşlarla sınırlandırıldığını açıklayacağız.

Çocukluk dönemi, doğumdan itibaren bebeklik olarak adlandırılan dönemi de kapsayan, fiziksel ve özellikle cinsel değişmeye kadar olan devredir. Bu dönemin 0-11 yaşları arasında olduğu kabul edilir; fakat, kız çocuklarda cinsel gelişim erkek çocuklara oranla daha önce olmakta ve erkek çocuklarda bu dönem 12-13 yaşlarına kadar uzayabilmektedir.

Ergenlik ve gençlik dönemleri uzun zaman aynı şey olarak kabul edilmiştir. Yeni yeni bu iki dönemin farklı olduğu, ayrı karakteristik özellikler gösterdiği ortaya çıkarıldı. Ergenlik döneminin 11-15 yaşları arasını kapsadığı; gençlik döneminin ise, UNESCO’nun da kabul ettiği gibi, 15-25 yaşları arasını kapsadığı söylenebilir. Fakat burada her iki dönem birleştirilerek tek bir başlık altında toplanmıştır.

Yetişkinlik dönemi, 25-55 yaşları arasını oluşturur. Fakat bu sınırlar içinde farklı özellikler gösteren iki alt grup görülmektedir. Bu nedenle, 25-35 yaşları arasındakileri genç yetişkin, 35-55 yaşları arasındakileri ise orta yaşlı ya da olgun olarak adlandırmak mümkündür.

Yaşlılık döneminin, yaşdönümü ya da adet kesilmesi diye adlandırılan devreyle başladığı söylenirse de, bu, herkeste ortak olan bir devre değildir. Bu nedenle özellikle çağdaş toplumlarda objektif bir ölçüt olabilen emeklilik, yaşlılık devresinin başlangıcı olarak ele alınmalıdır. Bu ise genellikle 55 yaş civarıdır.

Dönemlerin sınırlarını böyle belirledikten sonra, şimdi her dönemde kişileri intihara kadar sürükleyebilen ortak sorunlara değinebiliriz.

mbiterge
05-06-2007, 04:12 PM
HUKUKSAL AÇIDAN İNTİHAR

Toplumlar, kendi bireylerinin varlığı ile devamlılık kazanırlar. Bu nedenle, insanlık tarihi boyunca toplumsal kurumlar genellikle intihara karşı bir tavır takınmışlardır. İlkel toplumlarda tabular yoluyla kendini gösteren bu tutum, özellikle tek tanrılı dinlerin ortaya çıkması ile iyice kurumsallaşmıştır. Doğu uygarlıklarında ise genellikle, intihara karşı daha ılımlı bir tutum süregelmiştir. Hatta, intiharı onurlu bir davranış olarak görme eğilimi de bu toplumlarda olmuştur.

Yüzyıllar boyu, dinlerin intihara karşı olan bu tutumları intihar olaylarını engelleyememiş ve bazı yaptırımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinde dinsel kuralların egemen olduğu dönemlerde intihar, bir suç ve günah olarak değerlendirilmiştir. Bu ise, o dönemlerde intihar olaylarını engelleyememiş, fakat düşük seviyelerde kalmasında büyük ölçüde rol oynamışdır.

Tek tanrılı dinlerin intihara karşı ağır yaptırımlar uygulamaları, bu dinlerin ortaya çıktığı dönemlerde intihar olaylarının oldukça yaygın olduğunu göstermeleri açısından ilgi çekicidir.

Judaizm (Yahudilik dini), Hristiyanlık ve İslamiyet gibi tek tanrılı dinlere göre insan hayatı Tanrı’ya aittir; canı Tanrı yaratır ve geri alır. İnsanın kendini öldürmesi, Tanrı’ya karşı gelmedir ve bu kişi sonsuzluk içinde devamlı ızdırap çekecektir.

Yahudilerin kanun ve tefsir kitabı olan Zalmut, intiharı bir günah saymakta ve intihar eden kişi için geleneksel cenaze merasimini kabul etmemektedir. İntihar eden kişinin cesedi, adam öldürenlerin ve serserilerinki gibi cenaze merasimi yapılmaksızın ayrı bir yere gömülmekteydi.

Tevrat’ta Samson, Saül, Abimelek ve Ahitofel gibi önemli dört kişinin intiharları anlatılmaktadır. Ayrıca, M.S. 73 yılında kuşatılmış olan Masada kalesinde 960 Yahudinin Romalılara esir düşmemek için topluca intihar etmeleri, Yahudiler arasında intihar olaylarının dinsel yasaklara rağmen engellenemediğini göstermektedir.

Hristiyanlık dininin ilk dönemlerinde, hristiyanlar arasında intihar oldukça yaygındı. İlk olarak St. Augustine intiharın her çeşidini günahkarlık sayarak cinayetle eşdeğer olarak görmüş ve bu yaklaşım etkisini hristiyanlık dünyasında uzunca bir süre korumuştur.

Ortaçağda intihar edenler insanlık dışı muamelelere uğramaktaydılar. Bunlar sürüklenerek bir odun yığınında yakılır veya bir fıçıya konarak nehre atılırdı.

1789 devrimden sonra Fransa’da intihar edenler bir kalbur üzerinde ata bağlanıp sürüklenir, mezarlığa gömülmez ve hatta bütün ailesi bu olaydan sorumlu tutulurdu. İngiltere’de ise bir zamanlar, intihar edenler vücutlarından kazıklar geçirilerek bir yola gömülürdü. Kilisenin baskısının azalması ile daha sonraları bu tür uygulamalar yavaş yavaş kalkmıştır. Bugün Katoliklerde, intihar edenler Katolik mezarına gömülmez ve cenazesinde rahip bulunmaz.

Protestanlık mezhebinin ortaya çıkması ile intihar oranlarında bir artış görülmüştür. Rönesans dönemindeki bu artışı, o dönemin düşünürleri en önemli sorunlardan biri olarak görmüşlerdir. J. Dumas ve M. Montaigne, kendi dönemlerinde intiharın bütün hristiyanlık aleminde yayıldığını ve artış gösterdiğini belirtmişlerdir. İntihar oranlarındaki bu artış günümüze kadar gelerek, bugün batı toplumlarında en önemli toplumsal sorunlar arasında yeralmıştır.

İslamiyet de aynı şekilde intihara karşı bir tavır geliştirilmiş ve hatta intiharın, başkasını öldürmekten daha büyük bir günah olduğu belirtilmiştir. Susuzluk, açlık gibi nedenlerle olanlar dışında intihar edenlere, cenaze namazı kılınmaması gibi bir yaptırım uygulanmaktadır. Cinayet işleyen ve idam edilenlerin dahi cenaze namazlarının kılınması, İslam dininin intihar karşısındaki tutumunu rahatça göstermektedir.

Dinsel hukuktan pozitif hukuka geçildiği dönemlerde bile bu tür uygulamalar sökülüp atılamadı. Günümüzde ABD gibi gelişmiş bir ülkenin bazı eyalatlerinde intihar girişiminde bulunup da başaramayanlar adam öldürme suçu ile yargılanmaktadır. Günümüzde, dünya genelinde intihar bir suç sayılmamaktadır; fakat başkasını intihara teşvik etmek veya yardım etmek suç sayılmaktadır.

Ülkemizde de, Cumhuriyetin ilanından sonra, intihar suç sayılmamaktadır. İntihar girişiminde bulunan kişi, ölümden kurtulursa bir cezaya çarptırılmaz. Ancak, intihar için uyuşturucu madde kullanan veya ruhsatsız silahla intihara girişim edenler 6136 sayılı kanuna muhalefetten; yani uyuşturucu madde kullanmaktan veya ruhsatsız silah taşıma suçundan yargılanırlar. Kollektif intiharlarda, birbirini intihara ikna eden kişilerden birinin ölmesi, diğerinin kurtulması halinde, kurtulan taraf başkasını intihara ikna suçundan ve yardım etmekten suçlu duruma düşer. Başkasını intihara ikna ve yardım eden kimse ise, eğer diğer kişi ölürse, TCK’nın 454. maddesine göre üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasına çarptırılır

mbiterge
05-06-2007, 04:13 PM
TÜRKİYE’DE İNTİHAR YÖNTEMLERİ

Ülkemizde intihar istatistikleri yakın bir tarihte tutulmaya başlanmıştır. 1927-41 yılları arasında Nezahat Arkun tarafından İstanbul’daki intiharlar incelenmiş; daha sonra 1947-51 yılları arasında 9 ildeki intihar olayları İstanbul Üniversitesi Ceza Hukuk ve Krimioloji Enstitüsü tarafından kayıtlara geçirilmiştir. Bu çalışmalarda elde edilen veriler yetersizdir ve Türkiye genelini temsil edemezler. İntihar istatistiklerinin sistemli olarak Türkiye çapında tutulmaya başlanması ise 1975’den itibaren gerçekleşmiştir. Tablolar halinde yayınlanan bu veriler ise sadece velirli değişkenleri ele almakta; bundan dolayı da, ayrıntılı bir araştırma için kaynak teşkil edememektedir.

Konumuz olan intihar yöntemlerinin, sadece cinsiyet, intihar nedeni ve okur-yazarlık gibi değişkenlerle ilişkisi incelenecektir. Bunun yanında, 1975-77 yılları arasında şehir ve köylerde seçilen intihar yöntemleri de kısaca ele alınacaktır.

Ülkemizdeki intiharların yarıya yakın bir kısmı kendini asma suretiyle gerçekleştirilmektedir. Kimyevi madde kullanarak intihar etmek ikinci; silahla intihar etmek ise üçüncü sırada gelmektedir.

1980 yılına kadar intiharlardan ateşli silahla intihar, 1981 yılından itibaren bir azalma göstermektedir. 1980 yılında sıkıyönetim ilan edilmesi ve ülke çapında silahların toplanması bunun başlıca nedenidir. Aynı yıllarda yüksekten atlayarak ve suya atarak intihar etme yöntemlerinde ise nisbi bir artış görülmektedir.

Asılarak intihar her iki cinsiyette de ilk sırada yer almaktadır. İkinci sırada ise, kadınlarda kimyasal maddeyle; erkeklerde silahla intihar gelmektedir.

Hemen hemen bütün intihar nedenlerinde, erkeklerde kendini asma ve ateşli silahla; kadınlarda ise asma ve kimyasal maddeyle intihar etme ilk sıraları oluşturmaktadır.

Okur-yazarlık durumuna göre; havagazıyla ve kimyevi maddeyle intiharlar, daha çok eğitim durumu yüksek olan kişilerde görülmektedir. Kendini yakarak ve araç altına atarak yapılan intiharlar ise, daha çok eğitim durumu düşük olan kişiler tarafından tercih edilmektedir. Diğer yöntemlerle okur-yazarlık arasında doğrusal bir ilişki görülememiştir.

İntihar yöntemleriyle toplumsal yaşam arasındaki ilişkiyi incelemenin en geçerli yolu şehir ve köylerdeki intiharlarda kullanılan yöntemleri araştırmaktır.

Daimi İkametgaha Göre İntihar Yöntemleri (%)


Erkek
Kadın


Şehir
Köy
Şehir
Köy

Asarak
39.4
55.8
38.7
58.2

Kimyevi madde
19.4
11.8
35.7
21.9

Yüksekten atarak
7.0
1.8
6.4
1.5

Suda boğularak
3.9
2.9
4.1
6.7

Silahla
21.7
24.7
9.7
9.5

Yakarak
0.9
0.2
1.9
-

Kesici aletle
3.5
1.1
1.3
0.8

Havagazı
1.8
-
0.8
0.2

Araç altına atarak
0.9
0.4
0.6
-

Diğer ve bilinmeyen
1.5
1.3
0.8
1.2

Toplam
100.0
100.0
100.0
100.0


Yukarıdaki tablo 1975-77 yılları arasındaki intiharların ortalamasından elde edilmiştir. Bu üç yıl süresinde, erkeklerin 946’sı şehirde, 4572si köyde; kadınların 636’sı şehirde, 402’si köyde intihar etmiştir.

Cinsiyetlerin şehir ve köydeki yöntemleri farklıdır.

Kendini asarak intihar etmek, köyde yaşayan erkek ve kadınlarda, şehirde yaşayanlara göre, daha yaygındır. Köydeki kadınlarda % 58.2 ile en çok görülürken, şehirdeki kadınlarda % 38.7’e düşmektedir.

Kimyasal madde kullanarak intihar etmek, kadınlarda daha çoktur. Özellikle şehirli kadınlarda bu oran % 35.7 ile en yüksek derecededir. Köylü erkeklerde ise % 11.8’e kadar düşmektedir.

Yüksekten atlayarak intihar etmek, şehirde yaşayanlarda, köydekilere oranla, çok daha fazladır. Şehirlerde balkon, çatı ve pencerelerden atlama imkanı varken, köylerde böyle yüksek yerler bulma şansı daha azdır. Bu yönteme Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde pek rastlanmamaktadır. En çok Ege ve Marmara bölgelerinde görülmemektedir.

Kendini suya atarak intihar etmek, kadınlarda daha çok görülmektedir. En yüksek oran köyde yaşayan kadınlardadır; en az ise köydeki erkeklerde görülür. Bu yöntem, deniz kıyısında ya da akarsu, göl gibi yerlerin civarında yaşayanlar tarafından daha çok uygulanmaktadır.

Ateşli silah kullanarak intihar etmek, erkeklerde kadınlara oranla 3 kat daha fazla görülmektedir. Bu yöntem Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde daha çok tercih edilir. Çünkü buralarda silah temin etmek daha kolaydır. Örneğin; adeta bir silah fabrikası gibi, geçmişte hemen her evde silah yapılabilen Rize’de intiharların tamanına yakın bir kısmı bu yöntemle gerçekleştirilmiştir.

Kendini yakarak intihar etmek, ülkemizde az rastlanmasına rağmen, köylere oranla şehirlerde daha yüksektir. Benzer şekilde, havagazı ve tüpgazla, kesici aletle, tren veya bir motorlu araç altına atlayarak yapılan intiharlar da az görülmelerine rağmen, daha çok şehirdeki intihar yöntemi olarak dikkati çekmektedir.

Özellikle şehirlerdeki intihar yöntemlerin oranı ülkemizde kullanılan yöntemleri temsil edecek niceliktedir.

zeydan
11-08-2007, 01:39 AM
intahar dünyaya duyulan öfkenin birduvara çarpıp seken mermi gibi geri dönüp bireyi vurmasıdır


EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum


Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0