4umTurk Portal.Sizin için en iyisi Türkiye'nin incisi


4umTurkü ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.Burası sitemizin arşividir.Ana siteye giriş için lütfen yukarıdaki bannerı tıklayınız.


Takvimden Bir Yaprak: Bademler'de Tiyatro Yaşıyor

DerwisH
28-04-2006, 05:56 PM
http://www.tahtacilar.com/bademlertiyatrosu1.jpg

Zeynel Kozanoğlu

Takvimden Bir Yaprak: Bademler'de Tiyatro Yaşıyor

Ünlü tiyatro adamımız Muhsin Ertuğrul adına İzmir’de 1984 yılı Nisan’ında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü tarafından düzenlenen seminerde (Muhsin Ertuğrul Semineri, 28/29 Nisan 1984, İzmir) “Bademler Köyünde Tiyatro” başlığı altında bir “bildiri” sunmuştum. O günden bu yana neredeyse 18 yıl geçti.

Bu konuşma metnini yeniden gözden geçirdiğimde farkına vardım ki, o gün taşıdığım “Bademler’de tiyatro ateşinin söndüğü” yolundaki görüşüm bir yanılgıdan başka bir şey değilmiş. Bademler gençlerine haksızlık etmişim. Onlar köyü “basan” yabancı kaynaklar ağırlıklı TV yayınlarına ve buna benzer diğer etkenlere karşın, yine de köyde perdelerini açıyorlar. Bunun örneğini geçen sezon boyunca gösterdiler.

Şimdi, 18 yıl öncenin İzmir’ine doğru bir geziye çıksak ve Atatürk Kültür Merkezi salonlarından birinde Muhsin Ertuğrul adına düzenlenen sempozyum sırasında sunduğumuz “Bademler köyünde Tiyatro” adlı konuşmaya bir göz atsak, ne dersiniz?

İşte o gün sunduğumuz bildiri:

Bademler Köyünde Tiyatro

1. Giriş

Yıllarca yazıldı ve söylendi. “Bademler köyünde tiyatro kuruldu. Bademler ülkemizde tiyatrosu bulunan ilk ve tek köy. Bademler insanı yaradılıştan aydın, yaradılıştan sanatçı…” gibi.

Bademler köyünün ve tiyatrosunun ünü yurt dışına kadar yayıldı. Ancak, pek âlâ izliyorsunuz, son yıllarda Bademler köyünden de Bademler’den de söz edilmez oldu. Bu gidişle daha uzun süre de söz edilemeyecek. Hal böyle olunca, şimdilerde bir saptama yapmanın tam sırası olduğunu düşündüm.

Bademler köyünde tiyatro olayı gerçekten çarpıcı bir gelişme midir? Şaşırtıcı bir gerçek midir? Yoksa, köyden bir dostun dediği gibi Bademler köyü efsanesi sadece bir balon mudur? Bademler köyü tiyatrosu tiyatromuza ve insanımıza ne getirmiştir? Büyük usta Muhsin Ertuğrul’un anladığı “Halkın tiyatrosu” ile benzerlik derecesi nedir? Aydınlarımız bu tiyatronun yaşatılması yolunda ne yapmışlardır?

Kısacası, biri çıkıp Bademler köyünde tiyatro olayını ayrıntılarıyla belirlemeliydi. Bu yapılmazsa ileride bir gün tiyatroyu köye götürecek sanat erleri önemli bir deneyimden yoksun olarak yola çıkarlardı.

Buna gönlümüz razı olmadığından huzurunuzdayım.

2. Bademler’in Konumu ve Nüfus Yapısı

İzmir’in güney batısında, Urla’ya bağlı olmakla birlikte Seferihisar yolu üzerindedir. Kente uzaklığı 35 km.dir. Yolu asfalttır. Elektriği ve suyu vardır. Nüfusu yaklaşık 1000'dir. Ayrıca köyden 200'e yakın kişi de yurt dışındadır.

Kente göç sorunu olmayan ender köylerimizdendir. Aksine yurdun dört bucağından bir çok aile Bademler’e göç etmektedir. Köyde okuma-yazma oranı yüzde yüzdür.

Kurtuluş savaşını izleyen yıllarda köyde herkes pek yoksul iken, sonraları ekonomik durumu iyinin üzerinde aile sayısı giderek artmıştır. 1970'li yıllarda yurt dışına çalışmak üzere gidenler ve köyde kurulan dernek ve kooperatifler, bu artışta ayrı bir rol oynamışlardır.

Köyde tütün ekilir. Serada ve açık alanda sebze ve çiçek yetiştirilir. Zeytin de başlıca gelir kaynağıdır.

“Köy halkı yetingendir. Kendi yağıyla kavrulacak kadar gelir sağladı mı, daha doğrusu karnı doydu mu, oynamayı ve eğlenmeyi sever. Göreneklerine bağlıdırlar. Yeniliğe açıktırlar. Yeniyi, iyiyi, güzeli hemen kabullenirler. Okumayaa ve bilgi edinmeye heveslidirler. Okumuş kimselerden yararlanmayı, onlara saygılı olmayı şeref bilirler. Eleştirici bir yapıya sahiptirler. Eleştirilerinde kırıcı olmayı değil, şakaya getirerek ve güle oynaya iyisini, doğrusunu önermeyi yeğlerler. En tasalı günlerde bile şaka yollu takılmalarla gönül şenliği yaratmayı severler. Özellikle hayır, devir, düğün ve cenaze törenlerinde yardımlaşmayı kutsal hizmet bilirler.” (Dr. Musa Baran- Köyde kendisiyle konuşmamızdan)

3. Bademler’de Tiyatro Fikir ve Ortamının Doğuşu

Köylerde uzun kış gecelerinde nasıl vakit geçirilir? Kimi gecelerde sohbet edilir. Sıra yenir. Kimi köy odalarında kurt masalları anlatılır, avcılıkla ilgili palavralara gülünür.

Sosyal ve kültürel yönlerden belli bir düzeyin üstüne çıktığı görülen Bademler köyünde ise, daha ağır bir uğraşa yönelmek arayışına girilmiş. Öğretmen Mustafa Anarat’ın 1930'lu yıllarda öğrencilerine oynattığı bir iki oyun uyarı ışığı olmuş.

Sırası gelmişken burada hatırlatmak zorundayım ki, tiyatronun güçlü bir eğitim aracı olduğu inancı kadar, çoğu toplumlarda imtiyazlı bir sınıf eğlencesi olmaktan öteye gidemediği gerçeği de gözler önündedir. Bizde, tiyatroyu bu durumdan kurtarmayı ve geniş halk kitlelerine mal etmeyi iş edinenlerin başında yer alan Muhsin Ertuğrul “Halkın tiyatrosu”nu bakın nasıl tarif ediyor: "Halkın içinden çıkmış kişilerle halkın konusunu halkın gözü önüne serecek topluluk."

Bu arada başka memleketlerde her köyde değilse bile, her kasabada aydınların önayak olduğu tiyatro toplulukları bulunduğunu hatırlatıyor ve hüküm bildiriyor: "Bizim istediğimiz ve bizim toplu kalkınmamızda geniş etkisi olacak olan işte bu tiyatrodur."

İşte, kimi çevrelerin böylesine hararetli bir arayış ve özlem içinde bulunduğu o yıllarda “Halkın tiyatrosu”nun ta kendisi Bademler köyünde kuruldu.

Bademler insanı tiyatroya yabancı değildir. Bir kere, yolda yolakta, işte güçte, özellikle kış gecelerinde erkekli kızlı toplanır, birlikte eğlenir, birlikte gülüşürler. Sonra Bademler Alevi köyüdür. Alevilerin kişiyi olgunlaştırma, ya da olgun kimseler arasına katma anlamına gelen “Erkân Yetirme”, ya da “Musahiplik” törenleri olduğunu biliyoruz. Bu törenlerde kişinin 12 oyun bilmesi ve 12 dost edinmesi gereği de vardır. Oyun bilmeyen türkü söyler. Bütün bu ve buna benzer nedenlerle insanlar ortaoyunu biçiminde de olsa tiyatroyla tanışıktırlar.

Bundan başka, Bademlerde “Derme devşirme”, “Çora karşı gelme” ve “Düğün başlangıcı” gibi günlerde ve bayramlarda eğlence olsun diye oyunlar çıkarılır. Sözgelimi, bir bölük oyuncu yanlarına bir eşek bir keçi de alarak köy içine çıkarlar. Biri Arap, biri köçek, biri Ağa biri de Maskot olurlar. Türlü şaklabanlıklar ederek izleyenleri güldürürler, köşe başlarında çalar söyler, evlerden tarhana, bulgur yağ pekmez… toplarlar. Sonra genişçe bir üçyol ağzına kazan kurar, topladıklarını pişirirler. Gelene geçene yedirirler.

Bütün bu birikimlerin ürünü olan Bademler tiyatro hareketi aydın kesimce yeterince anlaşılabilseydi, bir yandan “Halkın tiyatrosu” özlemini çekenler, kendiliğinden filizlenivermiş “Halkın tiyatrosu”nu kendi haline bırakmasaydılar, bugün belki de sekiz değil seksen değil, sekiz bin tiyatromuz olurdu.

Sırası gelmişken şu noktayı, altını çizerek belirtmekte yarar var. Tiyatrodan anlayanlar “Halkın tiyatrosu” derken neyi kasdediyorlarsa bunların tümü Bademler tiyatrosunda vardır. Başlangıçta köyün öğretmeninin öğrencilere bir iki okul piyesi oynatmış olmasının ötesinde, köy dışından hiç kimse, oyuncu, yönetmen, yazar gibi hiç kimse, Bademler’de tiyatronun oluşmasına, Bademler’de tiyatronun gelişmesine en küçük bir katkıda bulunmamıştır. Bademler insanı kendisi oynamış, kendisi yönetmiş, hatta kimi kez kendisi yazmıştır. Böyle olunca da bu bir “Halkın tiyatrosu” dur.

a) Bademlerde ilk oyun Hasan Ağa

İlkokul öğrencileri ilk kez 23 Nisan 1936 günü oynadılar. O sıra köyde öğretmen Mustafa Anarat idi. Oyundan yazılı metin elde yok. Öğretmen Mustafa Anarat ölmüş olduğundan, köyden de kimse bilmediğinden Hasan Ağa adlı oyunun meydana getiriliş öyküsü belirlenemedi.

Oyunun konusu ise kısaca şöyle:

Köyün güzel kızlarından Suna’yı eşraftan Şadi Bey pek çok sevmektedir. Ancak kızın gönlü çoban Mehmet’tedir. Mehmet de kızı sever ama, yoksulluğu nedeniyle sevgisini açığa vuramaz. Köyden çıkar, komşu köye gider. Bu komşu köy Ulamış’tır. Ulamış’ta Hasan Ağa’ya çoban durur. Günler geçer Suna Mehmet'i göremediği için pek üzgündür. Günün birinde sevdiğinin komşu köyde olduğunu öğrenir.

Annesini yanına alarak kırlara gezintiye çıktığı bir günde Mehmet'i bulur. Mehmet konuklarına bir koyun keserek ikramda bulunur. Bunu öğrenen Hasan Ağa “İyi etmişsin,” der.

Günler sonra çoban Mehmet’e piyangodan büyük bir ikramiye vurur. Hasan Ağa otobüse biner. Mehmet'in parasını almaya gider. Sonra Suna’yı Mehmet için annesinden ister. Oyun da böylece biter.

Görüldüğü gibi Hasan Ağa adlı oyunun dişe dokunur bir yanı yok. Ancak köy meydanında oynanmıştır. Yarım yüzyıl önce, bir Türk köyünde meydanlar meydan diye, evler ev diye, köy çeşmesi çeşme diye kullanılarak tiyatro oynanmıştır. Kadınlı erkekli bütün köy halkı da oyunun içinde bulunarak oyunu izlemişlerdir.

İzleyicilerin yer yer oyuna katılarak küçük güldürü öğeleri oluşturdukları anlatılıyor. Sözgelimi, şu iki olay ilgi çekici değil midir?

Çoban konukları için koyunu kesmiştir. Paçasından içeri hava üflemeye hazırlanmaktadır, bu arada seyircilerden biri bir kova suyu boşaltıverir. Kıpırdaması bile yasak olan koyun rolündeki öğrenci beklemediği bu hal karşısında kalkar ve kaçar. Ortalığı bir gülmedir alır.

Bir öğrenci otobüs olmuştur. Şadi Bey diye bilinen baş oyuncu otobüs rolünü üstlenen çocuğun sırtına binerken, izleyiciler arasından çocuğun babası yaklaşır. Oğluna öfkeyle bir tekme indirir. “Tembel oğlum,” der. “Kaç yıldır okula gidiyorsun, elin oğlu bu yıl gitti, bey olmuş, sen ola ola eşek mi olabildin?”

“Hasan Ağa” kadar Bademler köyü insanı üzerinde “Yarım Osman” adlı oyun da etkili olmuştur. Böyle olmalı ki, bu gün de köyde en çok bu iki oyundan söz ediyorlar.

Bademler tiyatrosu oyuncularını köylülerin ilgi çekici bir ödüllendirme yöntemleri var. Kim hangi oyunda pek başarılı olmuşsa, günlük yaşamında onu oyundaki adıyla çağırıyorlar. Köyde Hüseyin Kınık 1936 yılından beri Şadi Bey diye çağırılır. Balıkçı da İmam da öyle.

b) Bademler'de kooperatifin tiyatroya katkısı

Tiyatroda olduğu gibi Bademler köyünün bir başka alanda da öncülük ettiğini görüyoruz. Kooparatif yoluyla kalkınmayı ortaklaşa, el birliğiyle sağlamak. 1960'lı yıllarda kentlerimizde bile bir çok aydın kişiye düş gibi geliyordu. O sıra, ülkemizde kooparatif biçimlerini düzenleyen bir yasa da yoktu. Bademler’in okumuş yazmışları, köyde bir yandan Güzelleştirme Derneği kurarken, öte yandan Tüketim Kooperatifi, Üretim Kooperatifi arayışına girdiler. Bu gün Bademler Köyü Kalkınma Kooperatifi 22 yılı aşmış geçmişi, yarım milyar liraya yaklaşan mal varlığı ile ve her gün köyden yaklaşık 50 kişiye iş olanağı yaratan işletmeleriyle ülkemizin göz bebeği örnek kuruluşlardandır. Bir de, yurdumuzda kooperatifçilik hareketine öncülük edenlerden Mahmut Türkmenoğlu Bademler köyündendir. Bademler’e “Bakan çıkaran köy” unvanı kazandırdı, hatırlayacaksınız.

Araştırmacı, yazar, Arkeolog Dr. Musa Baran da bu köydendir.

Köyde diğer öncülerin de katkılarıyla kooperatifçilik hareketi tutunup geliştikçe, tiyatronun temeli de sağlamlaşmaya yönelmiştir. Esasen, bir yere kadar sosyal ve toplumsal davranışların, bileşik kaplar biçiminde birbirini etkilediğini görmekteyiz. Bademler'de de böyle olmuştur.

İnsanlar tiyatroya yatkın bir kafa yapısına sahip oldukları için kooperatifi kolayca kabullenmişler, kooperatifi kolayca kabullendikleri için de tiyatroda el birliği içinde olmak onlara olağan gelmiştir.

c) Bademler köyü için Susuz Yaz ve Pembe Kadın’ın önemi

Önce Susuz Yaz’ın, sonra da Pembe Kadın’ın Bademler’de filme çekildiğini biliyoruz. Bu iki çalışma, köylüler için adeta uygulamalı okul olmuştur. Öyle ya, bir yandan sanatçılarla içli dışlı olmak, öte yandan da çeşitli film hilelerini görmek, sonra da figüranlık da olsa kendilerine filmlerde görünmüş olma olanağı verilmek az şey midir?

Ömer Seyfettin’in Yüz akı başlıklı öyküsünü biliyoruz. Köyden Remzi Atar, bu öyküyü kendisi oyunlaştırmış ve kendisi oynamıştır. Filmler köyde tiyatro konusunda herkese bir canlılık, bir cesaret vermiştir.

4. Bademler'de Tiyatro Binası Yapılması Fikri ve Gelişmeler

Köyde 1950'li yıllarda tiyatro binasına gerek duyulmaya başlanmıştır. Ancak, bir çare akla gelmemektedir. Dr. Musa Baran arkeolog olduğundan Antik Yunan kentlerinde görüldüğü gibi köy önündeki bayırı tiyatro biçimine sokmayı önerir. Ama bu açık hava tiyatrosu fikri pek kabul görmez. Sonraki yıllarda bugünkü tiyatronun yeri belirleneyecek ve mimar Doğan Tuna’dan bir proje istenecektir.

Doğan Tuna’nın projesi köye ulaşınca Uğur Berger’e statik hesaplar yaptırılır. Tiyatronun yapımına hemen başlanır ama, bu iş için köyden toplanan para yapı henüz temeldeyken bitiverir.

O sıra, 1962'de DYO'nun başında Durmuş Yaşar’ın kendisi vardır. Durmuş Yaşar bey Bademler köyüne komşu bir araziyi satın almıştır ve komşuluk hatırına Bademler için bir şeyler yapmak istemektedir. İşte o ara, köyden aydınlar devreye girerler ve DYO'nun Bademlere yapacağı “bir şeyler”in tiyatro binası olmasını sağlarlar.

O yıldan sonra Bademler’in yıldızı iyiden iyiye parlamış, “Tiyatrosu bulunan ilk ve tek köyümüz” biçiminde ünü yayılmıştır.

DYO'nun katılımı ile yaptırılan tiyatro binası sağlamca ayaktadır. 300 kişi oturabilmekte; 500-600 kişi sığabilmektedir. Köy Muhtarlığı’nın koruması altındadır. Köyde düğünler ve toplantılar burada yaptırılıyor. Film getirenler sinema salonu olarak burayı kullanıyorlar.

5. Bademler'de Sahnelenen Tiyatro Oyunları

Başından beri Bademler köyü insanlarınca 17 oyun sahneye konulduğunu belirleyebildik. Bu oyunların belirli bir kısmı, bildiğimiz tiyatro yapıtlarıdır. Bir kısmı ise, ünlü yazarların ünlü öykülerinden çıkarılmıştır. Ya da belirleyemediğimiz bir yaratıcısı vardır.

Oyunların adları şöyledir:

“Hasan Ağa”, “Yarım Osman”, “Cıngıllı Mehmet”, “Sana Rey Veriyorum”, “Yüz Akı”, “Atak Ali”, “Çakır Ali”, “Hülleci”, “Dingilzadeler”, “Buzlar Çözülmeden”, “Tek Yataklı Otel”, “Boş Beşik”, “Bir Yol”, “Bu Oyun Oynanmamalı”, “Nalınlar”, “Ezik Otlar”, “Paydos”.

6. Bademler Tiyatrosuna Emeği Geçen Kurucu, Oyuncu ve Önderler

Sözün en zor yerine geldik. Bademler tiyatrosuna emeği geçenleri saymaya kalkışırsak, köyün tüm nüfusunu bildirmek gerekecek. Biz burada, çok işittiğimiz birkaç ismi vererek, Bademler köyü tiyatrosuna emeği geçenlerden ölmüşleri rahmetle, yaşayanları ise saygıyla anacağız.

Mustafa Anarat Bademlerde tiyatro fikir ve düşüncesinin uyanmasına ve kökleşmesine öncülük edenlerden biri. Öğretmendi. Sonra köyden Hüseyin Or, Hamza Eryılmaz, Remzi Atar, Mehmet Tutal, Mehmet Ali Uran, Hüseyin Kınık, Hüseyin Savran, Ali Uran, Mahmut Türkmenoğlu, Dr. Musa Baran.

Bir de, Bademler Tiyatrosu'nu ve Bademler köyünü sık sık yoklayan, onları tiyatro konusunda yüreklendiren, köyde oyunlar sunan, kimi tiyatro ve kişi toplulukları vardır ki, burada onları da anmayı görev biliyoruz:

Yıldız Kenter, Müşfik Kenter ve arkadaşları, Metin Erksan, Ulvi Doğan, Erol Taş, Hülya Koçyiğit ve arkadaşları, Muammer Karaca, Necati Cumalı, Dormenler, Alpago’lar, Halk oyuncuları, Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğu, Ali Haydar Celasun ve arkadaşları, Ayfer Feray, Genco Erkal, Nisa Serezli, Ekrem Bora, İzzet Günay, Atıf Yılmaz, Behçet Kemal Çağlar, Avni Dilligil, Ali İzzet Özkan, Hamle Tiyatrosu-Ali Haydar Erçığ ve Arkadaşları.

7. Bademler'de Tiyatronun Gerileme Nedenleri

İktisat Biliminde Gresham Kanunu vardır, bilirsiniz. Kötü paranın iyi parayı piyasadan kovacağı yolunda formule edilir. Öyle belirlemişler. Kötü para iyi parayı piyasadan kovuyor.

Bademler'de tiyatro tam tutunmuş iken artık binasıyla, oynayanlarıyla yerleşik bir biçime kavuşmuş iken, bir de bakıyoruz tiyatro kapı dışarı edilivermiş. İster istemez akla Gresham Kanunu geliyor. Ve meraka düşüyoruz. Bademlerden tiyatroyu bir kovalayan mı oldu?

Köye bakıyoruz, tiyatronun kurulduğu yıllarda ne yoktu, şimdi ne var? Elektrik yoktu, su yoktu, ekmek yoktu. Yüksek öğrenim görmüş bunca kişi yoktu. Avrupa görmüş adam yoktu. Ama tiyatro vardı. Şimdi bu yokların hepsi var. Bu kez de tiyatro yok oldu.

Öyle anlaşılıyor ki, her biri ayrı uygarlık belirtisi olan bu öğeler köye girdikten sonra, uygarlığın ta kendisi olan tiyatroyla bağdaşamadılar.

Bu gelişme aslında anlaşılması güç bir çelişkidir. Ama gerçektir. Bu konunun aydılatılmasını konunun uzmanlarına bırakıyoruz.

Bademler köyünde tiyatronun son üç beş yıl içindeki durumuna gelince şunları söyleyebiliriz:

“Kendi gitti, adı kaldı yadigâr” denildiği gibi, şimdi köyde tiyatronun adıyla birlikte bir de binası kaldı. Bademler köyü insanları tiyatro binasını tapınak gibi koruyorlar. Arada bir düğünler burada yapılıyor. Sahnede takı, ya da kına törenlerinin yapılmasına izin var, ancak köçek oynatılmıyor. “Bu sahne tiyatro içindir,” deniliyor.

Gençler yeni yeni oyunlar sahneye koymaya bir kaç kez kalkıştılar. Ancak, kimi kez “Oyun bulamadık,” dediler. Bir kaç kez de oyun buldular, hatta rol dağılımı da yaptılar. Fakat ya TV'deki Amerikan dizisi ağır bastı, ya da ay ışığında köyün alt ucuna doğru yürüyüşler daha tatlı geldi. Veya evlerde sürüp giden tombala partileri gençlerin tiyatro için haftada birkaç gün bir araya gelmelerine engel oldu.

Kırk yıl önce dağda aylarca kömür yaktıktan sonra köye inen ve soluğu tiyatroda alan yoksul Hasan’ların, Ali’lerin, Mehmet’lerin çocukları bugün artık tiyatroyla uğraşmayı akla uygun bulmuyorlar. Onlar fırsat buldukça geceleri son model Mercedes otomobillerine atladıkları gibi sözgelimi Çeşme’de Disko’ya gidiyorlar. Hem de ağızlarında Amerikan sigarası, bacaklarında Amerikan pantalonu olduğu halde.

8. Sonuç ve Öneriler

Bademler köyünde yaklaşık yarım yüzyıl önce “Halkın tiyatrosu”nun ortaya çıkışı ulusumuz için bir fırsattı. Ülkemizde tiyatronun halka mal edilmesi, ya da “Halkın tiyatrosu”nun kurulması için çırpınanlar bu fırsatı değerlendirmeyi bilemediler. Her nedense, bir yandan halkın içinden çıkmış kişilerle, halkın konusunu, halkın gözü önüne serecek toplulukların hasretini çektiler. Öte yandan, burunlarının dibinde kendiliğinden oluşan böyle bir topluluğu, bir başka deyişle Bademler köyü tiyatrosunu görmezden geldiler.

Uzun sözün kısası sonuç olarak şunu belirtebiliriz:

Orada, Bademler köyünde bir çocuk doğdu. Ne doktor baktı, ne anası emzirdi. Bebek kendi çırpınışlarıyla yaşamayı denedi. Fakat beceremedi, öldü. Bademler köyünde tiyatro olayı bundan ibarettir.

Bu acı son karşısında öneri ne olabilir?

Çekirdeğin yeşerdiğini gördük. Fidanın artık meyva verdiğini biliyoruz. Şimdi bu ilk fidanın kurumuşluğuna aldırış etmeden yenilerini yeşertmeyi deneyeceğiz. Yeni fidanlar yetiştirip meyvasını almaya bakacağız. Hem de bu birinci deneyden ders alarak. Hem de Bademler deneyimini örnek diye kullanarak.

O zaman belki, Bademler köyü insanı İzmir sokaklarında ekmek arayacağı yerde, tiyatrosu için salon aramakla geçirdiği günlerine yanmayacaktır. O zaman belki, bizim kadınlarımız süslü salonlarda konken partilerinde vakıt öldürürken, Bademler köyünün Gülsüm’ü, Döne’si, Zeyno’su tiyatro için harcadığı emeğin boşa gidişinden bizi sorumlu tutmayacaktır.

Muhsin Ertuğrul ne demişti: “Finlandiya’da sekiz bin tane böyle halkın tiyatrosu var. Bizde sekiz tane olmaması hepimizi utandırmıyor mu?”

Yeni yeni “Halkın tiyatroları” kurmaya yönelirsek, kim bilir belki o da yerinde huzura kavuşmuş olacaktır.

Son Söz

Evet, aradan geçen 18 yıl sonunda bugün görüyoruz ki, tiyatronun ülke çapında yaygın hale getirilmesi yolunda bir adım bile atılmamıştır. Hele hele “Halkın Tiyatrosu” denilen olgunun yanından bile geçilmemiştir. Devlet ve biraz da belediyeler büyük merkezlerde birkaç perdeyi yılda şu kadar kez açıp kapayınca görev tamamlanıyor, gibi bir duygu içindeler. Buna belki de “duyarsızlık içindeler” de diyebiliriz.

Oysa, Hoca’nın dediği gibi, elde yeterince malzeme var. Gözümüzün önünde Bademler örneği var. Bir başka deyişle un, şeker, yağ hazır. İş helvayı ortaya koymakta, biz yıllardır onu beceremiyoruz. Muhsin Ertuğrul’dan beri biz ulusça “helvacı” bekliyoruz.

DerwisH
28-04-2006, 05:59 PM
http://www.tahtacilar.com/gelin1.jpg

Dr. Musa Baran

Bademler Köyü'nde Sanat Faaliyetleri

Bademler Köyü Tiyatrosu: Ünlü Alman düşünürü ve şairi Friedrich Schiller (1759-1805), “Das Theater ist eine moralische Errichtung” diyerek, tiyatronun en anlamlı tanımını yapmıştır. Öyledir. Tiyatro, bir eğitim, edeb-erkân yeridir.

Bademler köyüne gelen bir gazeteci, köyün tiyatro oyuncularından Mehmet Uran’a “tiyatro ne demektir?” diye sormuş. O da “tiyatro edeptir” deyivermiş. Burada Schiller’le Mehmet Uran’ı dengelemek istemiyorum, onları söyleten nedenleri karşılaştırmak istiyorum. “Tiyatro maskaralıktır” denen bir ortamda, elbette ki, “tiyatro edeptir” denecektir. Belli koşullar, belli sonuçlar doğurur...

1930-35 yıllarında, Bademler köyünde öğretmenlik yapan Mustafa Anarat, Kurtuluş Savaşı’na katılmış, Cumhuriyet Dönemi'nin ilk öğretmenlerinden, hem de devrimcilerinden biriydi. Köylülere tiyatroyu önerdi ve ilk kez çeşme başındaki alanda, “Yarım Osman” oyununu görüntüye getirdiler. Zaten orta oyunlarına aşılanmış olan gençler, bu oyunu da beceriyle başardılar. İşte o gün bu gün Bademler’de “theatral oyunlar” oynanmaktadır. 1969 yılında Bademler köyü, hayırsever bir iş adamının yardımıyla, özel tiyatro binasına da kavuştu. Sürekli değil, ama az da olsa oyunlar oynanmakta, şenlikler o tiyatroda düzenlenmektedir.

1964 yıllarında Necati Cumalı’nın konusunu Bademler’den aldığı “Susuz Yaz” öyküsü, Metin Erksan’ın yönetiminde, köyde filme alındı. Oyuncular Hülya Koçyiğit, Ulvi Doğan ve Erol Taş’tı; ama diğer oyuncular olsun, figüranlar olsun, hepsi de Bademler’dendi. Bu film, Berlin’de “Altın Ayı” ödülünü kazandı...

Bademlerliler, kadın erkek hiç ayırım gözetmeden, tiyatroya gider ve hepsinin de gözleri oyunculara dikilir, kulakları sözlere açılır. Oyuncular olsun, konuşmacılar olsun, Bademlilerin tiyatro edebine, dinleme ve ilgilerine hayran olur; özellikle konuşmalarında coşku duyar. İşte bu olgu, onların erkan yetirmiş olmalarından yani toplumsal uyuşmayı özümsemiş olmalarından kaynaklanır.

Bademler’de, “Kültür ve Sanat” dernekleri de vardır. Devlet kuruluşu olarak 8 yıllık ilk öğretim okulu, “Sağlık Yurdu” ve bir de kitaplık bulunmaktadır. Bunların yanısıra oldukça geniş kapsamda sözü edilen, hem de ziyaret edilen bir “Çocuk Oyuncakları Müzeciği” vardır. 1985 yıllarından bu yana, uluslararası ilgi görmüş pek çok yayınları yapılmıştır. Söz konusu oyuncaklar, aslında köy çocuklarının oyuncaklarıdır; ama evrensel oluşu vurgulanmaktadır. Antik Çağdan, Orta Çağdan, Avrupa’dan (XVI. yüzyıldan Pieter Bruegel’in Çocuk Oyunları tablosundan) Endenozya’dan, Japonya’dan örnekler vererek bunların benzerleriyle bu evrenselliği kanıtlamaktadır. Örneğin;

Nokta nokta vigül hat / Al sana koca bir surat.

Tocka tocka zapı taya / Nosik rotik abarotik

Ne yazık ki, Bademler’de o göreneksel oyunlar oynanmıyor artık.

DerwisH
28-04-2006, 06:11 PM
Bir köy düşünün. Köydeki boyacı, arkadaşı ile tiyatro sohbeti yapıyor. Çünkü boyayı bitirdikten sonra, tiyatrodaki rolüne hazırlanması gerekiyor.

İzmir’in Seferihisar ilçesine bağlı bademler köyü ve köyün tiyatrosundan bahsediyoruz.. Köy tiyatrosu ama ışıklarıyla, sahnesiyle, dekoruyla binasıyla her alanda profesyonel bir tiyatro salonu. Salonda amatör olan sadece oyuncular.

Sahnedeki oyunculardan biri köyün muhtarı, biri boyacısı, geri kalanlar da köyün sakinleri...
Bu köyde tiyatro, köy kahvesi kadar eski, sahneye çıkmak, kahvede oturmak kadar olağan.

Kooperatifiyle, kütüphanesiyle oyuncak müzesiyle, müzik kurslarıyla, kuaförüyle Köy ile ilgili bilenen bütün kalıpları yıkan, Bademler’de tiyatronun geçmişi 73 yıl geriye dayanıyor.

1933 yılında köy enstütülerinden mezun genç bir öğretmenin tayini Bademler köyüne çıkar.
Mustafa anarat adındaki bu idealist öğretmen, her şeye aç olan köye önce tiyatro ile tanıştırır. İlkokul çağındaki gençlerle ilk oyunu köyün meydanında sergiler. Oyunun adı Yarım Osman’dır.

Hayatlarında ilk kez seyirci karşısına çıkan köyün genç oyuncuları, sahne tozunu yuttuklarından mıdır bilinmez, tiyatrodan vazgeçemezler. Tiyatro salonu bulamasalar da öğretmenleri önderliğinde, geceleri ahırlarda boş buldukları ardiyelerde perde demeye devam ederler.

Yıllar geçer, Mustafa Anarat’ın tayini başka bir köye çıkar. Ama bademlerde tiyatro gelişerek devam eder. 1947 yılında köyün kızları da oyunlarda rol almaya başlar.

Tiyatro sevgisinin bütün köye yayıldığı Bademler de, bütün köyü ilgilendiren bir başka şey de maddi zorluklardır. O yıllara kadar tütün ekerek geçimini sağlayan bademler, her yıl tütünün kalitesinin düşmesinden ve daha az para etmesinden dolayı gittikçe yoksullaşır.

Yoksulluğun nedeni susuzluktur. Sulama sorunundan dolayı köyün toprakları gittikçe verimsizleşir. Yaşadıkları susuzluk yeşilçam’a da ilham kaynağı olur. 1964 yılında Yönetmen Metin Erksan susuz yaz filmini çekmek için Bademler köyünü mekan olarak seçer. Tiyatroda sahneye çıkmaya, rol kesmeye alışık olan köylüler Susuz Yaz filminde kendi dramlarına figüran olurlar.

Filmle beraber hem dramlarını hem de her şeyin yalan olduğunu beyaz perdede görürler...

Susuz Yaz filmi yaşadıklarını fakirliği sinemaya aktarır ama kaderlerini değiştirmez.
Bademler’liler fotoğraf çektirirken yüzlerindeki gülümsemeyi korumaya çalışsalar da, yaşadıkları yoksulluğun hüznünü hayatın tüm alanında hissederler.

Ama kaderlerini değiştirecek isim yine içlerindedir. Mahmut Türkmenoğlu isimli genç çocuğa babası okuma izni vermese de onun azmi, babasını yenecektir.

Mahmut Türkmenoğlu köydeki okulunu bitirir, İstanbul’da üniversite eğitimi alır. Ve köye bir ütopya ile döner. Köy kooperatifçiliğinin yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı 1960’lı yılların başında köylülere bir kooperatif kurmayı ve ürettikleri malları ortak satmayı teklif eder.

Kendisine inanlarla yola çıkar, köylülerin hepsini kendi hayaline inandırır ve 1962 yılında bademler köy kooperatifini hayata geçirir.

Türkmenoğlu herkesin olmaz dediğin başarmış, kurduğu kooperatif ile köyün gelirini artırmıştır. Bademler artık, bir yandan her yıl perdesini açan tiyatrosuyla, bir yandan başarıyla işleyen kooperatifiyle Türkiye için örnek köy olmuştur. Bu başarı Mahmut Türkmenoğlu’nu siyaset sahnesine taşır. 1973 Seçimlerinden sonra; Bülent Ecevit’in CHP’si iktidara gelirken, Mahmut Türkmenoğlu da Gümrük ve Tekel bakanı olur.

70’li yılların ortasında Bademler köyü yeni Mahmut Türkmenoğlu’nun tavsiyeleriyle tarım şeklini değiştirir. Az gelir getiren Tütünden vazgeçilir ve sera çiçekliğine başlanır.

12 Eylül darbesinden sonra Mahmut Türkmenoğlu siyaseti bırakır ve tekrar köye yerleşir. Türkmenoğlu’nun Tütün tarlasından Tekel bakanlığına kadar uzanan maceralı hayatı 1992 yılında kanser tedavisi gördüğü Amerika’da son bulur.

Fakat bademler köyünün sıra dışı hikayesi hiç bitmez. Bugün köy meydanında yürümeye başladığımızda, köyün park alanında imece usulü yapılan bir temizlik görüyoruz. Konuştuğumuzda anlıyoruz ki, bu köyden giden herkes mutlaka geri bir şekilde geri geliyor.

Köyün park alanında bir de kütüphane bulunuyor. Fakat kütüphanenin varlığı Bademlerlileri tatmin etmiyor. Köyün muhtarının Milli Eğitim Bakanlığından isteği kendileri gibi çağa ayak uydurması.

Köyün gençleri tatil günlerinde kütüphaneden yararlanamasa da boş zamanlarını müzik kursunda geçiriyor.

Gençler müzik kursuna devam ederken çocuklar için Bademler köyünde bir oyuncak müzesi bulunuyor. Köyde doğup büyüyen, Efes antik kentinde müze müdürlüğü yapan Arkeolog Hasan Baran emekli olduktan sonra köye geri döner ve bir oyuncak müzesi kurar.

Bademler de oyunlar çağa ayak uydursa da bazı gelenekler zamana karşı hiç değişmiyor. Örneğin bu köyde cenazeler bambaşka bir ritüel içinde geçiyor. Ve vefat edenler şaman geleneklerinde olduğu gibi kıyafetleriyle ve tabutlarıyla gömülüyor. Herkesin, evliliğinde ve vefat ettiğinde giyeceği özel bir kıyafeti bulunuyor.

Cenaze törenleriyle de birçok köyden ayrılan Bademlerin mezarlığına doğru yol alıyoruz. Mezarlığa gidince anlıyoruz, köydeki tiyatro ve sanat aşkı ölene kadar değil.

Bu farklı mezarlığın ve ceraze törenlerinin temelini alevilik oluşturuyor. Nüfusu tamamen alevi olan köyde, cami bulunmuyor. Fakat Cemevi kurmayı da köylüler istemiyor.

Bademleri anlatmaya tiyatro ile başladık, bademlerin hikayesini yine tiyatro ile bitirelim.
Bademler köy tiyatrosu bu yıl ki oyununa yine 1969 yılında imece usulu inşa ettikleri tiyatro binasında hazırlandı.

Ama bu sefer hazırlıklar sadece köylüler için değil, profesyonel tiyatro izleyicisi için.
Bademler köyünün amatör tiyatrocuları geçtiğimiz günlerde çıktıkları Türkiye turnesinin ilk ayağı olan İzmirdelerdi. Turgut Özakman’ın “duvarların ötesi” isimli oyunla İzmirli tiyatro severlerin karşısına çıktılar.
Yüzlerce İzmirliyle, daha İzmir’ de devlet tiyatrosunun temelleri dahi atılmadan önce kurdukları tiyatroları ile neler yapabileceklerini gösterdiler. Bir ütopyanın nasıl gerçek olabileceğini, bir köyde tiyatronun nasıl yaşabileceğini anlattılar. Milletin efendileri, İzmirlilerin karşısında sahnenin efendiler oldular, sırada ise İstanbul ve Ankara var...


12.04.2006

Cihan YAVUZ

DerwisH
28-04-2006, 06:19 PM
bundan bir ay öncesi falan eve geçtim tv yi açtım cnntürkte 5n1k proğramında br köyden bahsediyorlardı İlgimi cekti ve sonuna kadar izledim. bademler köyüydü düşünün bu köyün
oyuncuları ziraatlele uğraşan 64 yıllık tiyatrosu, kütüphanesi, özel çocuk oyuncakları müzesi olsun.

küçük bir araştırma yaptım benim anlatımımla olmazdı kendileri anlatmışlar kendilerini paylaşalım dedim türkiye de böyle yerler de var.


EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum


Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0