DerwisH
28-04-2006, 05:56 PM
http://www.tahtacilar.com/bademlertiyatrosu1.jpg
Zeynel Kozanoğlu
Takvimden Bir Yaprak: Bademler'de Tiyatro Yaşıyor
Ünlü tiyatro adamımız Muhsin Ertuğrul adına İzmir’de 1984 yılı Nisan’ında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü tarafından düzenlenen seminerde (Muhsin Ertuğrul Semineri, 28/29 Nisan 1984, İzmir) “Bademler Köyünde Tiyatro” başlığı altında bir “bildiri” sunmuştum. O günden bu yana neredeyse 18 yıl geçti.
Bu konuşma metnini yeniden gözden geçirdiğimde farkına vardım ki, o gün taşıdığım “Bademler’de tiyatro ateşinin söndüğü” yolundaki görüşüm bir yanılgıdan başka bir şey değilmiş. Bademler gençlerine haksızlık etmişim. Onlar köyü “basan” yabancı kaynaklar ağırlıklı TV yayınlarına ve buna benzer diğer etkenlere karşın, yine de köyde perdelerini açıyorlar. Bunun örneğini geçen sezon boyunca gösterdiler.
Şimdi, 18 yıl öncenin İzmir’ine doğru bir geziye çıksak ve Atatürk Kültür Merkezi salonlarından birinde Muhsin Ertuğrul adına düzenlenen sempozyum sırasında sunduğumuz “Bademler köyünde Tiyatro” adlı konuşmaya bir göz atsak, ne dersiniz?
İşte o gün sunduğumuz bildiri:
Bademler Köyünde Tiyatro
1. Giriş
Yıllarca yazıldı ve söylendi. “Bademler köyünde tiyatro kuruldu. Bademler ülkemizde tiyatrosu bulunan ilk ve tek köy. Bademler insanı yaradılıştan aydın, yaradılıştan sanatçı…” gibi.
Bademler köyünün ve tiyatrosunun ünü yurt dışına kadar yayıldı. Ancak, pek âlâ izliyorsunuz, son yıllarda Bademler köyünden de Bademler’den de söz edilmez oldu. Bu gidişle daha uzun süre de söz edilemeyecek. Hal böyle olunca, şimdilerde bir saptama yapmanın tam sırası olduğunu düşündüm.
Bademler köyünde tiyatro olayı gerçekten çarpıcı bir gelişme midir? Şaşırtıcı bir gerçek midir? Yoksa, köyden bir dostun dediği gibi Bademler köyü efsanesi sadece bir balon mudur? Bademler köyü tiyatrosu tiyatromuza ve insanımıza ne getirmiştir? Büyük usta Muhsin Ertuğrul’un anladığı “Halkın tiyatrosu” ile benzerlik derecesi nedir? Aydınlarımız bu tiyatronun yaşatılması yolunda ne yapmışlardır?
Kısacası, biri çıkıp Bademler köyünde tiyatro olayını ayrıntılarıyla belirlemeliydi. Bu yapılmazsa ileride bir gün tiyatroyu köye götürecek sanat erleri önemli bir deneyimden yoksun olarak yola çıkarlardı.
Buna gönlümüz razı olmadığından huzurunuzdayım.
2. Bademler’in Konumu ve Nüfus Yapısı
İzmir’in güney batısında, Urla’ya bağlı olmakla birlikte Seferihisar yolu üzerindedir. Kente uzaklığı 35 km.dir. Yolu asfalttır. Elektriği ve suyu vardır. Nüfusu yaklaşık 1000'dir. Ayrıca köyden 200'e yakın kişi de yurt dışındadır.
Kente göç sorunu olmayan ender köylerimizdendir. Aksine yurdun dört bucağından bir çok aile Bademler’e göç etmektedir. Köyde okuma-yazma oranı yüzde yüzdür.
Kurtuluş savaşını izleyen yıllarda köyde herkes pek yoksul iken, sonraları ekonomik durumu iyinin üzerinde aile sayısı giderek artmıştır. 1970'li yıllarda yurt dışına çalışmak üzere gidenler ve köyde kurulan dernek ve kooperatifler, bu artışta ayrı bir rol oynamışlardır.
Köyde tütün ekilir. Serada ve açık alanda sebze ve çiçek yetiştirilir. Zeytin de başlıca gelir kaynağıdır.
“Köy halkı yetingendir. Kendi yağıyla kavrulacak kadar gelir sağladı mı, daha doğrusu karnı doydu mu, oynamayı ve eğlenmeyi sever. Göreneklerine bağlıdırlar. Yeniliğe açıktırlar. Yeniyi, iyiyi, güzeli hemen kabullenirler. Okumayaa ve bilgi edinmeye heveslidirler. Okumuş kimselerden yararlanmayı, onlara saygılı olmayı şeref bilirler. Eleştirici bir yapıya sahiptirler. Eleştirilerinde kırıcı olmayı değil, şakaya getirerek ve güle oynaya iyisini, doğrusunu önermeyi yeğlerler. En tasalı günlerde bile şaka yollu takılmalarla gönül şenliği yaratmayı severler. Özellikle hayır, devir, düğün ve cenaze törenlerinde yardımlaşmayı kutsal hizmet bilirler.” (Dr. Musa Baran- Köyde kendisiyle konuşmamızdan)
3. Bademler’de Tiyatro Fikir ve Ortamının Doğuşu
Köylerde uzun kış gecelerinde nasıl vakit geçirilir? Kimi gecelerde sohbet edilir. Sıra yenir. Kimi köy odalarında kurt masalları anlatılır, avcılıkla ilgili palavralara gülünür.
Sosyal ve kültürel yönlerden belli bir düzeyin üstüne çıktığı görülen Bademler köyünde ise, daha ağır bir uğraşa yönelmek arayışına girilmiş. Öğretmen Mustafa Anarat’ın 1930'lu yıllarda öğrencilerine oynattığı bir iki oyun uyarı ışığı olmuş.
Sırası gelmişken burada hatırlatmak zorundayım ki, tiyatronun güçlü bir eğitim aracı olduğu inancı kadar, çoğu toplumlarda imtiyazlı bir sınıf eğlencesi olmaktan öteye gidemediği gerçeği de gözler önündedir. Bizde, tiyatroyu bu durumdan kurtarmayı ve geniş halk kitlelerine mal etmeyi iş edinenlerin başında yer alan Muhsin Ertuğrul “Halkın tiyatrosu”nu bakın nasıl tarif ediyor: "Halkın içinden çıkmış kişilerle halkın konusunu halkın gözü önüne serecek topluluk."
Bu arada başka memleketlerde her köyde değilse bile, her kasabada aydınların önayak olduğu tiyatro toplulukları bulunduğunu hatırlatıyor ve hüküm bildiriyor: "Bizim istediğimiz ve bizim toplu kalkınmamızda geniş etkisi olacak olan işte bu tiyatrodur."
İşte, kimi çevrelerin böylesine hararetli bir arayış ve özlem içinde bulunduğu o yıllarda “Halkın tiyatrosu”nun ta kendisi Bademler köyünde kuruldu.
Bademler insanı tiyatroya yabancı değildir. Bir kere, yolda yolakta, işte güçte, özellikle kış gecelerinde erkekli kızlı toplanır, birlikte eğlenir, birlikte gülüşürler. Sonra Bademler Alevi köyüdür. Alevilerin kişiyi olgunlaştırma, ya da olgun kimseler arasına katma anlamına gelen “Erkân Yetirme”, ya da “Musahiplik” törenleri olduğunu biliyoruz. Bu törenlerde kişinin 12 oyun bilmesi ve 12 dost edinmesi gereği de vardır. Oyun bilmeyen türkü söyler. Bütün bu ve buna benzer nedenlerle insanlar ortaoyunu biçiminde de olsa tiyatroyla tanışıktırlar.
Bundan başka, Bademlerde “Derme devşirme”, “Çora karşı gelme” ve “Düğün başlangıcı” gibi günlerde ve bayramlarda eğlence olsun diye oyunlar çıkarılır. Sözgelimi, bir bölük oyuncu yanlarına bir eşek bir keçi de alarak köy içine çıkarlar. Biri Arap, biri köçek, biri Ağa biri de Maskot olurlar. Türlü şaklabanlıklar ederek izleyenleri güldürürler, köşe başlarında çalar söyler, evlerden tarhana, bulgur yağ pekmez… toplarlar. Sonra genişçe bir üçyol ağzına kazan kurar, topladıklarını pişirirler. Gelene geçene yedirirler.
Bütün bu birikimlerin ürünü olan Bademler tiyatro hareketi aydın kesimce yeterince anlaşılabilseydi, bir yandan “Halkın tiyatrosu” özlemini çekenler, kendiliğinden filizlenivermiş “Halkın tiyatrosu”nu kendi haline bırakmasaydılar, bugün belki de sekiz değil seksen değil, sekiz bin tiyatromuz olurdu.
Sırası gelmişken şu noktayı, altını çizerek belirtmekte yarar var. Tiyatrodan anlayanlar “Halkın tiyatrosu” derken neyi kasdediyorlarsa bunların tümü Bademler tiyatrosunda vardır. Başlangıçta köyün öğretmeninin öğrencilere bir iki okul piyesi oynatmış olmasının ötesinde, köy dışından hiç kimse, oyuncu, yönetmen, yazar gibi hiç kimse, Bademler’de tiyatronun oluşmasına, Bademler’de tiyatronun gelişmesine en küçük bir katkıda bulunmamıştır. Bademler insanı kendisi oynamış, kendisi yönetmiş, hatta kimi kez kendisi yazmıştır. Böyle olunca da bu bir “Halkın tiyatrosu” dur.
a) Bademlerde ilk oyun Hasan Ağa
İlkokul öğrencileri ilk kez 23 Nisan 1936 günü oynadılar. O sıra köyde öğretmen Mustafa Anarat idi. Oyundan yazılı metin elde yok. Öğretmen Mustafa Anarat ölmüş olduğundan, köyden de kimse bilmediğinden Hasan Ağa adlı oyunun meydana getiriliş öyküsü belirlenemedi.
Oyunun konusu ise kısaca şöyle:
Köyün güzel kızlarından Suna’yı eşraftan Şadi Bey pek çok sevmektedir. Ancak kızın gönlü çoban Mehmet’tedir. Mehmet de kızı sever ama, yoksulluğu nedeniyle sevgisini açığa vuramaz. Köyden çıkar, komşu köye gider. Bu komşu köy Ulamış’tır. Ulamış’ta Hasan Ağa’ya çoban durur. Günler geçer Suna Mehmet'i göremediği için pek üzgündür. Günün birinde sevdiğinin komşu köyde olduğunu öğrenir.
Annesini yanına alarak kırlara gezintiye çıktığı bir günde Mehmet'i bulur. Mehmet konuklarına bir koyun keserek ikramda bulunur. Bunu öğrenen Hasan Ağa “İyi etmişsin,” der.
Günler sonra çoban Mehmet’e piyangodan büyük bir ikramiye vurur. Hasan Ağa otobüse biner. Mehmet'in parasını almaya gider. Sonra Suna’yı Mehmet için annesinden ister. Oyun da böylece biter.
Görüldüğü gibi Hasan Ağa adlı oyunun dişe dokunur bir yanı yok. Ancak köy meydanında oynanmıştır. Yarım yüzyıl önce, bir Türk köyünde meydanlar meydan diye, evler ev diye, köy çeşmesi çeşme diye kullanılarak tiyatro oynanmıştır. Kadınlı erkekli bütün köy halkı da oyunun içinde bulunarak oyunu izlemişlerdir.
İzleyicilerin yer yer oyuna katılarak küçük güldürü öğeleri oluşturdukları anlatılıyor. Sözgelimi, şu iki olay ilgi çekici değil midir?
Çoban konukları için koyunu kesmiştir. Paçasından içeri hava üflemeye hazırlanmaktadır, bu arada seyircilerden biri bir kova suyu boşaltıverir. Kıpırdaması bile yasak olan koyun rolündeki öğrenci beklemediği bu hal karşısında kalkar ve kaçar. Ortalığı bir gülmedir alır.
Bir öğrenci otobüs olmuştur. Şadi Bey diye bilinen baş oyuncu otobüs rolünü üstlenen çocuğun sırtına binerken, izleyiciler arasından çocuğun babası yaklaşır. Oğluna öfkeyle bir tekme indirir. “Tembel oğlum,” der. “Kaç yıldır okula gidiyorsun, elin oğlu bu yıl gitti, bey olmuş, sen ola ola eşek mi olabildin?”
“Hasan Ağa” kadar Bademler köyü insanı üzerinde “Yarım Osman” adlı oyun da etkili olmuştur. Böyle olmalı ki, bu gün de köyde en çok bu iki oyundan söz ediyorlar.
Bademler tiyatrosu oyuncularını köylülerin ilgi çekici bir ödüllendirme yöntemleri var. Kim hangi oyunda pek başarılı olmuşsa, günlük yaşamında onu oyundaki adıyla çağırıyorlar. Köyde Hüseyin Kınık 1936 yılından beri Şadi Bey diye çağırılır. Balıkçı da İmam da öyle.
b) Bademler'de kooperatifin tiyatroya katkısı
Tiyatroda olduğu gibi Bademler köyünün bir başka alanda da öncülük ettiğini görüyoruz. Kooparatif yoluyla kalkınmayı ortaklaşa, el birliğiyle sağlamak. 1960'lı yıllarda kentlerimizde bile bir çok aydın kişiye düş gibi geliyordu. O sıra, ülkemizde kooparatif biçimlerini düzenleyen bir yasa da yoktu. Bademler’in okumuş yazmışları, köyde bir yandan Güzelleştirme Derneği kurarken, öte yandan Tüketim Kooperatifi, Üretim Kooperatifi arayışına girdiler. Bu gün Bademler Köyü Kalkınma Kooperatifi 22 yılı aşmış geçmişi, yarım milyar liraya yaklaşan mal varlığı ile ve her gün köyden yaklaşık 50 kişiye iş olanağı yaratan işletmeleriyle ülkemizin göz bebeği örnek kuruluşlardandır. Bir de, yurdumuzda kooperatifçilik hareketine öncülük edenlerden Mahmut Türkmenoğlu Bademler köyündendir. Bademler’e “Bakan çıkaran köy” unvanı kazandırdı, hatırlayacaksınız.
Araştırmacı, yazar, Arkeolog Dr. Musa Baran da bu köydendir.
Köyde diğer öncülerin de katkılarıyla kooperatifçilik hareketi tutunup geliştikçe, tiyatronun temeli de sağlamlaşmaya yönelmiştir. Esasen, bir yere kadar sosyal ve toplumsal davranışların, bileşik kaplar biçiminde birbirini etkilediğini görmekteyiz. Bademler'de de böyle olmuştur.
İnsanlar tiyatroya yatkın bir kafa yapısına sahip oldukları için kooperatifi kolayca kabullenmişler, kooperatifi kolayca kabullendikleri için de tiyatroda el birliği içinde olmak onlara olağan gelmiştir.
c) Bademler köyü için Susuz Yaz ve Pembe Kadın’ın önemi
Önce Susuz Yaz’ın, sonra da Pembe Kadın’ın Bademler’de filme çekildiğini biliyoruz. Bu iki çalışma, köylüler için adeta uygulamalı okul olmuştur. Öyle ya, bir yandan sanatçılarla içli dışlı olmak, öte yandan da çeşitli film hilelerini görmek, sonra da figüranlık da olsa kendilerine filmlerde görünmüş olma olanağı verilmek az şey midir?
Ömer Seyfettin’in Yüz akı başlıklı öyküsünü biliyoruz. Köyden Remzi Atar, bu öyküyü kendisi oyunlaştırmış ve kendisi oynamıştır. Filmler köyde tiyatro konusunda herkese bir canlılık, bir cesaret vermiştir.
4. Bademler'de Tiyatro Binası Yapılması Fikri ve Gelişmeler
Köyde 1950'li yıllarda tiyatro binasına gerek duyulmaya başlanmıştır. Ancak, bir çare akla gelmemektedir. Dr. Musa Baran arkeolog olduğundan Antik Yunan kentlerinde görüldüğü gibi köy önündeki bayırı tiyatro biçimine sokmayı önerir. Ama bu açık hava tiyatrosu fikri pek kabul görmez. Sonraki yıllarda bugünkü tiyatronun yeri belirleneyecek ve mimar Doğan Tuna’dan bir proje istenecektir.
Doğan Tuna’nın projesi köye ulaşınca Uğur Berger’e statik hesaplar yaptırılır. Tiyatronun yapımına hemen başlanır ama, bu iş için köyden toplanan para yapı henüz temeldeyken bitiverir.
O sıra, 1962'de DYO'nun başında Durmuş Yaşar’ın kendisi vardır. Durmuş Yaşar bey Bademler köyüne komşu bir araziyi satın almıştır ve komşuluk hatırına Bademler için bir şeyler yapmak istemektedir. İşte o ara, köyden aydınlar devreye girerler ve DYO'nun Bademlere yapacağı “bir şeyler”in tiyatro binası olmasını sağlarlar.
O yıldan sonra Bademler’in yıldızı iyiden iyiye parlamış, “Tiyatrosu bulunan ilk ve tek köyümüz” biçiminde ünü yayılmıştır.
DYO'nun katılımı ile yaptırılan tiyatro binası sağlamca ayaktadır. 300 kişi oturabilmekte; 500-600 kişi sığabilmektedir. Köy Muhtarlığı’nın koruması altındadır. Köyde düğünler ve toplantılar burada yaptırılıyor. Film getirenler sinema salonu olarak burayı kullanıyorlar.
5. Bademler'de Sahnelenen Tiyatro Oyunları
Başından beri Bademler köyü insanlarınca 17 oyun sahneye konulduğunu belirleyebildik. Bu oyunların belirli bir kısmı, bildiğimiz tiyatro yapıtlarıdır. Bir kısmı ise, ünlü yazarların ünlü öykülerinden çıkarılmıştır. Ya da belirleyemediğimiz bir yaratıcısı vardır.
Oyunların adları şöyledir:
“Hasan Ağa”, “Yarım Osman”, “Cıngıllı Mehmet”, “Sana Rey Veriyorum”, “Yüz Akı”, “Atak Ali”, “Çakır Ali”, “Hülleci”, “Dingilzadeler”, “Buzlar Çözülmeden”, “Tek Yataklı Otel”, “Boş Beşik”, “Bir Yol”, “Bu Oyun Oynanmamalı”, “Nalınlar”, “Ezik Otlar”, “Paydos”.
6. Bademler Tiyatrosuna Emeği Geçen Kurucu, Oyuncu ve Önderler
Sözün en zor yerine geldik. Bademler tiyatrosuna emeği geçenleri saymaya kalkışırsak, köyün tüm nüfusunu bildirmek gerekecek. Biz burada, çok işittiğimiz birkaç ismi vererek, Bademler köyü tiyatrosuna emeği geçenlerden ölmüşleri rahmetle, yaşayanları ise saygıyla anacağız.
Mustafa Anarat Bademlerde tiyatro fikir ve düşüncesinin uyanmasına ve kökleşmesine öncülük edenlerden biri. Öğretmendi. Sonra köyden Hüseyin Or, Hamza Eryılmaz, Remzi Atar, Mehmet Tutal, Mehmet Ali Uran, Hüseyin Kınık, Hüseyin Savran, Ali Uran, Mahmut Türkmenoğlu, Dr. Musa Baran.
Bir de, Bademler Tiyatrosu'nu ve Bademler köyünü sık sık yoklayan, onları tiyatro konusunda yüreklendiren, köyde oyunlar sunan, kimi tiyatro ve kişi toplulukları vardır ki, burada onları da anmayı görev biliyoruz:
Yıldız Kenter, Müşfik Kenter ve arkadaşları, Metin Erksan, Ulvi Doğan, Erol Taş, Hülya Koçyiğit ve arkadaşları, Muammer Karaca, Necati Cumalı, Dormenler, Alpago’lar, Halk oyuncuları, Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğu, Ali Haydar Celasun ve arkadaşları, Ayfer Feray, Genco Erkal, Nisa Serezli, Ekrem Bora, İzzet Günay, Atıf Yılmaz, Behçet Kemal Çağlar, Avni Dilligil, Ali İzzet Özkan, Hamle Tiyatrosu-Ali Haydar Erçığ ve Arkadaşları.
7. Bademler'de Tiyatronun Gerileme Nedenleri
İktisat Biliminde Gresham Kanunu vardır, bilirsiniz. Kötü paranın iyi parayı piyasadan kovacağı yolunda formule edilir. Öyle belirlemişler. Kötü para iyi parayı piyasadan kovuyor.
Bademler'de tiyatro tam tutunmuş iken artık binasıyla, oynayanlarıyla yerleşik bir biçime kavuşmuş iken, bir de bakıyoruz tiyatro kapı dışarı edilivermiş. İster istemez akla Gresham Kanunu geliyor. Ve meraka düşüyoruz. Bademlerden tiyatroyu bir kovalayan mı oldu?
Köye bakıyoruz, tiyatronun kurulduğu yıllarda ne yoktu, şimdi ne var? Elektrik yoktu, su yoktu, ekmek yoktu. Yüksek öğrenim görmüş bunca kişi yoktu. Avrupa görmüş adam yoktu. Ama tiyatro vardı. Şimdi bu yokların hepsi var. Bu kez de tiyatro yok oldu.
Öyle anlaşılıyor ki, her biri ayrı uygarlık belirtisi olan bu öğeler köye girdikten sonra, uygarlığın ta kendisi olan tiyatroyla bağdaşamadılar.
Bu gelişme aslında anlaşılması güç bir çelişkidir. Ama gerçektir. Bu konunun aydılatılmasını konunun uzmanlarına bırakıyoruz.
Bademler köyünde tiyatronun son üç beş yıl içindeki durumuna gelince şunları söyleyebiliriz:
“Kendi gitti, adı kaldı yadigâr” denildiği gibi, şimdi köyde tiyatronun adıyla birlikte bir de binası kaldı. Bademler köyü insanları tiyatro binasını tapınak gibi koruyorlar. Arada bir düğünler burada yapılıyor. Sahnede takı, ya da kına törenlerinin yapılmasına izin var, ancak köçek oynatılmıyor. “Bu sahne tiyatro içindir,” deniliyor.
Gençler yeni yeni oyunlar sahneye koymaya bir kaç kez kalkıştılar. Ancak, kimi kez “Oyun bulamadık,” dediler. Bir kaç kez de oyun buldular, hatta rol dağılımı da yaptılar. Fakat ya TV'deki Amerikan dizisi ağır bastı, ya da ay ışığında köyün alt ucuna doğru yürüyüşler daha tatlı geldi. Veya evlerde sürüp giden tombala partileri gençlerin tiyatro için haftada birkaç gün bir araya gelmelerine engel oldu.
Kırk yıl önce dağda aylarca kömür yaktıktan sonra köye inen ve soluğu tiyatroda alan yoksul Hasan’ların, Ali’lerin, Mehmet’lerin çocukları bugün artık tiyatroyla uğraşmayı akla uygun bulmuyorlar. Onlar fırsat buldukça geceleri son model Mercedes otomobillerine atladıkları gibi sözgelimi Çeşme’de Disko’ya gidiyorlar. Hem de ağızlarında Amerikan sigarası, bacaklarında Amerikan pantalonu olduğu halde.
8. Sonuç ve Öneriler
Bademler köyünde yaklaşık yarım yüzyıl önce “Halkın tiyatrosu”nun ortaya çıkışı ulusumuz için bir fırsattı. Ülkemizde tiyatronun halka mal edilmesi, ya da “Halkın tiyatrosu”nun kurulması için çırpınanlar bu fırsatı değerlendirmeyi bilemediler. Her nedense, bir yandan halkın içinden çıkmış kişilerle, halkın konusunu, halkın gözü önüne serecek toplulukların hasretini çektiler. Öte yandan, burunlarının dibinde kendiliğinden oluşan böyle bir topluluğu, bir başka deyişle Bademler köyü tiyatrosunu görmezden geldiler.
Uzun sözün kısası sonuç olarak şunu belirtebiliriz:
Orada, Bademler köyünde bir çocuk doğdu. Ne doktor baktı, ne anası emzirdi. Bebek kendi çırpınışlarıyla yaşamayı denedi. Fakat beceremedi, öldü. Bademler köyünde tiyatro olayı bundan ibarettir.
Bu acı son karşısında öneri ne olabilir?
Çekirdeğin yeşerdiğini gördük. Fidanın artık meyva verdiğini biliyoruz. Şimdi bu ilk fidanın kurumuşluğuna aldırış etmeden yenilerini yeşertmeyi deneyeceğiz. Yeni fidanlar yetiştirip meyvasını almaya bakacağız. Hem de bu birinci deneyden ders alarak. Hem de Bademler deneyimini örnek diye kullanarak.
O zaman belki, Bademler köyü insanı İzmir sokaklarında ekmek arayacağı yerde, tiyatrosu için salon aramakla geçirdiği günlerine yanmayacaktır. O zaman belki, bizim kadınlarımız süslü salonlarda konken partilerinde vakıt öldürürken, Bademler köyünün Gülsüm’ü, Döne’si, Zeyno’su tiyatro için harcadığı emeğin boşa gidişinden bizi sorumlu tutmayacaktır.
Muhsin Ertuğrul ne demişti: “Finlandiya’da sekiz bin tane böyle halkın tiyatrosu var. Bizde sekiz tane olmaması hepimizi utandırmıyor mu?”
Yeni yeni “Halkın tiyatroları” kurmaya yönelirsek, kim bilir belki o da yerinde huzura kavuşmuş olacaktır.
Son Söz
Evet, aradan geçen 18 yıl sonunda bugün görüyoruz ki, tiyatronun ülke çapında yaygın hale getirilmesi yolunda bir adım bile atılmamıştır. Hele hele “Halkın Tiyatrosu” denilen olgunun yanından bile geçilmemiştir. Devlet ve biraz da belediyeler büyük merkezlerde birkaç perdeyi yılda şu kadar kez açıp kapayınca görev tamamlanıyor, gibi bir duygu içindeler. Buna belki de “duyarsızlık içindeler” de diyebiliriz.
Oysa, Hoca’nın dediği gibi, elde yeterince malzeme var. Gözümüzün önünde Bademler örneği var. Bir başka deyişle un, şeker, yağ hazır. İş helvayı ortaya koymakta, biz yıllardır onu beceremiyoruz. Muhsin Ertuğrul’dan beri biz ulusça “helvacı” bekliyoruz.
Zeynel Kozanoğlu
Takvimden Bir Yaprak: Bademler'de Tiyatro Yaşıyor
Ünlü tiyatro adamımız Muhsin Ertuğrul adına İzmir’de 1984 yılı Nisan’ında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü tarafından düzenlenen seminerde (Muhsin Ertuğrul Semineri, 28/29 Nisan 1984, İzmir) “Bademler Köyünde Tiyatro” başlığı altında bir “bildiri” sunmuştum. O günden bu yana neredeyse 18 yıl geçti.
Bu konuşma metnini yeniden gözden geçirdiğimde farkına vardım ki, o gün taşıdığım “Bademler’de tiyatro ateşinin söndüğü” yolundaki görüşüm bir yanılgıdan başka bir şey değilmiş. Bademler gençlerine haksızlık etmişim. Onlar köyü “basan” yabancı kaynaklar ağırlıklı TV yayınlarına ve buna benzer diğer etkenlere karşın, yine de köyde perdelerini açıyorlar. Bunun örneğini geçen sezon boyunca gösterdiler.
Şimdi, 18 yıl öncenin İzmir’ine doğru bir geziye çıksak ve Atatürk Kültür Merkezi salonlarından birinde Muhsin Ertuğrul adına düzenlenen sempozyum sırasında sunduğumuz “Bademler köyünde Tiyatro” adlı konuşmaya bir göz atsak, ne dersiniz?
İşte o gün sunduğumuz bildiri:
Bademler Köyünde Tiyatro
1. Giriş
Yıllarca yazıldı ve söylendi. “Bademler köyünde tiyatro kuruldu. Bademler ülkemizde tiyatrosu bulunan ilk ve tek köy. Bademler insanı yaradılıştan aydın, yaradılıştan sanatçı…” gibi.
Bademler köyünün ve tiyatrosunun ünü yurt dışına kadar yayıldı. Ancak, pek âlâ izliyorsunuz, son yıllarda Bademler köyünden de Bademler’den de söz edilmez oldu. Bu gidişle daha uzun süre de söz edilemeyecek. Hal böyle olunca, şimdilerde bir saptama yapmanın tam sırası olduğunu düşündüm.
Bademler köyünde tiyatro olayı gerçekten çarpıcı bir gelişme midir? Şaşırtıcı bir gerçek midir? Yoksa, köyden bir dostun dediği gibi Bademler köyü efsanesi sadece bir balon mudur? Bademler köyü tiyatrosu tiyatromuza ve insanımıza ne getirmiştir? Büyük usta Muhsin Ertuğrul’un anladığı “Halkın tiyatrosu” ile benzerlik derecesi nedir? Aydınlarımız bu tiyatronun yaşatılması yolunda ne yapmışlardır?
Kısacası, biri çıkıp Bademler köyünde tiyatro olayını ayrıntılarıyla belirlemeliydi. Bu yapılmazsa ileride bir gün tiyatroyu köye götürecek sanat erleri önemli bir deneyimden yoksun olarak yola çıkarlardı.
Buna gönlümüz razı olmadığından huzurunuzdayım.
2. Bademler’in Konumu ve Nüfus Yapısı
İzmir’in güney batısında, Urla’ya bağlı olmakla birlikte Seferihisar yolu üzerindedir. Kente uzaklığı 35 km.dir. Yolu asfalttır. Elektriği ve suyu vardır. Nüfusu yaklaşık 1000'dir. Ayrıca köyden 200'e yakın kişi de yurt dışındadır.
Kente göç sorunu olmayan ender köylerimizdendir. Aksine yurdun dört bucağından bir çok aile Bademler’e göç etmektedir. Köyde okuma-yazma oranı yüzde yüzdür.
Kurtuluş savaşını izleyen yıllarda köyde herkes pek yoksul iken, sonraları ekonomik durumu iyinin üzerinde aile sayısı giderek artmıştır. 1970'li yıllarda yurt dışına çalışmak üzere gidenler ve köyde kurulan dernek ve kooperatifler, bu artışta ayrı bir rol oynamışlardır.
Köyde tütün ekilir. Serada ve açık alanda sebze ve çiçek yetiştirilir. Zeytin de başlıca gelir kaynağıdır.
“Köy halkı yetingendir. Kendi yağıyla kavrulacak kadar gelir sağladı mı, daha doğrusu karnı doydu mu, oynamayı ve eğlenmeyi sever. Göreneklerine bağlıdırlar. Yeniliğe açıktırlar. Yeniyi, iyiyi, güzeli hemen kabullenirler. Okumayaa ve bilgi edinmeye heveslidirler. Okumuş kimselerden yararlanmayı, onlara saygılı olmayı şeref bilirler. Eleştirici bir yapıya sahiptirler. Eleştirilerinde kırıcı olmayı değil, şakaya getirerek ve güle oynaya iyisini, doğrusunu önermeyi yeğlerler. En tasalı günlerde bile şaka yollu takılmalarla gönül şenliği yaratmayı severler. Özellikle hayır, devir, düğün ve cenaze törenlerinde yardımlaşmayı kutsal hizmet bilirler.” (Dr. Musa Baran- Köyde kendisiyle konuşmamızdan)
3. Bademler’de Tiyatro Fikir ve Ortamının Doğuşu
Köylerde uzun kış gecelerinde nasıl vakit geçirilir? Kimi gecelerde sohbet edilir. Sıra yenir. Kimi köy odalarında kurt masalları anlatılır, avcılıkla ilgili palavralara gülünür.
Sosyal ve kültürel yönlerden belli bir düzeyin üstüne çıktığı görülen Bademler köyünde ise, daha ağır bir uğraşa yönelmek arayışına girilmiş. Öğretmen Mustafa Anarat’ın 1930'lu yıllarda öğrencilerine oynattığı bir iki oyun uyarı ışığı olmuş.
Sırası gelmişken burada hatırlatmak zorundayım ki, tiyatronun güçlü bir eğitim aracı olduğu inancı kadar, çoğu toplumlarda imtiyazlı bir sınıf eğlencesi olmaktan öteye gidemediği gerçeği de gözler önündedir. Bizde, tiyatroyu bu durumdan kurtarmayı ve geniş halk kitlelerine mal etmeyi iş edinenlerin başında yer alan Muhsin Ertuğrul “Halkın tiyatrosu”nu bakın nasıl tarif ediyor: "Halkın içinden çıkmış kişilerle halkın konusunu halkın gözü önüne serecek topluluk."
Bu arada başka memleketlerde her köyde değilse bile, her kasabada aydınların önayak olduğu tiyatro toplulukları bulunduğunu hatırlatıyor ve hüküm bildiriyor: "Bizim istediğimiz ve bizim toplu kalkınmamızda geniş etkisi olacak olan işte bu tiyatrodur."
İşte, kimi çevrelerin böylesine hararetli bir arayış ve özlem içinde bulunduğu o yıllarda “Halkın tiyatrosu”nun ta kendisi Bademler köyünde kuruldu.
Bademler insanı tiyatroya yabancı değildir. Bir kere, yolda yolakta, işte güçte, özellikle kış gecelerinde erkekli kızlı toplanır, birlikte eğlenir, birlikte gülüşürler. Sonra Bademler Alevi köyüdür. Alevilerin kişiyi olgunlaştırma, ya da olgun kimseler arasına katma anlamına gelen “Erkân Yetirme”, ya da “Musahiplik” törenleri olduğunu biliyoruz. Bu törenlerde kişinin 12 oyun bilmesi ve 12 dost edinmesi gereği de vardır. Oyun bilmeyen türkü söyler. Bütün bu ve buna benzer nedenlerle insanlar ortaoyunu biçiminde de olsa tiyatroyla tanışıktırlar.
Bundan başka, Bademlerde “Derme devşirme”, “Çora karşı gelme” ve “Düğün başlangıcı” gibi günlerde ve bayramlarda eğlence olsun diye oyunlar çıkarılır. Sözgelimi, bir bölük oyuncu yanlarına bir eşek bir keçi de alarak köy içine çıkarlar. Biri Arap, biri köçek, biri Ağa biri de Maskot olurlar. Türlü şaklabanlıklar ederek izleyenleri güldürürler, köşe başlarında çalar söyler, evlerden tarhana, bulgur yağ pekmez… toplarlar. Sonra genişçe bir üçyol ağzına kazan kurar, topladıklarını pişirirler. Gelene geçene yedirirler.
Bütün bu birikimlerin ürünü olan Bademler tiyatro hareketi aydın kesimce yeterince anlaşılabilseydi, bir yandan “Halkın tiyatrosu” özlemini çekenler, kendiliğinden filizlenivermiş “Halkın tiyatrosu”nu kendi haline bırakmasaydılar, bugün belki de sekiz değil seksen değil, sekiz bin tiyatromuz olurdu.
Sırası gelmişken şu noktayı, altını çizerek belirtmekte yarar var. Tiyatrodan anlayanlar “Halkın tiyatrosu” derken neyi kasdediyorlarsa bunların tümü Bademler tiyatrosunda vardır. Başlangıçta köyün öğretmeninin öğrencilere bir iki okul piyesi oynatmış olmasının ötesinde, köy dışından hiç kimse, oyuncu, yönetmen, yazar gibi hiç kimse, Bademler’de tiyatronun oluşmasına, Bademler’de tiyatronun gelişmesine en küçük bir katkıda bulunmamıştır. Bademler insanı kendisi oynamış, kendisi yönetmiş, hatta kimi kez kendisi yazmıştır. Böyle olunca da bu bir “Halkın tiyatrosu” dur.
a) Bademlerde ilk oyun Hasan Ağa
İlkokul öğrencileri ilk kez 23 Nisan 1936 günü oynadılar. O sıra köyde öğretmen Mustafa Anarat idi. Oyundan yazılı metin elde yok. Öğretmen Mustafa Anarat ölmüş olduğundan, köyden de kimse bilmediğinden Hasan Ağa adlı oyunun meydana getiriliş öyküsü belirlenemedi.
Oyunun konusu ise kısaca şöyle:
Köyün güzel kızlarından Suna’yı eşraftan Şadi Bey pek çok sevmektedir. Ancak kızın gönlü çoban Mehmet’tedir. Mehmet de kızı sever ama, yoksulluğu nedeniyle sevgisini açığa vuramaz. Köyden çıkar, komşu köye gider. Bu komşu köy Ulamış’tır. Ulamış’ta Hasan Ağa’ya çoban durur. Günler geçer Suna Mehmet'i göremediği için pek üzgündür. Günün birinde sevdiğinin komşu köyde olduğunu öğrenir.
Annesini yanına alarak kırlara gezintiye çıktığı bir günde Mehmet'i bulur. Mehmet konuklarına bir koyun keserek ikramda bulunur. Bunu öğrenen Hasan Ağa “İyi etmişsin,” der.
Günler sonra çoban Mehmet’e piyangodan büyük bir ikramiye vurur. Hasan Ağa otobüse biner. Mehmet'in parasını almaya gider. Sonra Suna’yı Mehmet için annesinden ister. Oyun da böylece biter.
Görüldüğü gibi Hasan Ağa adlı oyunun dişe dokunur bir yanı yok. Ancak köy meydanında oynanmıştır. Yarım yüzyıl önce, bir Türk köyünde meydanlar meydan diye, evler ev diye, köy çeşmesi çeşme diye kullanılarak tiyatro oynanmıştır. Kadınlı erkekli bütün köy halkı da oyunun içinde bulunarak oyunu izlemişlerdir.
İzleyicilerin yer yer oyuna katılarak küçük güldürü öğeleri oluşturdukları anlatılıyor. Sözgelimi, şu iki olay ilgi çekici değil midir?
Çoban konukları için koyunu kesmiştir. Paçasından içeri hava üflemeye hazırlanmaktadır, bu arada seyircilerden biri bir kova suyu boşaltıverir. Kıpırdaması bile yasak olan koyun rolündeki öğrenci beklemediği bu hal karşısında kalkar ve kaçar. Ortalığı bir gülmedir alır.
Bir öğrenci otobüs olmuştur. Şadi Bey diye bilinen baş oyuncu otobüs rolünü üstlenen çocuğun sırtına binerken, izleyiciler arasından çocuğun babası yaklaşır. Oğluna öfkeyle bir tekme indirir. “Tembel oğlum,” der. “Kaç yıldır okula gidiyorsun, elin oğlu bu yıl gitti, bey olmuş, sen ola ola eşek mi olabildin?”
“Hasan Ağa” kadar Bademler köyü insanı üzerinde “Yarım Osman” adlı oyun da etkili olmuştur. Böyle olmalı ki, bu gün de köyde en çok bu iki oyundan söz ediyorlar.
Bademler tiyatrosu oyuncularını köylülerin ilgi çekici bir ödüllendirme yöntemleri var. Kim hangi oyunda pek başarılı olmuşsa, günlük yaşamında onu oyundaki adıyla çağırıyorlar. Köyde Hüseyin Kınık 1936 yılından beri Şadi Bey diye çağırılır. Balıkçı da İmam da öyle.
b) Bademler'de kooperatifin tiyatroya katkısı
Tiyatroda olduğu gibi Bademler köyünün bir başka alanda da öncülük ettiğini görüyoruz. Kooparatif yoluyla kalkınmayı ortaklaşa, el birliğiyle sağlamak. 1960'lı yıllarda kentlerimizde bile bir çok aydın kişiye düş gibi geliyordu. O sıra, ülkemizde kooparatif biçimlerini düzenleyen bir yasa da yoktu. Bademler’in okumuş yazmışları, köyde bir yandan Güzelleştirme Derneği kurarken, öte yandan Tüketim Kooperatifi, Üretim Kooperatifi arayışına girdiler. Bu gün Bademler Köyü Kalkınma Kooperatifi 22 yılı aşmış geçmişi, yarım milyar liraya yaklaşan mal varlığı ile ve her gün köyden yaklaşık 50 kişiye iş olanağı yaratan işletmeleriyle ülkemizin göz bebeği örnek kuruluşlardandır. Bir de, yurdumuzda kooperatifçilik hareketine öncülük edenlerden Mahmut Türkmenoğlu Bademler köyündendir. Bademler’e “Bakan çıkaran köy” unvanı kazandırdı, hatırlayacaksınız.
Araştırmacı, yazar, Arkeolog Dr. Musa Baran da bu köydendir.
Köyde diğer öncülerin de katkılarıyla kooperatifçilik hareketi tutunup geliştikçe, tiyatronun temeli de sağlamlaşmaya yönelmiştir. Esasen, bir yere kadar sosyal ve toplumsal davranışların, bileşik kaplar biçiminde birbirini etkilediğini görmekteyiz. Bademler'de de böyle olmuştur.
İnsanlar tiyatroya yatkın bir kafa yapısına sahip oldukları için kooperatifi kolayca kabullenmişler, kooperatifi kolayca kabullendikleri için de tiyatroda el birliği içinde olmak onlara olağan gelmiştir.
c) Bademler köyü için Susuz Yaz ve Pembe Kadın’ın önemi
Önce Susuz Yaz’ın, sonra da Pembe Kadın’ın Bademler’de filme çekildiğini biliyoruz. Bu iki çalışma, köylüler için adeta uygulamalı okul olmuştur. Öyle ya, bir yandan sanatçılarla içli dışlı olmak, öte yandan da çeşitli film hilelerini görmek, sonra da figüranlık da olsa kendilerine filmlerde görünmüş olma olanağı verilmek az şey midir?
Ömer Seyfettin’in Yüz akı başlıklı öyküsünü biliyoruz. Köyden Remzi Atar, bu öyküyü kendisi oyunlaştırmış ve kendisi oynamıştır. Filmler köyde tiyatro konusunda herkese bir canlılık, bir cesaret vermiştir.
4. Bademler'de Tiyatro Binası Yapılması Fikri ve Gelişmeler
Köyde 1950'li yıllarda tiyatro binasına gerek duyulmaya başlanmıştır. Ancak, bir çare akla gelmemektedir. Dr. Musa Baran arkeolog olduğundan Antik Yunan kentlerinde görüldüğü gibi köy önündeki bayırı tiyatro biçimine sokmayı önerir. Ama bu açık hava tiyatrosu fikri pek kabul görmez. Sonraki yıllarda bugünkü tiyatronun yeri belirleneyecek ve mimar Doğan Tuna’dan bir proje istenecektir.
Doğan Tuna’nın projesi köye ulaşınca Uğur Berger’e statik hesaplar yaptırılır. Tiyatronun yapımına hemen başlanır ama, bu iş için köyden toplanan para yapı henüz temeldeyken bitiverir.
O sıra, 1962'de DYO'nun başında Durmuş Yaşar’ın kendisi vardır. Durmuş Yaşar bey Bademler köyüne komşu bir araziyi satın almıştır ve komşuluk hatırına Bademler için bir şeyler yapmak istemektedir. İşte o ara, köyden aydınlar devreye girerler ve DYO'nun Bademlere yapacağı “bir şeyler”in tiyatro binası olmasını sağlarlar.
O yıldan sonra Bademler’in yıldızı iyiden iyiye parlamış, “Tiyatrosu bulunan ilk ve tek köyümüz” biçiminde ünü yayılmıştır.
DYO'nun katılımı ile yaptırılan tiyatro binası sağlamca ayaktadır. 300 kişi oturabilmekte; 500-600 kişi sığabilmektedir. Köy Muhtarlığı’nın koruması altındadır. Köyde düğünler ve toplantılar burada yaptırılıyor. Film getirenler sinema salonu olarak burayı kullanıyorlar.
5. Bademler'de Sahnelenen Tiyatro Oyunları
Başından beri Bademler köyü insanlarınca 17 oyun sahneye konulduğunu belirleyebildik. Bu oyunların belirli bir kısmı, bildiğimiz tiyatro yapıtlarıdır. Bir kısmı ise, ünlü yazarların ünlü öykülerinden çıkarılmıştır. Ya da belirleyemediğimiz bir yaratıcısı vardır.
Oyunların adları şöyledir:
“Hasan Ağa”, “Yarım Osman”, “Cıngıllı Mehmet”, “Sana Rey Veriyorum”, “Yüz Akı”, “Atak Ali”, “Çakır Ali”, “Hülleci”, “Dingilzadeler”, “Buzlar Çözülmeden”, “Tek Yataklı Otel”, “Boş Beşik”, “Bir Yol”, “Bu Oyun Oynanmamalı”, “Nalınlar”, “Ezik Otlar”, “Paydos”.
6. Bademler Tiyatrosuna Emeği Geçen Kurucu, Oyuncu ve Önderler
Sözün en zor yerine geldik. Bademler tiyatrosuna emeği geçenleri saymaya kalkışırsak, köyün tüm nüfusunu bildirmek gerekecek. Biz burada, çok işittiğimiz birkaç ismi vererek, Bademler köyü tiyatrosuna emeği geçenlerden ölmüşleri rahmetle, yaşayanları ise saygıyla anacağız.
Mustafa Anarat Bademlerde tiyatro fikir ve düşüncesinin uyanmasına ve kökleşmesine öncülük edenlerden biri. Öğretmendi. Sonra köyden Hüseyin Or, Hamza Eryılmaz, Remzi Atar, Mehmet Tutal, Mehmet Ali Uran, Hüseyin Kınık, Hüseyin Savran, Ali Uran, Mahmut Türkmenoğlu, Dr. Musa Baran.
Bir de, Bademler Tiyatrosu'nu ve Bademler köyünü sık sık yoklayan, onları tiyatro konusunda yüreklendiren, köyde oyunlar sunan, kimi tiyatro ve kişi toplulukları vardır ki, burada onları da anmayı görev biliyoruz:
Yıldız Kenter, Müşfik Kenter ve arkadaşları, Metin Erksan, Ulvi Doğan, Erol Taş, Hülya Koçyiğit ve arkadaşları, Muammer Karaca, Necati Cumalı, Dormenler, Alpago’lar, Halk oyuncuları, Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğu, Ali Haydar Celasun ve arkadaşları, Ayfer Feray, Genco Erkal, Nisa Serezli, Ekrem Bora, İzzet Günay, Atıf Yılmaz, Behçet Kemal Çağlar, Avni Dilligil, Ali İzzet Özkan, Hamle Tiyatrosu-Ali Haydar Erçığ ve Arkadaşları.
7. Bademler'de Tiyatronun Gerileme Nedenleri
İktisat Biliminde Gresham Kanunu vardır, bilirsiniz. Kötü paranın iyi parayı piyasadan kovacağı yolunda formule edilir. Öyle belirlemişler. Kötü para iyi parayı piyasadan kovuyor.
Bademler'de tiyatro tam tutunmuş iken artık binasıyla, oynayanlarıyla yerleşik bir biçime kavuşmuş iken, bir de bakıyoruz tiyatro kapı dışarı edilivermiş. İster istemez akla Gresham Kanunu geliyor. Ve meraka düşüyoruz. Bademlerden tiyatroyu bir kovalayan mı oldu?
Köye bakıyoruz, tiyatronun kurulduğu yıllarda ne yoktu, şimdi ne var? Elektrik yoktu, su yoktu, ekmek yoktu. Yüksek öğrenim görmüş bunca kişi yoktu. Avrupa görmüş adam yoktu. Ama tiyatro vardı. Şimdi bu yokların hepsi var. Bu kez de tiyatro yok oldu.
Öyle anlaşılıyor ki, her biri ayrı uygarlık belirtisi olan bu öğeler köye girdikten sonra, uygarlığın ta kendisi olan tiyatroyla bağdaşamadılar.
Bu gelişme aslında anlaşılması güç bir çelişkidir. Ama gerçektir. Bu konunun aydılatılmasını konunun uzmanlarına bırakıyoruz.
Bademler köyünde tiyatronun son üç beş yıl içindeki durumuna gelince şunları söyleyebiliriz:
“Kendi gitti, adı kaldı yadigâr” denildiği gibi, şimdi köyde tiyatronun adıyla birlikte bir de binası kaldı. Bademler köyü insanları tiyatro binasını tapınak gibi koruyorlar. Arada bir düğünler burada yapılıyor. Sahnede takı, ya da kına törenlerinin yapılmasına izin var, ancak köçek oynatılmıyor. “Bu sahne tiyatro içindir,” deniliyor.
Gençler yeni yeni oyunlar sahneye koymaya bir kaç kez kalkıştılar. Ancak, kimi kez “Oyun bulamadık,” dediler. Bir kaç kez de oyun buldular, hatta rol dağılımı da yaptılar. Fakat ya TV'deki Amerikan dizisi ağır bastı, ya da ay ışığında köyün alt ucuna doğru yürüyüşler daha tatlı geldi. Veya evlerde sürüp giden tombala partileri gençlerin tiyatro için haftada birkaç gün bir araya gelmelerine engel oldu.
Kırk yıl önce dağda aylarca kömür yaktıktan sonra köye inen ve soluğu tiyatroda alan yoksul Hasan’ların, Ali’lerin, Mehmet’lerin çocukları bugün artık tiyatroyla uğraşmayı akla uygun bulmuyorlar. Onlar fırsat buldukça geceleri son model Mercedes otomobillerine atladıkları gibi sözgelimi Çeşme’de Disko’ya gidiyorlar. Hem de ağızlarında Amerikan sigarası, bacaklarında Amerikan pantalonu olduğu halde.
8. Sonuç ve Öneriler
Bademler köyünde yaklaşık yarım yüzyıl önce “Halkın tiyatrosu”nun ortaya çıkışı ulusumuz için bir fırsattı. Ülkemizde tiyatronun halka mal edilmesi, ya da “Halkın tiyatrosu”nun kurulması için çırpınanlar bu fırsatı değerlendirmeyi bilemediler. Her nedense, bir yandan halkın içinden çıkmış kişilerle, halkın konusunu, halkın gözü önüne serecek toplulukların hasretini çektiler. Öte yandan, burunlarının dibinde kendiliğinden oluşan böyle bir topluluğu, bir başka deyişle Bademler köyü tiyatrosunu görmezden geldiler.
Uzun sözün kısası sonuç olarak şunu belirtebiliriz:
Orada, Bademler köyünde bir çocuk doğdu. Ne doktor baktı, ne anası emzirdi. Bebek kendi çırpınışlarıyla yaşamayı denedi. Fakat beceremedi, öldü. Bademler köyünde tiyatro olayı bundan ibarettir.
Bu acı son karşısında öneri ne olabilir?
Çekirdeğin yeşerdiğini gördük. Fidanın artık meyva verdiğini biliyoruz. Şimdi bu ilk fidanın kurumuşluğuna aldırış etmeden yenilerini yeşertmeyi deneyeceğiz. Yeni fidanlar yetiştirip meyvasını almaya bakacağız. Hem de bu birinci deneyden ders alarak. Hem de Bademler deneyimini örnek diye kullanarak.
O zaman belki, Bademler köyü insanı İzmir sokaklarında ekmek arayacağı yerde, tiyatrosu için salon aramakla geçirdiği günlerine yanmayacaktır. O zaman belki, bizim kadınlarımız süslü salonlarda konken partilerinde vakıt öldürürken, Bademler köyünün Gülsüm’ü, Döne’si, Zeyno’su tiyatro için harcadığı emeğin boşa gidişinden bizi sorumlu tutmayacaktır.
Muhsin Ertuğrul ne demişti: “Finlandiya’da sekiz bin tane böyle halkın tiyatrosu var. Bizde sekiz tane olmaması hepimizi utandırmıyor mu?”
Yeni yeni “Halkın tiyatroları” kurmaya yönelirsek, kim bilir belki o da yerinde huzura kavuşmuş olacaktır.
Son Söz
Evet, aradan geçen 18 yıl sonunda bugün görüyoruz ki, tiyatronun ülke çapında yaygın hale getirilmesi yolunda bir adım bile atılmamıştır. Hele hele “Halkın Tiyatrosu” denilen olgunun yanından bile geçilmemiştir. Devlet ve biraz da belediyeler büyük merkezlerde birkaç perdeyi yılda şu kadar kez açıp kapayınca görev tamamlanıyor, gibi bir duygu içindeler. Buna belki de “duyarsızlık içindeler” de diyebiliriz.
Oysa, Hoca’nın dediği gibi, elde yeterince malzeme var. Gözümüzün önünde Bademler örneği var. Bir başka deyişle un, şeker, yağ hazır. İş helvayı ortaya koymakta, biz yıllardır onu beceremiyoruz. Muhsin Ertuğrul’dan beri biz ulusça “helvacı” bekliyoruz.

